Şirin Sever

15 Mayıs 2022, Pazar 07:00

Biz erkeğin donuna karışıyor muyuz?

Bıktık, gerçekten bıktık… Dalga geçmekten de yorulduk ayrıca! Kadınların şortuydu, donuydu, sütyeniydi, bitmedi gitti şu tartışmalar. Tartışılacak bir şey de yok gerçi; birileri gündeme gelmek, ünlü olmak için atıyor ortaya bir laf, ‘ya tutarsa’ diyor, biz de oltaya geliyoruz resmen. Esasen bu tip adamları gündem yapmaya gerek yok.

Yok sayacaksın, olmayacaklar. Ama işte susamıyorsun. Kimse meydanı boş bulup heveslenmesin, kimse bu saçmalıkları normalleştirmesin, artık bir had bilsin istiyor insan. Benim ki de o hesap işte; hem buradan iki çift laf edeyim, hem de kafamdaki deli soruyu sorayım istedim: Niye bazı erkekler, kadınların kıyafetlerine karışma hakkını kendinde buluyor, bu mesele üzerinden kendini göstermeye/var etmeye çalışıyor da…

Kadınlar asla erkeklerin kıyafetlerine karışmıyor? Hiç düşündünüz mü bunu? Mesela biz niye erkeklerin don giyip giymediğine karışmıyoruz hiç?! Çünkü bize ne? En fazla ‘kösele ayakkabı içine beyaz çorap giymeyin’, ‘kısa kollu gömlek büyük falso’ ya da arada ‘aman o kısa ve dar paça pantolonlardan vazgeçin’ tavsiyesi veriyoruz. Maksat şıklık olsun!

Ama ‘Bu paçayı giymek suçtur’ diye ekrana çıkıp parmak sallamıyoruz. Sonuçta kime ne! Yeri gelmişken onu da sorayım; sütyensiz dolaşmanın suç olduğu nerede yazıyor? Lozan Antlaşması’nda falan mı? Hayatımda böyle saçma şey duymadım! Bu tip kafaların başaracağı tek şey var; tarihe geçmek. ‘Tarihte mizah’ dersinde anlatılıp gülünür bunlara en fazla.

SATRANÇ YILDIZI BÜŞRA VE ANNESİNİN HİKAYESİ

Bilmiyordum…. Arzum markası, Türkiye Kadınlar Satranç Şampiyonası’nın sponsoruymuş. Hem de tam 14 yıldır!!! Geçenlerde, Anneler Günü için çektikleri reklam filminin kahramanlarını basınla tanıştırdıklarında öğrendim bu bilgiyi. Reklamda oynayan başarılı satranç oyuncusu Büşra Öztürk ile annesi Sefa İla, hikaye de onların gerçek yaşam hikayesiydi çünkü.

Büşra reklamda; 5 yaşında taşlarını beğendiği için başladığı satrancın nasıl dünyası haline geldiğinden bahsediyor. 12 yaşında aldığı ilk derecesinden, Osmaniye’de arka arkaya kazandığı birinciliklerinden, Türkiye Şampiyonası’nda Türkiye ikincisi olduğundan gururla söz ediyor. 6 yaşında sağ gözünü kaybettiğini ama satrançtan hiç vazgeçmediğini anlatırken de, “Çünkü benim sağ tarafımda annem var” diyor.

12 Mayıs 2022, Perşembe 07:00

Mayıs'ta İstanbul'da sosyalleşme başkadır

İstanbul çıldırmış durumda!!! Bahar kutlaması mı diyelim, ‘pandemi ve maske bitti’ sevinci mi diyelim bilmiyorum ama etkinlikler, açılışlar, tanıtımlar, sergiler, zirveler, olaylar gırla. Bu sosyalleşme çılgınlığı genelde yılbaşı öncesi yaşanırdı aslında. Mevsimler şaşırdı ya kendini, ondan herhalde, bu kez mayıs delirmecesi oldu. E gerçek anlamda da delirmek üzereydik, iyi oldu. Neyse durum şu ki; sosyal kelebekler şehirde nereye yetişeceğini şaşırmış durumda. Peki ben nereye yetişsem acaba? Gelin, Tersane İstanbul’dan başlayalım…

