Şirin Sever

26 Mayıs 2024, Pazar 07:00

THY’nin İspanya hedefi: 1 milyon turist

Türk Hava Yolları, dünyanın üç büyük havayollarından biri. Dolayısıyla Türkiye’nin en önemli markalarından.

Nedenini anlamak için rakamlara bakmak yeterli:

* Bu sene 91. kuruluş yıl dönümünü kutlayan marka, 454 uçaklık filosu ile 293 uluslararası, 53 yurt içi olmak üzere dünyada 130 ülke ve 346 noktaya uçuyor.
* 2023’ü rekorlarla kapatan THY, 53 milyon dış hat olmak üzere toplamda 83.4 milyon yolcu taşıdı.
* Geçen yıl dünyadaki her 30 yolcudan birini taşıyan şirket; Türkiye ekonomisine de 56 milyar dolarlık katkı sağladı.

THY sadece yolcu taşımakla da kalmıyor, ülkenin tanıtım elçisi gibi çeşitli stratejiler de geliştiriyor. Uçuş yapılan ülkeleri çeşitlendirmek, sürdürülebilir bir turizm endüstrisi oluşturmak, turizm sezonunu 12 aya uzatmak ve Türkiye’ye olan turizm talebini 81 ilimize yaymak bu stratejiler arasında. Bu kapsamda da dünya genelinde 200’den fazla ülke ve bölgede çok aktif pazarlama ve tanıtım faaliyetleri yürütülüyor. Tüm amaç; Türkiye’yi turizmde öncelikli destinasyonlar arasında konumlandırmak. Önümüzdeki en yakın hedeflerden biri de şu; tam 1 milyon İspanyol turistin ülkemize gelmesini sağlamak. THY’nin Madrid seferlerinin başlamasının 40. yılı şerefine, İspanya’nın başkenti Madrid’te düzenlenen etkinlikte açıklandı bu hedef. 130’dan fazla acentenin, İspanyol basınının ve İspanyol influencer’ların katıldığı Türkiye tanıtım gecesindeydim... Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Ahmet Bolat, yönetim kurulu ekibi ve Türkiye’nin İspanya Büyükelçisi Nükhet Küçükel Ezberci’nin de katıldığı etkinlikte, gurur verici rakamlar paylaşıldı. Geçen yıl İspanya’dan Türkiye’ye 324 bin turistin geldiğini, bundan sonraki hedefin ise 1 milyon İspanyol turist olduğunu söyleyen Bolat şu noktanın altını çizdi: “Buradaki 40. yıl dönümümüz sadece geçmişteki başarılarımızı kutlamak için değil, aynı zamanda bu iki canlı ülke arasındaki kültürel alışverişi, turizmi ve ekonomik bağları geliştirmeye ve büyütmeye yönelik bir çalışmadır.”

23 Mayıs 2024, Perşembe 07:00

Konumuz sokak köpekleri

Hiç bitmeyen, çözümü asla bulunamayan tartışma bir kez daha gündemimizde. Evet, sokak hayvanları sorunu. Meclis’e getirilen bir yasa teklifi var, içinde de sahipsiz kalan sokak köpeklerinin uyutulacağı şeklinde bir madde var. Elbette kimse bu köpeklerin uyutulmasını istemez. Çünkü öldürmek kesinlikle bir çözüm üretmek anlamına gelmiyor bana göre. Bunu net olarak ortaya koymak isterim. Diğer taraftan… Evet işin bir de diğer tarafı var. Hayvan severlerin sapla samanı karıştırdıklarını düşünüyorum zaman zaman. Masaya önce ‘hayvanlardan zarar görülebilir/görenler var’ gerçeğini kabul ederek oturmak lazım. ‘Hayıııırrrrr hayvanlar asla yapmaz’ diyerek bir yere varılamıyor çünkü. Sırf bu yüzden insanları yaftalamak, politik olarak ayrıştırmak, ‘hayvan sevmeyen insan da sevmez’ demek, yok efendim ‘Türkiye’de sokak hayvanı sorunu yoktur, kötü insan sorunu vardır’ türünde saçmalıklar sorunu çözmüyor gördüğünüz gibi. Bu sorun yüzünden canı yanan insanlar var, önce bunu kabul edeceksiniz. Ok? Bakın geçtiğimiz aylarda bir sosyal medya fenomeninin tasmasız köpeği, komşusuna ait minik bir köpeğe saldırıp ölümüne yol açtı. Sokak hayvanı da değil; sahipli bir hayvan! Görüntüleri izlerken dehşete düştüm. 3 kişi iri köpeği durduramıyor, geri çekemiyor, küçücük köpeği ağzından alamıyor. Küçük köpek yerde kanlar içinde. Sahipleri feryat figan ağlıyor. Ne yazık ki bu ülkede insanlar, köpeklerine de pek güveniyor. ‘Yapmaz, ısırmaz, çok usludur’ der ağızlığını tasmasını asla takmaz. Öyle bir özgüven! Bu da bir sorun mesela, bunları kabul ederek başlayacaksınız çözüme katkı sunmaya. Hatta bakın, geçen sene annemin başından geçen bir olayı tekrar buraya yazayım, anlayın ne demek istediğimi...

