Bu gidiş...

Cuma, 06 Ağustos 2010 - 05:00

Bir Şûra yaşadık, o da burnumuzdan geldi.

Sanırsınız ki, iki hasım devletin kurumları çarpışıyor:

- Bizimkilerle ötekiler.

Ve sanırsınız ki, bunları alkışlayan taraftarlar da, iki hasım millet.

Durum bu hâle geldiyse, artık ister darbe olsun, ister irtica gelsin, ister ülke bölünsün, ne farkeder? Bundan kötüsü olmaz ya.

***

Dahası var.

Asker, askeri ihbar ediyor.

Hakim, hakimi yargılıyor.

Savcı, savcıyı tutukluyor.

Yazar, yazarla mahkemelik...

Siyasetçi desen, onlar zaten kan davalı.

Onun için diyorum ki, ne olacaksa olsun artık.

Bundan kötüsü var mı?

***

Benim komutanım, senin komutanını döver.

Benim savcım, senin savcını yener.

Benim hakimim, senin hakimini yer.

Dün gece baktım, yan masada iki arkadaş tartışıyor. Biri diyor ki:

- Orduevleri, kanun kaçaklarının saklanacağı yer değildir.

Öbürü de diyor ki:

- Peki, Millet Meclisi, şaibeli insanların saklanacağı yer midir?

Gülle gibi lâflar.

Güya Boğaz’da yemeğe gelmişler.

Çilingir sofralarını sevsinler...

Uzun süre sustular. Hiç konuşmadılar.

***

Sevgili okuyucular.

Ne Orduevleri öyle olsun, ne de Meclis böyle olsun.

Ama bizimkiler diyor ki ötekilere: “Madem öyle, işte böyle.”

Nasıl devam eder bu devran?

Türkiye nereye varır?

Siz hâlâ diyorsunuz ki:

- Genelkurmay Başkanı kim olacak?

Ne farkeder?

BBG Evi gibi gözetlemiyor muyuz teröristleri?

Komutanlı veya komutansız.

Maksat gözetlemek değil mi?

Üstelik Heron’larımız da var.