Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Cumhuriyet Gazetesi’ni yargılamak okurların hakkıdır

Salı, 12 Eylül 2017 - 05:00

Kumpas davaları bittiğinden beri Silivri Cezaevi’ne gitmemiştim. Cumhuriyet Gazetesi’nin davası Çağlayan’dan Silivri’ye alınınca yola düştük.

Dünyanın en büyüğü tantanasıyla yaptıkları Çağlayan Adalet Sarayı’nda Cumhuriyet Gazetesi davasının sanık, avukat, basın ve izleyicilerini alacak büyüklükte salon yok!

Niye yapmamışlar?

Silivri’ye gidiş bir eziyet, içeri giriş ayrı bir eziyet.

Büyük salon da dolduğu için almıyorlar, itiş kakış, bağırış çağırış, ilk engeli aşıp mahkemeye, oradan ikinci ve üçüncü engelleri aşıp içeriye süzüldüğümde, tanıklar ifade vermeye başlamıştı. Tanıkların da hepsi zoraki tanık.

Hele Miyase İlknur, kimi arkadaşları tanıklık yapıyor diye tavır koyduğundan hepten canı sıkkın, ben yönetici değilim, vakıf üyesi değilim, haber toplantılarına bile girmeyen serbest çalışan bir gazeteci olarak niye zorla tanık yapılıyorum, diye haklı olarak kızıyor.

Zaten aslına bakarsanız, bu dava da da gazetecilik davası değil. “Silahlı örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım etmekten” suçlanan gazetecilerin suçu, haber yapmak, başlık atmak.

Ticari dava

Diğer suç ise gazetecileri gerçekten ilgilendirmiyor: Vakfı ele geçirmek ve maddi zarara uğratmak. Gazetecileri ilgilendirmiyor ama yöneticileri ilgilendiriyor ve bu dava görülmeli. Ama Silivri’de ağır cezada değil, ticaret mahkemesinde. Gazetenin yayın politikasının değişip değişmediği ve bundan ötürü zarara uğratıldığı da bir tek gazetenin okurları tarafından yargılanabilir.

Onların da bir kısmı, zaten okumaktan vazgeçerek tirajı düşürdüler ve cezayı kestiler, mahkemeye ne oluyor?

Bu dava, aslında bağımsız ve hükümete biat etmeyen medyayı ortadan kaldırma davasıdır ve bu gazete üzerinden kafa kaldırmaya niyetlenecek olanlara da aba altından sopa gösterilmektedir. Kadri Gürsel, Cumhuriyet’e gireli daha bir kaç ay olmuştu.

Ne suçu, ne cezası?

Ama yazdıkları baştakilerin hoşuna gitmiyordu?

Murat Çelikkan sadece temsili olarak bir günlüğüne, hükümeti kızdıran bir gazeteye genel yayın yönetmeni oldu diye 4 ay hapse mahkum oldu ve girdi yatıyor! Sözcü Gazetesi’nin bir muhabir bir yöneticisi, haklarında iddianame bile olmadan tutuklu yatıyor.

Türkiye 170 tutuklu gazeteci ile dünya rekorları kırıyor. Bu mızrak çuvala sığmıyor. En son bir medya grubu, şüpheli şekilde el değiştirdi.Yandaş medyanın oranı kabarıyor, ama okuru, izleyicisi artmıyor. Halk da o kadar enayi değil, yemiyor. Dava ne mi oldu? Tanıklar dinlendi, abes sorular, kapak olacak cevaplar.

Bekliyoruz, rehin bıraktığımız meslektaşlarımızı versinler diye!

Meşru müdafaa için silah kalıyor!

Yine bir cemaat üyesi, sözde din adamı, tesettür içinde olmayan kadınların can güvenliğini tehdit eden bir kışkırtmada bulunmuş:

Ahaliyi, açık kadınlara her türlü cinsel saldırıyı yapmaya çağırmış! Bu kişinin salavatlarla makamına oturtulan bir ilin valisinin kardeşi olduğunu da biliyoruz.

Nereden baksan elinde kalan, anayasasının girişinde “laik, demokratik, sosyal hukuk devleti” yazan Türkiye’de olması mümkün olmayan söylemler, tehditler. Kimsenin şikayette bulunmasına gerek yok, bu meczubu bir cumhuriyet savcısının ifadeye çağırması ve eline diline beline hakim olmazsa içeri atacağını söylemesi gerek.

Ama nerede!

Şahıs, cinsel açlığını ve fantezilerini dile getirdikçe makbul kişi olup sırtı sıvazlanıyor olmalı ki, azıttıkça azıtıyor. Tesettürlü olmayan kadınlar canlarını, namuslarını korumak için ne yapsın, silahlansın mı?