Öldürmeyin, çözüm bulun!

Ankara’da bir sitede oturuyor bizimkiler… Mevsimlerden kış. Sahipsiz bir köpek sitenin içine yerleşmiş ve doğum yapmış. 6-7 tane yavru köpek ve anne; Ankara’nın o kuru soğuğunda, karda kışta yaşam savaşı veriyor, tir tir titriyor sürekli. Tabii sitedekiler yemek veriyor, besliyor Allah’tan ama ortalık çöpten, yemek artığından geçilmiyor bu sefer de. Neyse, anne köpek yavrularını koruma dürtüsüyle her önünden geçene havlıyor. Saldıracak mı diye önlerinden geçip markete bile gidemiyor annem. Yaşlı kadın neticede, korkularının üzerine mi gitsin o yaşta, ne yapsın yani?!! “Bir şekilde çıksam eve giremiyorum, kaç kere soğukta bekledim, biri geçsin de onunla apartmana gireyim” diye anlatıyor ama o anlattıkça benim içim gidiyor. Üzülüyorum. En sonunda bizimkiler ve onlar gibi korkan komşuları ‘olacak gibi değil’ diyorlar ve belediyeyi arıyorlar. Bir sabah belediye geliyor köpekleri ve yavruları alıyor, bakımevine götürüyor. Tabii sitede kıyamet kopuyor, ‘kim haber verdi’ diye herkes ayakta. Sanki hayvanları giyotine yolladılar! Neyse, bu müthiş hayvan severler belediyeyi arıyorlar, gidip köpekler güvende mi görüyorlar da rahatlıyorlar sonunda. Bu kadın o karda kışta donsa, köpeklerden kaçayım derken düşse bir tarafını kırsa, asla oralı olmazlar ama orası net! Ayrıca küçücük bebeleri soğukta tir tir titretmek midir hayvan sevmek anlamıyorum ki!! Şunu anlasalar artık; köpeklere dokunmak, yaklaşmak herkes için mümkün olmayabilir. ‘Korkma’ deyince değiştirebileceğiniz bir şey de değil bu! Bunu da geçtim; bir hayvan ısırsa, insanı suçlayacak kadar şuursuz bazıları! Köpekten korkanları linç etme teröründen vazgeçin artık! Her korkan da, hayvanların kötülüğünü istiyor sanmayın.

* * * * *

Evet böyle yazmıştım. Yazdığım her satırın da arkasındayım. Sadece annem değil, o kadar çok insan mağdur olmuş durumda ki bu sokak hayvanlarından. Kaçarken düşenler, ısırılanlar, yüzleri parçalananlar vs... O yüzden bir kez daha söylüyorum: ‘Sokak köpeği saldırıları gerçeği yansıtmıyor, tek tüktür, abartıdır’ zırvalarını bırakıp böyle bir sorunun varlığını kabul ederek masaya oturulmalı ve konuşulmalıdır. Halk vicdanında büyük yaralar açmadan, toplumsal çatışma yaratmadan, uzlaşı ile çözüm bulunmalıdır bu işe. Bu iş, köpekler öldürülmeden de halledilebilir. Ama herkes gerçekçi olmalı, orası net.

 

Cannes polemiğinde kim haklı?

19 Mayıs 2024, Pazar 07:00

Namuslu namussuzlar!