Geçen yıl eylülde Contemporary İstanbul’a ev sahipliği yapan mekan; bu kez yerli galerilere ev sahipliği yapıyor. Evet Tersane’de bu kez, CI Bloom var. Sadece yerli galerilerin katıldığı, daha butik ve iç piyasaya yönelik bir fuar bu. Dolasıyla yine, yeniden sanat sosyalliği sardı şehri. Bu arada, birbirinden yeni, birbirinden yerli ve şahane eserlere ev sahipliği yapan galeriler kadar yeme içme ortamları da çekim merkezi elbette.

House of Brothers, Sail Soft, Wu gibi mekanların yanında, kahvecilerin pop up mağazaları da mevcut. Salı gecesi İlhan Erşahin performansıyla House of Brother Lounge’ın açılış partisi gerçekleşti, herkes oradaydı. Dün de yine Tersane’deki ‘Tek Masa’da Contemporary İstanbul Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ve Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı’nın ev sahipliğinde yeni bir sanat oluşumunun duyurusu yapıldı.

TURYİD Başkanı Kaya Demirer, konuşmasında ‘Pide is Better’ sloganının altını çizdi.

Aynı gün şehirde sanat kadar gastronomi de konuşuldu. Sabah Lütfi Kırdar’da başlayan 3. Global Gastroekonomi Zirvesi’nde; gastronomiyi ülke gündemine taşımak, bu toprakların ürünlerini dünya ile buluşturabilmek, başarılı markalarımızı dünyaya açabilmek adına beyin fırtınası yapıldı. Burada #pideisbetter başlığının öne çıktığını ve bunu daha çok konuşacağımızı buraya ekleyeyim.

Bu zirvenin öncesinde; tamamen yenilenen Kuruçeşme Divan’da bir gala yemeği düzenlendi. Zirvenin ardından yani dün gece de; Bodrum’un ünlü mekanı Maça Kızı’nın sahibi Sahir Erozan’ın Kuzguncuk’taki meşhur yalısında kutlama partisi vardı.

Perşembe yani bugün AKM’nin terasında konuşlanan yeni Divan Brasserie Fuaye’nin açılışı var. Yenilenen AKM’de ‘Divan’ markası nasıl olmuş, bakmamak olmaz elbette. E bu arada, Açıkhava konserleri başladı; onun da bir ara açılışını yapmak şart. Ve daha neler neler…

05 Mayıs 2022, Perşembe 07:00

Bize sevmeyi anlat Kıvanç

Kıvanç Tatlıtuğ L’Officiel dergisine röportaj verdi ya, şu bayram sessizliğinde herkes onu konuşuyor. Niye? Çünkü sevmekle ilgili, evlilikle ilgili, evli kalabilmekle ilgili öyle güzel şeyler söylüyor ki, ezberleri bozuyor. Herkes de tabii söylediklerini paylaşıp duruyor. İyi de oluyor çünkü biraz da güzel şeyleri konuşalım, büyütelim, abartalım değil mi ama? Ne diyor peki Tatlıtuğ röportajda, bakalım… “Ben Başak’ı her gün başka türlü sevmeyi öğrendim. Çünkü çok sevmek yetmedi.

Bir insanı sevmek, onun için çaba göstermekle başlıyor. Onun gözlerindeki mutluluğu hissettiğim vakit karnım doyuyor. Bu öyle bir şey… Onun yapmış olduğu şeyleri, seçimlerini desteklemek en önemlisi. Yoksa herkes evleniyor. Evleniyorsun işte… Devamını getirebilmek asıl mesele.” İşte sevmeyi böyle anlatıyor Kıvanç.

