Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Çakmam çıkmış!

Perşembe, 07 Ocak 2010 - 05:00

Bir okurumdan mektup aldım.“Biraz önce, Yazgülü Aldoğan olduğunu iddia eden ve bu isimle msn adresi olan (yanına da Posta diye eklemiş) bir şahısla yarım saat msn’de konuştum. Gerçi inanamadım ama o ısrarla siz olduğunuzu iddia ediyor. Tanınmış bir şahıs olduğunuzu düşünecek olursak önemli de olabilir. Adınızı kullanıp insanları dolandırabilir.” diyor! Ne MSN’de, ne facebook’ta, ne de twitter’da hesabım, alanım, adresim, özel hiçbir yerim yok! Sahtelerimden sakının, bana mesaj atmak istiyorsanız bana en kolay ulaşabileceğiniz adresim yaldogan@posta.com.tr’dir! Niye mi yok bu yeni internet adreslerinde benim bir dikili ağacım? Vaktim yok! En önemli neden. MSN’den bir okurumla yarım saat konuşmaya kalkarsam, benim en az yüz bin okurum var, nasıl kalkacağız altından? Facebook işi. Yine vakit meselesi. E sizinle ilgili bilgilere ihtiyacımız var. Sitem var ya. Orada var bilgiler. Şimdi şununla şuradayım tarzında twitter’da dolaşmayı ise tam bir teşhircilik olarak görüyorum! Kime ne benim nerede olduğumdan? Kiminle olduğumdan! Birileri biz, öğrenmek istiyoruz diyorlarsa o da yanlış. Biri teşhircilik, diğeri röntgencilik. Fikrini yazıyormuş. Gazetede köşe yazıyorum, fikrimi yazacaksam oraya yazarım zaten. Ama bunu en çok kullananlar da gazetecilermiş. Olabilir, şöhret yedikçe iştah açan bir afrodizyaka dönüştü. Yiyip yiyip şişiriyorlar egolarını, bir de bakacağız, çat diye çatlayacaklar!

Kurşunları kim niye yollar?

Çarşamba sabahı CNN’de Ayşenur Aslan’ın sunduğu Medya Mahallesi’nde gündemi konuşuyoruz; kozmik odada araştırma yapan hakime bir zarf içinde 8 kurşun yollanmış, haber olmuş tabii, hatta yandaş basından bir iki gazete dayanamayıp manşet yapmış! Diyorum ki “şimdi bütün gündem kayar, günlerce bu kurşunları konuşuruz. Hatta Tokat’ta PKK’nın 7 askerimizi şehit etmesini provokasyon diye niteleyip kınamayı bile çok görenler bu 8 kurşun olayında asla bir provokasyon görmeyip darbe kokusu bile alırlar!” Lafımı bitireli 10 dakika bile olmamış, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bir hastaneye bir birim açılmasını bahane edip kameraların karşısına geçiyor, adeta bir basın toplantısı yapıyor. Sanki gerçekten ona suikast yapılacakmış gibi nasıl da mağrur, nasıl da mağdur edilmenin tadını çıkarıyor! Muhalefete yükleniyor, işçilerden giriyor, emeklilerden çıkıyor; bir tür Ulusa Sesleniş yapıyor. Olan da bizim programa oluyor, söyleyeceklerimiz kursağımızda kalıyor! Diyeceksiniz ki haklı çıktın işte, hem de on dakika sonra. Bu konularda haklı çıkmak bile beni üzüyor. Ne yapayım şimdi şarkı mı söyleyeyim, sana sevdanın yolları, bana kurşunlar...

Uyurken üstü açık kalanlar

Salı günü Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ve herhangi bir nedenle medyanın karşısına çıkan AKP’li yöneticiler, “Kurumlar arası çatışma yoktur!” sözünü üstüne bastıra bastıra söylediler. Kurumlar arası çatışma olmadığı için Çankaya Köşkü’nde uyum yemeği yeniliyor, polis askerin beyninde arama yapıyor, şöbiyet satın almış aşçı gözaltına alınmaya kalkılıyor, mahkeme, aramanın boyutlarını daraltırken “tamamen engel olunursa ordu bir şeyler saklıyormuş gibi gösterilir” gerekçesini öne sürüyor. Şimdi ben bunları yazıyorum ya, ötekiler de tam tersini yazıyor, kendi televizyonlarında tam tersini söylüyor. Bir akıl tutulması hali! Hiç olmazsa bir farklı ses olsun, karşılıklı tartışılsın kaygısı bile yok. Atış serbest. Ortaya atılmış ve yalanlanmış iddialar üzerinde sanki belgeli tanıklı doğrulanmış gibi dakikalarca geyik yapılıyor, az da olsa kendi seyircileri de sunulan bu yemeği afiyetle yiyor! Onlara değil de her devirde iktidarın yanında yerini alanlara, eski Maoculara bayılıyorum: onlar duruşlarını demokratik tavırla açıklıyor, Ankara’daki Sovyetler Birliği yıkılıyor demiş birisi. Sonra sıra Çin’e de gelir herhalde!