Burası öyle bir ülke ki... En namussuzlar, namus timsali diye geçinir, şaşarsın. Bakınız jartiyer sandığı şeyle sahneye çıkan şahıs mesela... İsmini hiç vermek istemiyorum çünkü hiçbir şey yapmadan kendini gündemde tutmaya çalışan birinin reklamını yapmaya gerek yok. Ama siz anladınız kim olduğunu. Mesele jartiyeri de değil; kim ne istiyorsa giysin, bize ne? Mesele şu: Zamanında ‘Böyle bir ülkede metroya askılı ile binmesinler’ diyen şahsın bugünkü hali! Görüşlerine ya da giydiklerine kıymet verdiğimizden değil bu yazı... İnsanların hayatlarına mal olan mevzularda saçma sapan konuşmaya cüret edebildikleri için! İnsanların ayarlarıyla bu kadar kolay oynayabildikleri için! Tecavüzcüleri, tacizcileri, kadın katillerini normalleştirdikleri, uçsuz bucaksız saçmaladıkları için! Şimdi olaya bakın... Geçenlerde Sultanbeyli’de, 13 yaşındaki bir çocuğa 15 kişinin tecavüz etmesi davasında kan donduran sorular saçıldı ortalığa... Bir avukat “Etek boyunu kısaltması ve daha usturuplu davranması için okuldaki hocaları tarafından uyarılıp uyarılmadığını’ sordu tecavüze uğrayan çocuğa. Yani diyor ki; sen usturupsuz davrandığın için oldu bunlar! Evet, bir avukat, 13 yaşındaki çocuğa bunu sordu. Sorabildi. Üstelik bir kadın avukattı bunu soran! (Allah’tan mahkeme başkanı soruyu uygun bulmadı ve sordurmadı. Buna da şükür diyelim) Çok acıklı, çok akıl almaz, çok utanılası. İşte tecavüzcüleri kurtarmak ve aklamak için sorulan bu sorular günlük hayatta besleyip büyüttüklerimizin eseri olduğu için kızgınım. Şu şuursuzları hayatımızdan çıkarmadığımız, onlara pirim verdiğimiz için. Kim ya bu insanlar? Bu insanları ünlü yapanları sorguluyorum bir yandan da... Tık almak için değer mi ey haberci dostlar?

PEKİ KİŞİSEL TASARRUF TEDBİRLERİ?

Önceki gün Resmi Gazete’de yayımlandı; kamuda tasarruf tedbirleri başlıyor. Buna göre; kamu kurum ve kuruluşlarında 3 yıl süreyle yeni taşıt edinilmeyecek, yabancı menşeli taşıt kullanılmayacak, temsil ve ağırlama ödenekleri zorunlu haller dışında kullanılmayacak, gezi ve kokteyl yapılmayacak, rapor/kitap basılmayacak vs. Bakalım ne kadar uygulanacak, gerçekten hayata geçirilecek mi? Vatandaş olarak takipçisi olalım elbette ama bir yandan da kendi hayatlarımızda da tasarruf tedbirleri alsak ya? Yeni kıyafetler almadan hayata devam etmek pekala mümkünken, az ve öz giyinmek geçerli akçeyken, eskileri değerlendirmenin mutlaka bir yolu bulunabilecekken, mesela giymediklerimizi çeşitli satış platformları üzerinden satma imkanı varken ya da ihtiyacı olana vermek söz konusuyken... Dolabımızı, evimizi, hayatımızı hafifletmek için ne bekliyoruz?

GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MOTTOSU: HAREKET ET!

Geçen gün şöyle bir manşet gördüm: Tarihte ilk kez bir jenerasyon anne babalarından daha sağlıksız! Elbette haberde Amerika’dan bahsediliyordu ama Türkiye’de de durum farklı değil. Türkiye’de her 100 kişiden 59’unda fazla kilo sorunu var. Obezite sıklığı her geçen gün artıyor. Obezitenin neden olduğu sorunlar oldukça fazla, malum. Bunların en başında da kalp damar hastalıkları geliyor. Yani tehlike büyük. İşte bu nedenle; 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri ve festivalleri bu yıl ‘Hareketlilik Yılı’ mottosuyla gerçekleştiriliyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü; bu yıl 81 ilin kent meydanında düzenleyeceği gençlik festivallerinde gençler kadar her yaştan vatandaşın da etkinliklere bizzat katılmalarını amaçlıyor. Böylece 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamanın yanı sıra vatandaşları da spor etkinlikleriyle buluşturarak hareketli bir yıl için farkındalık oluşturuyor. İstanbul Taksim, Ankara Kızılay ve İzmir Konak meydanları başta olmak üzere şehrin en kalabalık meydanları herkesin ilgisini çekecek çeşitli spor etkinliklerine sahne olacak. Mini golf, masa tenisi, dart, bilek güreşi, curling, penaltı alanı, 3x3 basketbol, okçuluk, bisiklet, badminton, canlı langırt, şişme oyun parkurları gibi sporlar şehir meydanlarında gençlerle buluşacak. Sadece gençler değil dileyen herkes bu spor etkinliklerine dahil olabilecek. Büyüklerimiz ne demiş; nerede hareket orada bereket!

