'Bunlar' istihbaratçı polismiş!

a
a
Salı, 23 Kasım 2010 - 05:00

15 Ekim 2010 tarihinde, köşemde isim vermeden “Bunlar” başlığıyla bir yazı yazmıştım. “Bunlar” kim diye çok merak eden oldu. İki istihbaratçı polis, noterden bir yazı gönderip “Bunlar”, “Biziz” dedi.

Yazım şöyleydi:

“Herkes bana aynı şeyi söylüyor;

‘Aman kendine dikkat et.’

‘Nasıl yani?’ dediğimde...

‘Bunlar her şeyi yapabilir?’ diyorlar.

Telefon ettiğim meslektaşlarım

‘Seni hâlâ almadılar mı?’ diye şaka yapıyorlar!

Gözle görünmez bir düşmandan söz ediyorlar sanki.

Adları yok.

‘Bunlar’ diye söz ediliyor kendilerinden.

[[HAFTAYA]]

Ama ben kim olduklarını çok iyi biliyorum.

Devletin eli olarak karşımıza çıkıyorlar ve hayatları esir alıyorlar.

Türkiye’deki birçok kirli işin şifresini barındıran Hrant Dink cinayeti aydınlanma yoluna girdikçe, bu konuda sorulan sorular çoğaldıkça, ‘bunlar’ın kızgınlıkları da artıyor.

Dink cinayetiyle ilgili olarak yazdığım kitap yüzünden açtırdıkları davalarda beni 32.5 yılla yargılattılar.

İftira attılar, komplo kurdular, korkutmak istediler... Hiçbiri olmadı.

Ben pes etmedikçe yeni yöntemler deniyorlar.

‘Dikkat et’ diyenlere kulak verip etrafıma baktığımda tehlikeyi artık ben de görüyorum.

Telefonumun istihbari amaçlı dinlendiğini ‘bazı polisler’ aylar önce bana bildirmişti.

Şimdi takiplerin başladığını da görüyorum.

Dostlarım ‘Bunlar sen yokken evine girip bir CD, bir belge bırakırlar. Sonra da evi basıp ‘Bulduk’ diye ortaya çıkarlar’ diyor.

Her şey mümkün.

Ama ümidimi asla yitirmedim: Bu ülkede hâlâ sağduyulu polisler ve yargıçlar var.

‘Bunlar’ bir gün Hrant Dink cinayetindeki sorumluluklarından dolayı yargılanacaklar.”

Noter yazısıyla itiraf

Ankara 25’inci Noterliği’nden 8 Kasım 2010 günü alınan ve dün gazetemize fakslanan bir ihtarnamede “Bunlar” isimlerini vermişler.

Birinin adı İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer, diğerinin adı İstihbarat Daire Başkanlığı polislerinden Muhittin Zenit’miş.

Bu iki polisin avukatı Seyfettin Uzunçakmak tarafından gönderilen ihtarnamede aynen şunlar yazıyor:

“Nedim Şener’in yazısında “Bunlar” dediği kişiler kendisinden şikayetçi olan müvekkillerdir. Müvekkiller sadece ve sadece yasal görevlerini ifa ettiklerinden gerçek dışı isnatlara ısrarla konu edilmek istenmektedir.

İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde istihbarattan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Ali Fuat Yılmazer bir takım çevrelerin uzun süredir hedefinde olup yasal yollarla müvekkillerin görev yapmasını engelleyemeyenlerin bu tür yeni spekülasyonlardan medet umar hale geldikleri açıkça gözlenmektedir.

Nitekim Başbakanlık Teftiş Kurulu’nca hazırlanan inceleme raporunu sürekli gündemde tutmaya çalışan Nedim Şener’in bu rapor üzerine mülkiye müfettişleri tarafından hazırlanan raporu sabote etmek için giriştiği de malumdur. Şimdi de kendisinin komplo kurularak zor durumda bırakılacağı yönündeki safsataları dillendirmesi çok önemlidir.”

Bazı şeyleri bilmiyor muyuz?

Türkiye’de polislerden böyle bir ihtar alan gazeteci sayısı fazla değildir. Ben bana kurulacak komployu ihbar ediyorum, birileri çıkıp onlar “Biziz” diyor. Zenit’i ayrı tutuyorum.

Çünkü o emir kulu. Ama Yılmazer’in sözlerine karşılık vermek gerek. Evet, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan başbakanlık raporu, mülkiye müfettişlerinin “hukuksuz” raporuyla çürütülmek istendi.

Ancak Başbakanlık Teftiş Kurulu buna sert bir cevap verdi. Dolayısıyla dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile İstihbarat Dairesi C Şube Müdürü Yılmazer’in Dink cinayeti konusundaki ihmalleri ortada. Yazıda, telefonumun istihbari amaçlı dinlenip dinlenmediği bilgisi nedense yok. Komplo ile ilgili açıklama da yer almamış. Ama dikkatimi çeken bir cümle var; “(Yılmazer’in) Başarılı çalışmaları gölgelemek için yapılan çirkin saldırılara sessiz kalınması, elbette ki beklenmemelidir.”

Bu cümleleri “kiralık” kalemler de yazdı. Kastettikleri, Ergenekon ve benzeri operasyonlar. Biz “Neden bu operasyonları yapıyorsunuz, yapmayın” demiyoruz ki. Yalnızca Dink cinayetindeki ihmallerini gündeme getiriyoruz. Sorumluların hesap vermesini istiyoruz. O yüzden böyle bir savunma mantıklı değil. Hem bu polisler operasyonların savcıların talimatıyla Terörle Mücadele Şubesi tarafından yapıldığını, istihbarat şubenin ise destek birimi olduğunu unutuyorlar mı? Yoksa bizim bilmediğimiz şeyler mi var?