Bırakın böyle sevmeyi, hatta bu cümleleri kurmayı… Kaç tane adam ya da kadın çaba gösteriyor sevdiği için? Paylaşmadan, konuşmadan, öpmeden, sarılmadan, dokunmadan, anlamadan, anlamaya çalışmadan ilişki kurmaya çalışıyor herkes. Günümüz ilişkileri sevgisizlikten, bencillikten kırılıp dökülüyor resmen.

Oysa sevmek, çabalamak değil mi? Mutlu etmeye çalışmak, anlamak değil mi? İşte Kıvanç, bu kodları çözmüş, helal olsun. Bir de her şey bir kenara… Bu kadar yakışıklı, şöhretli, paralı, imkanlı iken bu kadar özverili ve egosuz olması. Kim bu kadar şeye sahipken şaşırmaz, saçmalamaz, gözü dışarı kaymaz söyler misiniz?

Ben ona baktığımda içimden hep şu geçiyor: Ne güzel bir adam oldu bu, ne güzel büyüdü, ne güzel geliştirdi kendini. Hiç şaşırmadı, hiç bozulmadı. Bu duruş kariyerini de yükselttikçe yükseltti. Bir kez daha bravo Kıvanç Tatlıtuğ, böyle olduğun için.

SERDAR ORTAÇ’I ÖRNEK ALIN

Evde kalınca, bol bol bayram röportajı okundu tabii. Şimdi başka röportaja geçiyorum izninizle… Üsttekinin tam zıddı bir röportaj bu. Sürekli ilişkilerini anlatan, itinayla hayatındaki kadınları kötüleyen, yaşadıklarıyla ilgili pişmanlıklarını dile getiren Serdar Ortaç’a geliyorum!! O da bir bayram röportajı vermiş ve bayramda bile birlikte olduğu kadınlardan dert yanmış. Serdar Ortaç kimliğini var eden ya da yok eden onlarmış gibi. Yeter bence!

Sen 90’lar müziğine damga vurmuş bir isimsin, kendine gel artık! Kaç kez yazdık, kaç kez söyledik, bırak artık hayatına giren kadınları demeç demeç anlatmayı! Ama dinleyen kim?! O yüzden röportajın o kısımlarını atlıyorum… Kayda değer söylediklerine geliyorum. Diyor ki, “Serdar Ortaç halimle, yeni modeli çıkan telefonu almam.

01 Mayıs 2022, Pazar 07:00

Languishing sendromu sarmış dört bir yanımı...

Sabahları amaçsız uyanmak… Hatta uyanmak istememek! Yataktan kalkınca ne yapacağını bilememek, bilsen de yapmak istememek. Ruh gibi dolaşmak, ruh gibi yaşamak. Depresyon desen depresyon değil, hastalık desen o da değil. Herkese yabancılaşmış, motivasyonunu kaybetmiş bir hal. Ortamlara akıyorsun, tatillere gidiyorsun, sosyal hayata karışıyorsun belki ama zevk almıyorsun, hiçbir mana bulamıyorsun.

İşte son zamanlardaki ben! Ama biliyorum ki, yalnız değilim. Öyle çok insan bu şekil yaşıyor ki, kimle konuşsam benzer mood’da çünkü. Sonra önüme düştü sosyal medyada; bu saçma hallerin bir adı bile varmış; ‘Languishing’ sendromu yaşıyormuşuz meğer. Kelime tam anlamıyla durgunluk, tatsızlık anlamına geliyor.

Tam da bu işte; saçma bir ‘tatsızlık’ var üzerimizde. Psikolog Beyhan Budak’a göre de; pandeminin psikolojik mirasıymış bu hevessizlik, heyecansızlık ve hayata dair bıkkınlık. Çok uzun süre belirsizliğe maruz kalmaktan kaynaklanan bir durum. Pandemi bitse de, bir süre daha bu olumsuz etkileri yaşayacakmışız.