 

16 Mayıs 2024, Perşembe 07:00

Kadın gibi sür!

“Öndeki sürücü kesin kadın!” Bu lafı taksicilerden ya da erkek sürücülerden kaç kez duyduk kim bilir. Yavaş gidiyorsan, temkinli davranıyorsan ya da herhangi bir sürücü gibi hata yaptıysan, ‘Bak kadın sürücü işte’ diye anında yaftayı yapıştırıyorlar. Üstelik çekinmeden, yüzümüze yüzümüze yapıyorlar bunu. Yine erkeklerin alanına girmişiz gibi, küçümseyerek, ayar çekerek falan… Çünkü hayatın her alanında olduğu gibi trafikte de bir ‘kadın vandalizmi’ var maalesef.

Tahammülsüzlük, beğenmemezlik had safhada. Kabul ediyorum; kadınlar daha temkinli, daha yavaş olabiliyor otomobil kullanırken ama nedeni var: Sürücü koltuğuna oturmaya, erkeklerden daha geç başlıyorlar. Oysa erkekler daha reşit bile olmadan direksiyonda buluyor kendini. Bazen babanın kucağında, bazen babanın aracını kaçırmak suretiyle. Neyse işte, kadın sürücülere yönelik bu aşağılama cümlesi tersine döndü! Artık ‘Kadın Gibi Sür’ kampanyası başladı ey erkek milleti! Tamam bizde değil Fransa’da başladı ama eli kulağındadır, bize de gelir yerleşir pek yakında. Hikaye şöyle: Fransa’da trafik kazalarında hayatını kaybeden veya yaralananların haklarını savunan bir dernek başlatmış kampanyayı... Erkeklerin daha iyi sürücü olduğuna dair süregelen ‘kadın düşmanı’ algıyla mücadele etmek isteyen dernek; “Bu önyargılı düşüncenin hiçbir temeli olmadığını görmek için rakamlara bakmanız yeterli” diyerek karayollarında meydana gelen ölümcül kazaların yüzde 84’üne erkeklerin neden olduğunun altını çizmiş. Başkent Paris’te metro koridorlarında ve internette yürütülen kampanyanın amacı ‘erkek sürücüler arasında farkındalık yaratmak, zihniyette ve dolayısıyla davranışta bir değişiklik meydana getirmek’miş. Bence güzel, gideri var. Trafikte deli gibi makas atanlar, hız yapanlar, alkollü araç kullananların çoğu erkek. Emniyet Müdürlüğü rakamları çıkarsın, bu kampanyayı sahiplensin ve bizde de başlatsın lütfen. Böylece kadınlara yüklenmeyi de bırakırlar belki!

Gardıropta inzivaya var mısın?

Bir karanlıkta inziva hikayesi var malum… 1.5 metrelik kutu gibi bir kulübede, aç, susuz, telefonsuz karanlıkta kalıyorsun. Neden yapıyorsun bunu peki? Uzmanları çok güzel anlatıyor; arınıyor, içine dönüyorsun, içindeki değeri fark ediyorsun falan filan. Tamam da iki hafta sonra bıraktığın yerdeysen niye vereceksin o parayı? Ünlüler yapıyor diye herkes koşa koşa yaptırmaya gidiyor işte. Yahu önce bir bak, sende karşılığı var mı bunun? ‘Evde denemeyin’ derler ya hani, siz deneyin mutlaka. Önce evde deneyin. Perdeleri çekin, ışıkları söndürün, telefonu kapatın, yakınlarınıza da haber verin rahatsız etmesinler, inzivaya çekilin. Bi’ bakın bakalım, yapabiliyor musunuz? Olmadı, Yasemin Sakallıoğlu’nun sevimli ve manidar inziva videosunu izleyin... Gardıropta inzivaya girmiş kendisi mesela; “Çarşafların arasında 12 saat kaldım, tüm dünya nimetlerinden, egolarımızdan arındık, arada gelip bizi ıslak odunla dövdüler, nasıl iyi geldi” falan diyerek öyle güzel dalgasını geçmiş ki.. Bu işin bendeki karşılığı tam olarak bu! Bazı mizah olayları çok güzel gerçekten.

Ali Poyrazoğlu

12 Mayıs 2024, Pazar 07:00

Halk eğlencesini istiyor!

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir Eurovision ülkesidir! Sertab Erener’in önceki akşam Eurovision performansından sonra bu durum net şekilde anlaşıldı. Eurovision Şarkı Yarışması’nın yarı finalinde; 21 yıl önce yarışmada birinci olan Sertab Erener de sahneye çıkınca sosyal medyada bir coşku, bir heyecan, aman Allahım!! Ne kadar seviyormuşuz biz bu işi meğer.

