Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Devlete karşı suçlar mutlaka affedilmeli...

Çarşamba, 22 Haziran 2011 - 05:00

Sanayi Bakanı Nihat Ergün geçen gün Kürt sorunuyla ilgili son derece önemli görüşler ortaya attı. “Devlete karşı işlenen suçlar affedilmeli” dedi. Tabii hemen kazanlar kaynatılmaya başlandı. Muhalefet ayaklandı, kendi partisinden Prof. Dr. Burhan Kuzu dahi “Bizim gündemimizde böyle bir şey yok” diye hemen savunmaya geçti. Devlet de kendini koruma refleksiyle hareketlendi. Ancak Ergün’ün sözleri öyle kolay kolay reddedilecek cinsten değil. Üstelik Başbakan’a yakın bir isim olduğundan dolayı, söyledikleri hafife alınamaz.

[[HAFTAYA]]

Eğer Ergün’ün açıklamaları gerçekten Başbakan’ın düşüncelerini yansıtıyorsa, Kürt sorunu konusunda çok daha ümitli olabiliriz. Ben eninde sonunda bir genel af ile karşı karşıya kalacağımızdan eminim. Eğer sorunu çözmek istiyorsak af kaçınılmaz olacaktır. Üstelik devlete karşı suçlar neden affedilemezmiş?

Defalarca insan öldürmüş, eli kanlı gerilladan söz etmiyoruz. Devletin suç diye nitelediği eylemlere karışmış kişileri kastediyoruz. Devlet kendini koruma adına öylesine abuk sabuk yasalar yapar, insanların temel beklentilerine, günün koşullarına ters düşen, haklarını ellerinden alan yasalarla ortaya çıkarsa, halk da bu yasalara tepki gösterir. Tepki göstermeye hakkı da olabilir. Gelin kendi kendimizi aldatmaktan vazgeçelim ve ileride kesinlikle çıkaracağımız bir genel af için şimdiden kavga etmeyelim... 

Esad, Erdoğan’ın eleştirilerine kızıyor...

Türkiye-Suriye ilişkileri pek iyi gitmiyor. Sadece Devlet Başkanı Beşar Esad değil, kamuoyunun bir kesiminde de, Türkiye’nin genel yaklaşımına karşı tepki var. Tabii devlet televizyonunun Ankara aleyhindeki yayınları, bu olumsuz yaklaşıma katkıda bulunuyor. Esad’ın kırgınlık olarak başlayan, şimdi yakın çevresiyle paylaştığı ve kızgınlığa dönüşen yaklaşımının nedeni, Erdoğan’ın tutumunu giderek değiştirmesi, Suriye Devlet Başkanı’na göre, “Batı” ile aynı dili kullanmaya başlaması ve sürekli şekilde eleştiride bulunması.

Hatırlayacaksınız, Başbakan başlarda Esad’a çok destek oldu. Ancak reform beklentilerinin karşılanamaması, bu arada iç savaş tehlikesinin artması ve göçmen sayısının yükselme olasılığı yavaş yavaş Ankara’nın sabrının taşmasına neden oldu. Doğrudur, bugün Erdoğan Batı ülkelerinin yaklaşımlarına daha yakın davranıyor ancak başka seçeneği yok. Esad’ı en çok kıran, Başbakan’ın sık sık Suriye’yi ve kendisini eleştirmesi. Çevresine karşı küçük düştüğü ileri sürülüyor. Kamuoyuna da bu olumsuzluk yansıyor.

Herkes Esad’ı eleştiriyor ancak gitmesi de göze alınamıyor...

Gerçekten de garip bir durumla karşı karşıyayız. Suriye’deki durum hem bölgenin bazı ülkelerini, hem de “Batı” dünyasını rahatsız ediyor. Türkiye ve İsrail de çok rahatsız. Ancak gelin görün ki, kimse Suriye’ye müdahale edilmesini, Libya’da olduğu gibi asker sokulmasını, dahası Esad’ın gitmesini istemiyor. Nedeni de çok açık. Esad’ın yerine kimin geleceği bilinmiyor. Hatta tepedeki değişiklikten sonra, Suriye’nin çok daha tehlikeli şekilde karışmasından korkulduğundan dolayı dokunmak istenmiyor.

Esad’ın giderken, Hizbullah aracılığı ile Lübnan’ı; Hamas vasıtasıyla da Filistin’i birbirine sokabileceği de hesaplanıyor. İsrail henüz dokunulmasını istemiyor. Türkiye de aynı fikirde. Washington ve diğerlerinin de farklı bir planları henüz yok. Ancak bu yaklaşım uzun süre devam etmez. Esad ya yıl sonuna kadar durumunu toparlar, çok partili bir parlamenter rejime geçer veya kendi bataklığında boğulup gider. Son konuşmasında bu yönde adımlar atmaya hazırlandığının işaretini verdi. Ancak ne ailesini feda etmeye hazır olduğunu gösterdi ne de etrafındaki yolsuzluk ağını çözeceğinin işaretini verdi. Ankara’nın korkmakta hakkı var. Suriye’nin karışması, Türkiye’ye çok pahalıya mal olacaktır.