Japonların ‘İkegai’ dedikleri kavramı konuşuyorduk hani bir süre önce; sabah kalkmak için bir amacının olmasını. İşte biz bu yaşam sebebini kaybettik sanırım. Olayın özeti bu! Geçen gün Beyhan Budak’ın yazısında bu konuya denk gelince, okumaya devam etttim. Bu languishing’den kurtulmak için ne yapılmalı, o kısma geldim. Şöyle diyor Budak; ÊÊ İlk olarak eski keyifli günleri referans alın, onları taklit edin.

Yani diyor ki; eskiden keyif aldığın şeyleri yapmaya zorla kendini. ÊÊ İkincisi, bıkkın ve hevessiz olsan bile başka insanlarla temasta ol. Mutlaka başkalarına zaman ayır ve bunun için zorla kendini. ÊÊ Üçüncüsü, bölünmemiş ve tek bir şeyle uğraştığın zamanlar yarat. Çünkü pandemide dikkatimiz bölündü, odağımız dağıldı. Özetle diyor ki Budak; bir şeylere konsantre olma zamanı. İyi de, işte tam da bunları yapmak için halim yok benim. Nasıl yapacağız onu da söylese keşke!

DEVRİM ERBİL PANDEMİ SONRASI İLK KEZ ALAÇATI’DA

Languishing sendromundan muzdaribiz madem… Psikolog sözü dinleyeyim, iki gün sanata konsantre olayım diyerek Alaçatı yollarına düştüm ve kendimi The Stay Warehouse’ta doğanın kollarına bıraktım. Çünkü burası doğanın içinde, doğaya/ geri dönüşüme saygılı bir otel olmasının yanısıra içinde sanatın her dalını yaşatan bir yer. Tiyatro oyunlarına ve sergilere sık sık kapılarını açıyor.

Yani bu otelin DNA’sının önemli bir parçasını sanat oluşturuyor. Şimdi de yeni bir sergiye ev sahipliği yapıyorlar... Türk resim sanatının büyük ismi Devrim Erbil’in bahar anlamına gelen ‘Privamera’ sergisiyle baharı karşılıyorlar. Serginin küratörlüğünü de Erbil’in kızı Renk Erbil yapmış. Otel, sanatçının dünyanın en önemli müzelerinde sergilenen İstanbul ve Galata koleksiyonlarından yağlı boya eserler, plexi heykeller, halılar ve diğer eserlerle donatılmış.

28 Nisan 2022, Perşembe 07:00

Gastronomi dünyası Global Zirve'de buluşuyor

Zaman zaman yazıyorum, gastronomi önemli mevzu… Sektördeki gelişmeler birebir bize dokunmasa da, ülkelerin kalkınması adına çok önemli. Zira gastronomi, bu çağda turizmin en önemli kalemlerinden biri.

Gastronominin de içinde yer aldığı yaratıcı endüstriler; Avrupa Birliği’nde otomobil sektöründen daha fazla ekonomik değeri olan, küresel düzeyde ise gayri safi milli hasıladan çok daha fazla büyüyen bir sektör. Hele, özel ve kamu sektörleri güçlerini birleştirip adım attığında; bu alanda etkileyici bir ekonomik büyüme gerçekleşiyor. İtalya bunun en güzel örneği. O yüzden, ekonomide kaldıraç görevi gören bu sektördeki gelişmeleri yazmak da şart!

Bir önceki yazımda da söylediğim gibi, ne mutlu bize ki gastronomi adına güzel şeyler oluyor ülkemizde… Yabancı şeflerin Türkiye’yi ardı ardına ziyaretleri, ardından Michelin Rehberi’ne İstanbul’un dahil edilmesi derken; şimdi de 11 Mayıs’ta yapılacak 3. Global Gastronomi Zirvesi için sektör gün sayıyor. Nedir bu zirve derseniz? Turizm, Restoran Yatırımcıları ve Gastronomi İşletmeleri Derneği’nin (TURYİD) düzenlediği 3. Global Gastroekonomi Zirvesi; sektörü masaya yatıracak, ağırlama endüstrisine global bir bakış getirecek.