Yarışmayı internetten takip edenler duygulandı, tüyler diken diken oldu falan, tam bir Eurovision nostaljisi. Bence biraz da o günlere özlemdi hissettiğimiz... Yarışmanın milli ve tek sunucusu Bülend Özveren’e özlem... Politik olarak ayrışmadığımız günlere özlem... Eğlencemizi kaybetmediğimiz günlere özlem... Belki daha genç olduğumuz yaşlara özlem... Ne ararsanız var içinde. Sosyal medyada yazılanlara bir baksanız, anlarsınız. ‘Şu çağda şu Eurovision aşkı nedendir?’ diye soranlara şunu söylemek lazım: Filenin Sultanları’nın her müsabakasında, her başarısında nasıl birleşip kenetleniyorsak (üç beş çapsız/vizyonsuz hariç) bu şarkı yarışması da öyle bir şey işte. Ortak paydada buluştuğumuz, birlikte eğlenebildiğimiz çok az şeyden biri. O yüzden Eurovision kararı yeniden gözden geçirilmeli. Bir sanatçımızın o sahneye çıkması bile bu kadar coşkuyla karşılandıysa, yarıştığımızı düşünemiyorum bile! Resmen buna ihtiyacımız var; hem yeni kuşak da öğrenir fena mı? Oy sisteminde adaletsizlik varmış falanlar bir kenara koyulmalı. Bu bir oyun, bu bir eğlence, bu bir coşku demek. Hani derler ya, varılacak yer değil yolun kendisi güzel diye. Tam öyle. Halk istiyor madem, yapın bi’ güzellik yahu.

Engin Öztürk’le iki soru iki cevap

Muhabirler oyuncu Engin Öztürk’ü sokakta çevirmiş, iki soru sormuş. Sorulardan biri son günlerin tartışma konusu olduğu için ilgimi çekti açıkçası. Şu meşhur, ‘erkekler de ped bulundursun’ hikayesi... Muhabir soruyor; “Meslektaşınız Ceyda Düvenci ‘Erkek çalışanlar, kadın çalışanların özel günleri için yanlarında hijyenik ped bulundurmalı’ dedi. Siz buna katılıyor musunuz?” Engin Öztürk cevaplıyor; “Bilmem... Yani kötü bir fikir değil.” “Peki bulundurur musunuz?” diye ekliyor; o da cevaplıyor: “Gerekirse bulundururum. Neden olmasın? Bunun bir tabu olmasına, ayıpmış gibi görülmesine gerek yok ki. Biz hijyenik pedlerin hâlâ gazete kağıdına sarıldığı, siyah poşetlere sokulduğu bir kültürden geliyoruz. Bunun değişmesi için elimden geleni yaparım.” Bu olaya, dünyanın en saçma fikri diye bakıyordum ama Engin Öztürk’e ‘helal olsun’ dedim. Bu durum elbette tabu olmaktan çıksın, ayıp sayılmasın ama erkeğin de ‘lazım olur’ diye ped bulundurması biraz ütopik değil mi ya? Neyse, gündem oldu Düvenci diyelim, geçelim. Muhabir sormaya devam ediyor; “Hollywood’a yıldız gönderemiyoruz, bir tek Haluk Bilginer..” derken; Engin Öztürk hemen soruyor: “Göndermek zorunda mıyız? Biz buradaki işimizi iyi yapalım, onlar bizi takip etsin bence!” Valla ikide iki! İki cevabını da çok beğendim, ne aklı başında adammış dedim. Tamam her oyuncunun aklında vardır Hollywood ama şart mı? Kaldı ki Can Yaman’ın İtalya’da fenomen olması, İlker Kaleli’nin ‘La Pasion Turca’ dizisi ile İspanya’da yıldızlaşması az şey mi? Hollywood da olur elbet; sınırların kalktığı bir dünyada her şey mümkün, hele de bütün dünya Türk dizilerini izlerken!

 

09 Mayıs 2024, Perşembe 07:00

Yapay zekayla ilişki mi?

