Bunun adı cehalet!

Cumartesi, 03 Şubat 2018 - 05:00

TRT’nin çocuk kanalında ‘Kardeşim Ozi’ isimli bir çizgi film yayınlanıyor ve bu ‘Ozi’ Down Sendromlu bir çocuk. Elbette, çocuklarda farkındalık yaratmak amacıyla yapılan bir iş bu.

Çocuğum olmadığı için çizgi film dünyasına hakim değilim, dolayısıyla da bu bilgiyi geçenlerde okuduğum bir haberden öğrendim.

Ki bence şahane bir iş yapmış TRT, tebrik ederim.



Zaten içimden geçen ilk cümle de şu oldu: TRT’nin son zamanlarda yaptığı en iyi şey!

ŞİKAYETÇİ OLAN ANNE!

Sonra öğrendim ki bir anne, bu karakterden rahatsız olmuş.

Zira ‘Ozi’nin fiziksel görünümü ve konuşması, kızının gelişimini olumsuz etkiliyormuş!!! “30 yaşında kadınım, ben korkuyorum, hiç mi çocuğunuz yok, hangisi Ozi’ye benziyor” diyerek yayının durdurulmasını istemiş.

İşte o anda da içimden şu geçti: Yazık senin yetiştirdiğin çocuğa!

Bunun adı düpedüz cehalet, bunun adı düpedüz eğitimsizlik. Ve keşke eğitimsiz, cahil, farkındalığı olmayan anne ve babalar çocuk yetiştirmese!! Gerçekten içimden geçen bu, kimse kusura bakmasın.

Bu anne hem izlediği çizgi filmin neye hizmet ettiğini bilmiyor, hem Down Sendromlu çocuklardan korkmaması gerektiğini bilmiyor, hem de çocuğuna ötekileştirmeyi, kendisine benzemeyene tahammülsüz olmayı öğretiyor. Vallahi yazık, çok yazık.

Onlar aslında senin endişen

Bu arada uzmanlar, ‘Kardeşim Ozi’ isimli çizgi filmi sonuna kadar destekliyor ve “Bu karakterin Down Sendromlu olduğu anlaşılsın diye yayına işaret koymak yanlış olurdu” diyor nedenini şöyle açıklıyor:

“Çünkü çocuklar aralarında böyle bir fark görmüyor. Bu farkı görenler aileler, endişe edenler de onlar....” Gayet net yani. Çocuğunuza ne öğreteceğiniz, onun nasıl bir birey olarak yetiştireceğiniz sizin elinizde.

Ben bu çizgi filmden korkan ve yayını durdurmak isteyen anneyi tanımayı ve ona şunu demeyi çok isterdim: Ablacım sen kızını neden koruyorsun acaba? Etrafına dön bir bak; hayatın içinde türlü türlü engeli olan, görmeyeni duymayanı, kanser yüzünden saçını kazıtanı, maske takanı, otistik olanı, Down Sendromlu olanı, hatta başka neler var, neler...

Sen çocuğuna bunlardan korkmayı mı öğreteceksin, onlara saygılı olmayı mı?

NASIL İKİYÜZLÜLÜK BU FİLM ONU ANLATIYOR

Hangi filmden bahsediyorum?

Bugün vizyona giren ve İtalyan filmi ‘Muhteşem Yabancılar’ın Türk işi versiyonundan.

Ferzan Özpetek bu filmi izler izlemez Türkiye haklarını satın alıyor. Çünkü çok zekice ve her yapımcının rüyasını süsleyen bir hikaye.



Sonra BKM ile ortak oluyor, şahane bir oyuncu kadrosu oluşturuluyor, Serra Yılmaz yönetiyor, aslına sadık kalarak çekiliyor.

Ortaya ilişkiler ve sırlar üzerine şahane ve sarsıcı bir film çıkıyor. Adı da ‘Cebimdeki Yabancı’.

7 arkadaş bir yemekte cep telefonlarını masaya koyarak bir oyuna başlıyor: Gelen her aramayı, mesajı, maili herkesin bilmesi şart.

Tabii her gelen bildirimde bütün sırlar ortalığa saçılıyor, her şey tepetaklak oluyor, aslında herkesin ne kadar ikiyüzlü olduğu, yalancı olduğu ortaya çıkıyor.

Bakın söylüyorum; izleyince tokat yemiş gibi olacaksınız, o kadar iyi.

Ha, izledikten sonra bu oyunu oynar mısınız bilmem ama sırlarınız varsa hiç yeltenmeyin derim.

Ferzan Özpetek salon açsın müşterisi olalım!

‘Cebimdeki Yabancı’ya dair şunları öğrendim:

■ Filmdeki şahane sofra gerçek; o yemekler bol bol yenilmiş. Bir ay kadar süren çekimlerde oyuncular ziyafet çekmiş resmen. Serkan Altunorak “3 kilo aldım ama helali hoş olsun, hiç pişman değilim” diyor. Buğra Gülsoy da da kilo aldığını itiraf edenlerden!

■ Belçim Erdoğan’ın kısa saçlarından Ferzan Özpetek sorumluymuş! Özpetek bu film için saçlarını kestirmesini istemiş, Belçim de kabul etmiş. Çok iyi yapmış çünkü gayet modern saçlara kavuşmuş, çok da yakışmış.

Ferzan Özpetek’in öyle artistik bir bakışı var ki, kuaför salonu açsa ilk müşterisi olurum, çok net!

Hatırlayın... ‘İstanbul Kırmızısı’ filminde de Tuba Büyüküstün’ün saçlarına Özpetek karar vermişti. O kısacık saçları, İtalya’dan özel gelen kuaför yapıyordu ve çok çok havalıydı.

Sonrasında Tuba’yı hiç iyi saçla görmedim zaten; hep şekilsiz, hep sıradan.

Keşke yine Özpetek’e danışsa ya da İtalya’dan gelen o kuaföre koşsa!