11 Mayıs’ta Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Zirve’de çok önemli konu başlıkları var. Bu toprakların ürünlerini dünya ile buluşturabilmek, başarılı markalarımızı dünyaya açabilmek ve birlikte büyümek için gastronomi dünyasının vizyoner isimleri hem konuşmacı hem dinleyici olacak. Bir anlamda sektörün kalbi bu zirvede atacak. Peki neler konuşulacak? ‘Şefler ile tedarik zincirleri aynı dili konuşuyor mu’, ‘sürdürülebilirlik’, ‘100 yıldır kent kimliğinin parçası olmuş Hafıza Mekanlar’, ‘Gastrodiplomasi aracı olarak Türk Mutfağı’ konu başlıklarından bazıları. Bu ufuk açıcı ve faydalı oturumları takip etmek isterseniz, zirvenin biletleri Biletix’te mevcut. Orada görüşmek üzere.

MİLOR’A GÖRE; MICHELIN İÇİN HEYECANLANMAYA GEREK YOK!

Konu hazır gastronomiden açılmışken, devam edeyim… Geçen yazımda İstanbul’un Michelin Rehberi’nde yer almasından ve bunun Türkiye adına ne kadar önemli ve sevindirici olduğundan söz etmiştim. Bir iki gün sonra restoran eleştirmeni Vedat Milor’un Hürriyet gazetesine verdiği röportajı okuduğumda ise hem şaşırdım, hem de söyledikleri epey ilgimi çekti açıkçası … Mesleğin duayeni olarak meseleye çok farklı yerden bakıyor Milor. Michelin yıldızının Türkiye’ye gelmesini “Geleneksel yemeklerden uzaklaşacak, artistik sunumlu yemeklere yöneleceğiz” diyerek özetliyordu ve şunu söylüyordu:

24 Nisan 2022, Pazar 07:00

'Michelin' müfettişleri İstanbul'da dolaşacak...

Türkiye gastronomisinin hedef büyüttüğü, yabancı ünlü şeflerin ve markaların Türkiye’yi yeniden radarlarına aldığı bir dönemde; başka bir heyecan, başka bir güzellikle karşı karşıyayız sevgili okurlar… Dünyanın en prestijli restoran değerlendirme sistemlerinden biri olan Michelin Rehberi’nin yeni destinasyonu İstanbul oldu. Yani heyecan dorukta!

Haber, önceki gün Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen törenle açıklandı ve İstanbul gastronomi dünyasında tatlı bir telaş başladı. Zira, gizli müfettişler İstanbul’daki restoranları teftiş edecek, tadacak, bakacak, inceleyecek ve 11 Ekim’de İstanbul’un Michelin yıldızlı ilk restoranı ya da restoranları açıklanacak.

Michelin yıldızı, Fransız şirketi Michelin tarafından restoranlara verilen bir prestij ödülü. ‘Restorancıların Oscar’ı da diyebiliriz. Pek çok kriter sonucu değerlendirilen işletmeler, Michelin yıldızı adı verilen bir sistemle kategorize ediliyor. Bir lokantanın bu yıldızı kazanması ve yıldız sayısının artması, o işletmeye uluslararası bir ün ve avantaj kazandırıyor.

İşte İstanbul da, Michelin rehberinin mercek altına aldığı 38’inci destinasyon oldu. Bizim serpme kahvaltıya aşık, ‘little little in the middle’ diyerek ortaya her şeyden biraz isteyen yurdum gurmesi küçümseyebilir, ‘Michelin de neymiş, doyulur mu o tabaklarla’ diye geyikler yapılabilir ama bu iş turizm açısından önemli ve üst seviye bir iş. Bir bölgenin gastronomi merkezi olarak listelere alınması demek.