Ben bu yapay zekadan korkuyorum arkadaş! Hep yazıyorum, çiziyorum, söylüyorum; bakın, bir süre sonra ‘gerçek nedir’ anlamayacak hale geleceğiz. Söylemediklerimizi, yapmadıklarımızı ispatlamak zorunda kalacağız ama kimse bize inanmayacak! Tamam acayip bir teknoloji, ‘aa bakın kimlere şarkı söyletmişler’, ‘oo bilmem kimi nerde oynatmışlar’ falan dedik, güldük eğlendik ama iş başka boyuta geçti. Bakın yılın en iddialı kıyafetlerini izlediğimiz, herkesin çiçeklere, tüllere, acayip acayip tasarımlara büründüğü Met Gala yapıldı ya hani geçenlerde... Gala’ya gitmeyen Katy Perry’nin gala fotoğrafları üretilmiş yapay zekayla! Şarkıcının hayranları da Perry’nin gerçekten orada olduğunu sanmış ve bu görseller X’te 13 milyondan fazla görüntülenmiş. Birilerinin sizi olmadığınız bir yerde ‘varmışsınız’ gibi göstermesi korkunç değil mi? Ben Katy Perry’de falan değilim... Cinayet işlenen bir yerde gösterilip hapse bile girebiliriz, öyle bir hal. Daha fena şeyler de var... Mesela, yapay zekayla ilişki yaşayanlar! Bazı yapay zeka destekli flört uygulamalarında işler çığrından çıkmış. Hürriyet’te Umut Fırat Eroğlu’nun haberinde gördüm; olay şöyle... Replika, Candy.ai, Myanima.ai, Mitsuku gibi popüler flört uygulamalarının çoğu ilişki simülasyonu yapıyor. Yani bazılarında ekrandan sohbet ediliyor, bazılarında ‘yapay zeka arkadaş’ isteğe göre tasarlanabiliyor. Geçen ay yapay zeka kız arkadaş mağduru bir erkek ortaya çıkmış! İsmini açıklamayan bir genç, yapay zeka kız arkadaşına ayda 10 bin dolar harcadığını açıklayınca, olay başka boyuta taşınmış. Güler misin ağlar mısın şimdi? Gülerim çünkü olay nerden baksan komik! Aynı zamanda ağlarım da çünkü insanlığın geldiği hal gerçekten acıklı. Nasıl bir ruh halidir, nasıl bir akıl tutulmasıdır bu? Yazıda, uzmanların bu genç adamla konuştuğu ve şunu keşfettikleri yazıyor; gençler bu olayı oyun gibi görüyormuş. Yani bir ilişkide var olmanın yanı sıra onlarla video oyunu gibi oynuyorlarmış. Özetle gerçeklik algımız kayıyor! Yapay zeka, gerçekle ilişkimizi bozuyor, normal olamıyoruz ve işin kötü yanı da kimse bu konuda hiçbir şey yapmıyor. Üzücü ve korkutucu.

Anneler sahaya çıksın!

İspanya’da Getafe isimli futbol takımının oyuncuları, önceki gün karşılaşmaya anneleriyle çıkmış. Anneler Günü şerefine bu kararı alan kulüp, böylece annelerin destek ve teşviklerinin futbolcuların hayatları üzerindeki derin etkiye vurgu yapmak istemiş. Annesi hayatta olmayan ya da çeşitli nedenlerle karşılaşmaya gelemeyen futbolculara ise eşleri eşlik etmiş. Bence şahane bir Anneler Günü kutlaması; keşke bizim kulüpler de yapsa. Boş beleş, saçma kutlamalardan çok daha iyi olurdu. Hem belki yeşil sahalar biraz olsun yumuşar, tatlı bir ortam oluşurdu. Anneler için de unutulmaz bir anı tabii!

Tülin Özen

Oyuncuda hiç tereddüt yok!

Tülin Özen’e İstanbul Film Festivali’nde ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülü getiren, dünya prömiyerini 80. Venedik Film Festivali’nde yapan Selman Nacar imzalı ‘Tereddüt Çizgisi’ni izledim geçen gün. ‘İzlenir mi?’ diyenlere dev hizmet sunuyorum şimdi: Evet, Tülin Özen oyunculuğu için izlenir! Adalet ve vicdan kavramlarını bir avukatın gözünden anlatan film, her bağımsız film gibi(!) taşrada geçiyor. Soğuk, sıkıcı, boğucu bir taşra şehri. Sanki yönetmen, ‘Coğrafya kaderdir’ gerçeğinin altını çizmek ister gibi. Filmin kahramanı, Özen’in oynadığı ‘Avukat Canan’. İlkeli, güçlü, yurtdışı master’lı, sert biri. Erkek ağırlıklı taşra adliyesinde duygularını gizlemeyi öğrenmiş; herkese mesafeli, aşırı ciddi. Her şeyi kontrol etmeye çalışırken de, işler değişiyor, yokuş aşağı gidiyor. Arada kalmak, vicdan muhasebesi, adalet arayışı, çıkış bulamamak.. Bu duyguların hepsini o kadar iyi oynuyor ki Tülin Özen, hayran kalıyorsun. Kendi deyişiyle “ne yapacağını bilememenin filmi bu.” Ancak, filmin hikayesinde bir ikna sorunu var. Müvekkilinin onu kandırması, buna rağmen vicdanının devreye girmesi fazla yüzeysel ve kolay geldi bana. Ama işte Tülin Özen izletiyor filmi. Şimdi büyük merakla, Tülin Özen’in ‘Canavar’ isimli oyununu izlemeye koşacağım.

