Mehmet Ali Birand

Davutoğlu efsanesi gerçek mi, balon mu?

Perşembe, 20 Mayıs 2010 - 05:00

Genelde dışişleri bakanları eskiden pek sevilmezlerdi. Çok seyahat ederler. Bizim gidemediğimiz yerlere giderler ve bundan dolayı da kıskanılan insanlardır. “Sayın dışişleri bakanımız ülkeyi ziyaret ediyor” diye alaycı başlıkların atıldığını bilirim. Üstelik günlük yaşamımızı pek ilgilendirmeyen konularla uğraşırlardı.

Verdikleri demeçler pek anlaşılmaz, kullandıkları Türkçe bile, kullandıkları jargonlardan dolayı kolayca akılda kalmazdı.

Kibirli, bize uzaydan bakıyorlarmış gibi bir algılama vardı. Ne Meclis’teki kavgalara katılırlar, ne küfür ederler.

Biraz insanüstü, Türk’lük ötesi bir vücut dilleri vardır. Bütün bu genellemenin ötesine geçebilen tek kişi Ahmet Davutoğlu oldu.

Dışişleri Bakanlığı’nda 1’inci yılını doldurması nedeniyle, medyanın zamanında bakanları paramparça eden ağır top kalemleri dahi övgü diziyorlar. Kimselere nasip olmayacak derecede yıldız takılıyor. Hele şu sıralarda, Tahran’da imzalanan takas anlaşmasıyla, uluslararası alanda, adı Erdoğan’dan sonra, en çok anılan Türk siyasetçi konumunda.

Bu övgüler şişirme mi, yoksa gerçekten doğru mu?

Son haftalarda hangi yabancı diplomat veya dışişleri bakanıyla karşılaştım ise, adını vermemek kaydıyla ve dedikodu yapar gibi, Davutoğlu’nu sordum.

İlginç yanıtlar aldım. Bakın, benim de katıldığım değerlendirmelerden bazıları:

Türk dış politikasını ilk defa “hep biz haklıyız” çizgisinden çıkardı ve karşısındakilerin de haklı olduğunu söyler oldu. Türkiye’yi ilk adımı atan taraf konumuna soktu.

 - Türkiye eskiden etrafıyla hiç ilgilenmezdi. Sadece Kıbrıs-Ermenistan ve Kürt sorunuyla yetinirdi. İlk defa başka ülkelerin sorunlarını da çözmeye katkı yapan bir politika izler oldu. Bunu da Davutoğlu başardı.

 - Sözünde duran bir bakan profili çizdi. Girdiği arabuluculuklarda, kendini ön plana çıkarmadı. Konuşması çok inandırıcı. Güler yüzlü ve fazla abartmadan samimi ve sıcak bir yaklaşımı var. İşbirliği yapılabilecek bir bakan.

 - Türkiye’nin batı merkezli dış politikasını değiştirdi ve bölgesel merkezli bir politika uygular oldu. Bölgeyi iyi anladı ve güven yarattı.

- Çok çalışkan bir insan. Ne zaman konuşmak istesek, hemen karşımızda bulabiliyoruz.

Gayet tabii, Davutoğlu hakkında bu sözlerin söylenmesinin tek nedeni Dışişleri Bakanı’nın kişiliği değil. Özellikle Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de aynı yaklaşımları benimsemeleri ve Davutoğlu’nun önünü açmaları da çok önemli. Yoksa bunların hiçbiri gerçekleştirilemezdi.

Davutoğlu hakkında konuşanların bir bölümü Avrupalı, bir bölümü de Müslüman dünyasının diplomatları. Dikkatimi çeken, hepsinin ortak görüşlerinin aynı noktalarda kesişmesiydi.

Her dışişleri bakanı gibi, Davutoğlu’nun da başardıkları, sonunu getiremedikleri veya başarısızlıkları var. Ancak, bu işe bir akademisyen olarak, soyut fikirlerle başlamak ve bir süre sonra hocalıktan, pratik uygulamaya geçip bu kadar alkış almak kolay bir şey değildir. Hele yarı cahillerin kol gezdiği Türkiye gibi bir ülkede, alkışlanmak başlı başına bir başarı sayılmalıdır.

Bizi İslam dünyasına mı sürüklüyor, yoksa...

Davutoğlu’nun uyguladığı politikaların en kolaylıkla kışkırtılacak olanı ve bugünkü ortamda en zayıf halkası, Türkiye’yi İslam dünyasına sürüklemekte olup olmadığı konusundaki tartışmadır. Türkiye önceliğini, bölgeye veriyor. Bölgeden de, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Ortadoğu kastediliyor. Buralardaki sorunlara daha fazla zaman harcanıyor ve çözüm aranıyor.

Dışarıdaki gözlemcilerden, Türkiye’nin İslamcı dış politikaya kaydığına dair bir şey duymadım. Her ne kadar, İran ile ilişkilerde zaman zaman, batılıların ölçülerinin dışına çıkılıyor olsa dahi, yine de bir İslamlaşmadan söz edemem. Buna karşılık, Türkiye’nin bu yeni yaklaşımı, son derece önemli ve yeni bir ekonomik çıkar yaratmaya başlamış. Daha önceleri, tek ihracat pazarı olarak Avrupa’yı gören Türkiye, bugün yeni yaklaşımıyla ihracatını da çeşitlendiriyor ve yeni pazarlar kazanıyor. Türk Telekom’un başarılı patronu Paul Doany’in anlattıklarını hayretle dinledim. Dış politikanın açtığı imkanların, Türk özel sektörünü nerelere götürmeye başladığına dikkat çeken Doany, bölge ülkelerinin Türk malına bakışlarının da giderek değiştiğini, bir süre öncesine kadar Türk malına kuşkuyla bakanların, bugün nasıl Türk malını tercih ettiklerini örnekleriyle anlatıp beni hayretler içinde bıraktı. Gerçekten de Türkiye, bölgenin yükselen yıldızı konumunda.

Özellikle, eskiden Türklere pek sempatiyle bakmayan Araplar, bugün Türkiye’nin yaşam şekline, demokrasisine, hatta giyim kuşamına bile farklı bakmaya ve ülkemizi giderek bir cazibe merkezi gibi görmeye başladılar. Davutoğlu’nun bulunmaz bir anka kuşu olduğunu, her şeyin onun sayesinde gerçekleştiğini söylemiyorum.

Türk dış politikasının, ilk defa keşfedildiğini, şimdiye kadar sanki hiçbir şey yapılmamış da, şimdi hayallerimizin gerçeğe dönüştüğünü de ileri sürmüyorum. Zaten bu iddialarda bulunacak kadar deneyimsiz bir insan da değilim.

Demek istediğim, Davutoğlu bir efsane sayılmasa dahi, bir balon da değildir.

Doğruları, başarılı şekilde uygulayan, vizyonu doğru, son derece çalışkan ve Türkiye’ye kişilik getiren bir Dışişleri Bakanı’dır.