Ve, gastronomi merkezlerine göre seyahat planları yapan çok ciddi bir kitle var dünyada. İstanbul’da Michelin yıldızlı bir restoran olması da gastronomi turizmi adına çok çok önemli. Hem Türkiye’ye turist çekeceği için hem de işletmelerimizi uluslararası arenaya taşıyacağı için. Dolayısıyla merakım doruklarda…

Bu gizli müfettişler nereleri gezecek, ne yiyecek, ne içecek acaba? Her biri 10 yıldan fazla deneyime sahip, 15 ayrı ülkeden gelen müfettişler gizli gizli gezerken neler yaşanacak acaba? Keşke ben de onları gizli gizli izleyebilseydim!

KİM ALIR BU YILDIZLARI?

21 Nisan 2022, Perşembe 07:00

O, Rihanna!! Ama siz değilsiniz...

Hamile kadın göbeğini göstermeli mi? Ünlü kadınların hamileyken dergilere çıplak poz vermesinin hemen ardından tartışmaya açılan, cevabı da olmayan bir soru bu. Gelenek gibi bir şey sanırım, o poz ille de verilecek! Bu kez de dünya yıldızı Rihanna, geleneği yerine getirdiği için aynı sorular yine/yeniden soruluyor. Amerikalı rapçi Asap Rocky ile ilk çocuğunu kucağına almaya hazırlanan Rihanna, Vouge dergisine göbeğini açıkta bırakan iddialı pozlar verdi.

Tabii bu pozları beğenenler kadar eleştirenler de oldu. O da, “Vücudum şu an harika şeyler yapıyor. Bundan utanacak değilim. Bu süreç kutlanmalı. Neden hamileliğini saklayasın ki?” diyerek cevabını verdi. Dünyanın en iddialı, en çılgın kadınlarından birinden söz ediyoruz. Size mi soracaktı yani?! Ayrıca kimse sormuyor size zaten.

Bir kadın, kendini estetik buluyorsa eğer, hamile karnını gösterip istediği dergiye poz verebilir. Zaten sorun, Rihanna’nın bu pozları vermesi değil. Asıl sorun, karnını gösteren kıyafetlerle gündelik hayatına devam etmesi!! Yani olayı abartması. Emzirme meselesinde çıkan tartışmanın bir benzeri bana kalırsa. Kamusal alanda anne bebeğini emzirmeli mi sorusu gibi bir şey yani. O konuda durduğum yer neresiyse, şimdi de aynı yerdeyim.

Bir anne, çocuğunun karnını istediği her yerde doyurabilir; bunun ayıbı da günahı da yok. Olamaz! Ama hiç gerek yokken bu durumu gözümüze sokuyorsa, orada bir sorun var demektir. Bebek emzirirken çekilen fotoların sürekli Instagram hesabından paylaşılması gibi. Zaten bunu yapanlar yüzünden başlamıştı tartışmalar da. Yani, bu ‘hamileyken karnı gösterme’ meselesinde de böyle ince bir çizgi var bana göre. Anne olmak, çocuk doğurmak gerçekten mucizevi bir hal.

Elbette bu anları ölümsüzleştirmek, poz vermek de normal. Ama hayatın içinde sürekli karnı açık kıyafetlerle dolaşmak da bir o kadar abes değil mi? Üstelik bunun muhafazakarlıkla da alakası yok, annelik statüsü ile de. Abartmak meselesi tamamen. Bunu Rihanna gibi sıradışı kişiler için söyleyemeyiz belki, çünkü bu kadınların her adımı olay, her adımı şov amaçlı.

Benim demem o ki, normal kişilikler ‘Rihanna yaptı ben de yapayım’ diye ortaya çıkmasın yeter ki! Lütfen hamilesiniz diye göbeğinizi gözümüzü gözümüze sokmayın. Normal olun, sakin kalın. O, Rihanna ama siz değilsiniz, bu gerçekle barışın. Ok?

EZBER BOZAN HAREKETLER