05 Mayıs 2024, Pazar 07:00

Güzellik gerçek kalsın

Sertab Erener’in yüzüne yaptıkları, malum tartışmayı yine ve yeniden ateşledi: Yüzle bu kadar oynanmalı mı, oynanmamalı mı? İnsanlar değişmekten mutluysa bize ne? Neticede insan 50 yıllık yüzünden sıkılabilir, gayet geçerli bir neden bence. Ama işte, tam da burada önemli bir nokta var tartışılması gereken: Gerçek kalabilmek! Meseleye doğru yerden bakmak için de, sosyal medyada gördüğüm iki ayrı paylaşımdan bahsedeyim istedim… Bir sosyal medya hesabı, Yeşilçam’ın ünlü kadınlarını yapay zekayla gençleştirmiş. Türkan Şoray, Filiz Akın, Fatma Girik gibi sinemanın en güzel kadınları…

Güzellikleriyle hafızalarda öyle sağlam yer etmiş ki hepsi de, yapay zeka falan işlemez onlara bence. Zaten Türkan Şoray; gerçek gençlik fotoğrafı ile yapay zekanın yaptığı fotoğrafı yan yana koymuş ve cevabını vermiş. Allah aşkına bakın siz de; gerçek hali o kadar güzel, o kadar doğal, o kadar başka ki, yapay zeka yanına bile yaklaşamamış. G G G Benzer bir hikaye de Birce Akalay’dan geldi geçenlerde… 2024 yılında gerçek güzelliğin 20’nci yılını kutlayan Dove markası, yapay zekadan yeni bir Birce yaratmasını istemiş. Devamını Akalay kendi hesabında anlatıyor: “Dove, benim bu sağda gördüğünüz fotoğrafımdan yola çıkarak, yapay zekadan benim yaşımda, benim mesleğimde, benim yaşadığım ülkede, benim gibi bir kadın hayal etmesini istedi. Daha doğrusu yapay zekaya dedi ki, ‘Birce Akalay’ı hayal et’. Yapay zeka beni hayal etmiş ama bu ben değilim! Ve asıl önemlisi benim yüzümdeki hiçbir yaşanmışlık yapay zekadaki Birce Akalay’da yok. Uzmanlar, 2025 yılında online içeriklerin yüzde 90’ının yapay zeka tarafından üretileceğini söylüyor. O zaman gelecek; gerçek olmayan, yaşanmışlığı olmayan kadın görselleri ile dolacak. İşte bu yüzden Dove yapay zekaya dikkat çekiyor ve hepimizi #GüzellikGerçekKalsın demeye davet ediyor.” Şahane bir reklam ve şahane bir duruş bence. Dahası da var; marka diyor ki, ‘Ben Dove olarak reklamlarımda asla yapay zeka kullanmayacağım.” İşte budur, tebrik ediyorum kendilerini. Güzel kadın algısının her geçen gün sanallaştığı, gerçeklikten uzak yüzlerin ortalığı sardığı, herkesin birbirine benzediği şu günlerde çok önemli bir paylaşım. Birce Akalay’ın gerçek güzelliği, yapay Birce’ye bin basmıyor mu sizce de? O yüzden işte Sertab Erener’e bu kadar tepki gösteriliyor belki de… Kendisi olsun, Sertab gibi kalsın diye.

