Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bravo doğrusu, bu kadarını beklemiyordum...

Salı, 14 Haziran 2011 - 05:00

Şimdi herkes efelik taslayacak ve “Ben demiştim” diyecek. Ben AK Parti’nin kazanacağından emindim ancak yüzde 50 gibi müthiş bir sonuç elde edebileceğini sanmıyordum. Yüzde 45-46 gibi bir sonuç olabileceğine inanmıştım. Bunda anketlerin de etkisi vardı tabii... Sadece benim değil, medyanın egosu yüksek takımının da, ülkenin nabzını tutamadığına inandım. Kampanya sırasında öylesine yazılar okudum ki, bugün büyük bölümünün kalemlerini bırakıp, gazetelerinden istifa etmeleri gerekir.

[[HAFTAYA]]

Kim ne derse desin Erdoğan istediğini elde etti. Yok herkese bahşiş dağıtmış, yok sertlik yapmış, yok BDP’ye ters davranmış, ne yapmışsa yapmış. Ülkedeki iki kişiden birinin beğenisini kazanmış durumda. Bravo doğrusu... Artık söylenecek laf yok. Şu andan itibaren yepyeni bir Türkiye’ye gidiyoruz. Artık insanların hizmet beklediği, şeriat tehlikesinden korkmadığı, laik-dinci kavgasına itibar etmediği ve daha zenginleşmek isteyen bir Türkiye’de yaşayacağız. Bu seçimin sonucunu “İslamcılar kazandı, günlük hayatımız zehir olacak” diye okumaya çalışanlar yanıldı. Türkiye’nin eski tabulardan geçmişteki gibi korkmadığı anlaşıldı.

Aksi halde Erdoğan’a bu kadar oy verilmezdi. Aksi ispat olana kadar balkona inanacağım... Bu sonucun nedenlerini incelediğimiz zaman Başbakan ile AK Parti teşkilatının çok iyi çalıştıklarını ve HİZMET unsurunun ön plana çıktığını görüyoruz. İnsanlar, “çılgın politikalardan” hoşlandı. Kendilerinin de bu şekilde zenginleşebileceğine inandılar. İdeolojik tartışmalardan, içi boş tabu ve sloganlardan bıktıklarını gösterdiler. Şimdi yeni bir sürece giriyoruz.

Toplumun beklentisi de, sert dönemin bitmesi ve biraz daha uzlaşıya kayılması. Başbakan’ın balkon konuşması, 2007’deki kadar etki yapmadı ancak beni ümitlendirdi. Zira unutmayalım ki, böylesine bir çoğunluğa sahip partinin lideri, karşısında ayaklanmış ve sokaklara dökülen yüzde 50’lik bir muhalefetle yaşamak istemez. Ahmet Taşgetiren’in (Bugün Gazetesi yazarı) dediği gibi “Yönetilebilecek bir ülkenin Başbakan’ı olmak ister”. Erdoğan balkonda önemli sözler verdi.

- Kimsenin günlük yaşamına karışmayacağını...

- Özgürlüklerin genişleyeceğini...

- Anayasanın uzlaşı ile çıkarılacağını...

- Mütevazı olunacağını...

- Hesaplaşmaya değil, helalleşmeya geldiğini söyledi... Kimilerimiz bu konuşmayı “Biz 2007’de de bunu duyduk ancak tersi çıktı” diye dinledi. Ben “aksi ispat olana kadar, Erdoğan’a inanacağım” ancak aksi çıktığı zaman da karşısına dikilip hakkımı arayacağım. Kimilerimiz AK Parti’nin dünyada dahi çok nadir görülen bu sonucundan korktuklarını saklamıyorlar. Ülkenin dincileşeceğini sananlar dahi var. Hayır, korkmaya hiç gerek yok. Hiçbir sorunun yaşanmadığı, düzgün ve doğru bir seçim yapıldı. Sonuçlar hoşunuza gitmemiş olsa dahi, dün sabah yeni bir Türkiye’ye gözlerimizi açtığımızı kabul edelim. Sorumlulukları artmış yeni bir Başbakan var ve Türk demokrasisi önemli bir aşamadan geçti. Ben ümitliyim... Korkmuyorum. Hakkımı arayabildiğim sürece de, kimse beni korkutamaz.

İkinci galip BDP...

Beni memnun eden ikinci gelişme, BDP’nin tüm güçlüklere rağmen, bağımsız adaylarının sayısını 20’lerden 36’ya yükseltmesiydi. BDP’yi ben Türkiye’yi bölmek ve toprak bütünlüğümüzü mahvetmek isteyen bir parti olarak görmüyorum. PKK’nın siyasi uzantısı ve Kürt sorununu çözmek istiyorsak, T.C. Devleti’nin tek muhatabı olarak görüyorum. Şimdiye kadar yaşadıklarımız açık bir pazarlık şeklinde geçti. Bundan dolayı ben kampanya sırasında söylenenleri pek ciddiye almıyorum. Asıl bundan sonrası önemli.

Bundan sonrası da, BDP’ye önemli sorumluluklar veriyor. Sorumluluklarının en önemli bölümü de, sokaklara hakim olması ve çözümü şiddette değil, tam aksine mantıkta ve uzlaşıda araması gereğini içeriyor. BDP, gerçekten Kürt sorununu çözmeyi istiyorsa, toplumunun desteğine ihtiyacı var. Bunu da sertleşmekle değil ancak kan dökülmesini önlemekle elde edebilecektir. Bunun için de, AK Parti ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesi ve karşılıklı kullanılan dilin değişmesi gerekiyor.

AK Parti de, BDP’ye sahip çıkmalı...

BDP’nin 36 milletvekili çıkarması son derece önemli. Bu partiye oy veren 3 milyona yakın Kürt kökenli vatandaşımızın bir mesajı var. Mesaj da çok net: “Bizim temsilcimiz BDP’dir ve artık bir çözüm istiyoruz.” AK Parti bu mesaja kulak vermeli. Erdoğan tarihe geçmek istiyorsa, Kürt sorununu çözmesi gerektiğini biliyor. Bütün sorun BDP ile diyaloğa sıfırdan başlayabilmesi ve yeni bir dil kullanılmasında yatıyor. BDP nasıl AK Parti’ye el uzatmak zorundaysa, AK Parti de BDP’ye sahip çıkmalıdır. BDP’nin parlamentodaki milletvekili sayısını 36’ya çıkarmasını hafife almamak ve kolları hemen sıvamak zamanı geldi. Zor ve çok iniş çıkışlı bir dönemden geçeceğiz, ancak bu seçimler tünelin ucunda ışığın görünmesini sağladı.

Yandex.Metrica