Hıdırellez temsilcisi Suzan

Bugün Hıdırellez... Baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü. Herkesin kutlama ritüelleri değişmekle birlikte genelde ateşler yakılır, ateşin etrafında toplanıp şarkılar söylenir, dans edilir, dilekler tutulur, ateşin üzerinden atlanır, dilekler de gül ağacına asılır. Türkiye’de Hıdırellez geleneğinin kültür elçiliğini yapan isim de, yıllardır sanatçı Suzan Kardeş olmuştur. Meğer 2019’dan bu yana her yıl UNESCO’dan teşekkür mektubu alıyormuş bu geleneği yaşattığı için. ‘Geleceğe Aktarılan Mirasın Temsilcileri’ listesine alınmış; ‘Yaşayan İnsan Hazinesi’ belgesi verilecekmiş kendisine. Oh, ne güzel olmuş. İnsanlara iyi gelen, eğlenmeyi/kutlamayı hatırlatan böyle bir geleneği bizlere her yıl yaşattığı için tebrik ediyorum kendisini. Bugün de Maximum Uniq Açıkhava’da ‘Suzan Kardeş’in Hıdırellez Festivali’ başlıklı bir konser verecek. Suzan’ın Hıdırellez şenlikleri toplu ayin gibi olur, herkes mest olur, çok eğlenilir. Kaçırmayın derim.

Böyle modaya tükürülür ancak!

02 Mayıs 2024, Perşembe 07:00

Başkası adına utanmak!

Utanmak çok güzel bir meziyet bence... Hatalarından ders almak, kendini geliştirmek demek. Ama günümüz dünyasında geçer akçe değil pek, o da ayrı mevzu. Bakın, Berfu Yenenler YouTube programında oyuncu Seda Bakan’ı ağırlamış, sohbet baby shower’a gelmiş. Seda Bakan, “Ne o öyle herkesten hediye beklemek! Çok ayıp değil mi?” demiş.

Sunucu kızımız da “Her şey çok pahalı, doğru dolulukta gelmeli insanlar” tadında şeyler söylemiş. Sanki başkasına doğuruyor, pes! Seda Bakan ısrarla “Kimseye bana hediye getirin diyemem. Bir kere bizim kültürümüze aykırı, gelen zaten eli boş gelmiyor ki” dedikçe, Yenenler hiç utanmadan “Ben o kültürü hemen sahiplenirim” diyerek devam ediyor. Üç beş hediye için ne laflar, ne laflar... Seda Bakan ne kadar olgun ve terbiyeli biriymiş ki, kıza ısrarla anlatmaya çalışıyor; “Baby shower yapacağına, bebeğinin eksiklerini al” diyor çünkü baby shower partisi de bir maliyet sonuçta. Ama kızımız hiç oralı olmuyor! Başkası adına utanmak ne, izlerken onu yaşadım resmen. Bu muhabbet çok tepki çekince, eşi Eser Yenenler devreye girmiş bu kez, şakalar makalar, ‘baby shower yapanlar destek olsun hadi’ler falan... Savundukları görgüsüzlüğü devam ettirmeleri hepten olay! Hep söylerim; bir insanda utanma duygusu yoksa, ona hiçbir şey anlatamazsın. Boşversinler artık, buradan devam!

TENİS YILDIZI ZENDAYA

Zendaya’nın bir tenis yıldızını oynadığı ‘Rekabet- Challengers’ filmini izledim geçen gün. Tam tenis severlerin seveceği bir film ama benim izleme nedenim başrol oyuncusu Zendaya! Zira son yılların en popüler oyuncusu Zendaya’nın havasına, edasına, aurasına, stiline bayılıyorum. Tam bir ‘it girl’ bence. Zendaya filmde sakatlık sonucu tenisi genç yaşta bırakan bir tenis koçunu oynuyor. Ona aşık iki dostun arasına girip, onları parmağında oynatıyor. Yani hem romantizm var, hem spor! Filmle ilgili röportajları okurken dikkatimi çekti; ilk kez tenis oynamış Zendaya. Üç aylık bir eğitimden sonra rolünü oynamış. Müthiş bir adanmışlık değil mi? Hatta yıldız tenisçi Serena Williams kendisini izleyecek diye çok gerginmiş, baştan peşin peşin özür dilemiş kendisinden. Bence şahane bir performans sergiliyor ama usta tenisçiler daha iyi bilir tabii.

NEREDE NE GİYECEĞİNİ BİLMEK DE BİR SANAT...

Hikaye bir yana, ‘Rekabet’ filminde sürekli Zendaya’yı izliyorsunuz ister istemez… Çünkü son yılların stil ikonu kendisi. Daha 27 yaşında ama her kırmızı halıda, her ödül töreninde onun stili konuşuluyor. Bu film için katıldığı gösterimlerde de ilhamını tenisten alan kıyafetlerle poz veriyor hep. Tenis topu detayı olan ayakkabı, tenis topu renginde kıyafetler... Filme dikkat çekmek için canla başla çalışıyor; işte profesyonellik budur! Nerede ne giyeceğini bilmek de bir sanat bence ve bizim ünlülerimiz bunu asla beceremiyor.