Dış politikada daha büyük krizler kapıda

Perşembe, 17 Haziran 2010 - 05:00

Ben Türkiye’nin bugüne kadar ihmal ettiği Afrika, Asya, Ortadoğu ve Latin Amerika gibi coğrafyalarla ilgilenmesini çok olumlu buluyorum. Klasik anlamdaki “eksen kaydı” eleştirisini abartılı görüyorum. Bunu bir ölçüde “artık kabına sığamayan bir ülkenin ilgi alanlarının çeşitlenmesi” olarak algılıyorum. Türkiye güçleniyor ve kendine güveni artıyor. Böyle olunca yeni pazarlar bulma isteği ağır basıyor. Ekonomik ve siyasi krizle boğuşan Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi dışarıda tutmaya çalışmasının da Ankara’da bıktırıcı bir hal aldığı çok açık.

Ancak her şeye rağmen Batı’nın parçası durumundaki laik Türkiye’nin bizzat Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu seviyesinde dile getirdiği “Yakında Kudüs başkent olacak ve Mescid-i Aksa’da hep birlikte namaz kılacağız” şeklindeki ifadesini de aşırı bir angajman olarak görüyorum.

Elbette Türkiye bu bölgedeki insan hakları ihlallerine kayıtsız kalmayacak, elbette kültürel, dini ve tarihsel bağlarımızın olduğu bir coğrafyada olup bitenleri sadece izlemekle yetinmeyeceğiz. Ama Araplara her gün methiyeler düzerken Batı karşıtlığı olarak görülebilecek açıklamalar yapmayı çok tehlikeli buluyorum.

Bu ısrarcı söylem Türkiye’nin son dış politika adımlarını “Yeni Osmanlıcılık” ya da “Yeni hilafet” arayışı gibi kalıplara sokmak isteyenlere güçlü bir koz vermiş oluyor.

Türkiye’nin Arap dünyası ve İran’la aşırı şekilde yakınlaşırken İsrail ile bozulan ilişkilerden ve Amerika Birleşik Devletleri’yle gerilen iletişim sürecinden Türkiye’nin ağır kayıplarla çıkabilecek olmasından endişeliyim.

Olup bitenlerin doğal olarak İsrail’e de bir faturası olacaktır. Bu ülke, dünyanın gözünün içine baka baka işlediği cinayetlerden ötürü mutlaka özür dilemelidir. Buna şüphe yok ama bu bölgede “İsrail eşittir Amerika” olduğuna göre resmin daha büyük bir bölümünü henüz görmedik demektir. Türkiye’nin bütün baskısına rağmen İsrail’in Ankara’yı kale almaz tavrının arkasında Amerika’ya duydukları bu müthiş güvenin etkisi var.

Haluk Koç’un uyarısı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç’un dün TRT Ankara Radyosu’ndaki programımda da altını çizdiği gibi bütün bu olup bitenlerden sonra ulusal çıkarlara dayalı dengeli politikamız yara alırsa bundan en çok biz zarar görürüz.

Ankara’da diplomasiyi çok yakından izleyen yüksek düzeyli bir temsilciyle dün yemekte bir araya geldik. Bu noktada Türkiye’nin Arap- İsrail görüşmelerinde arabuluculuk rolünün sıfırlanmakta olduğunu diplomatik çevreler de kabul ediyor. Üstelik Ankara ile Tel Aviv’in karşı karşıya geldiği bu durumdan Türkiye ile rekabet eden Mısır gibi Arap ülkeleri çok memnun!..

Aynı kaynak Türkiye’nin aktif dış politika uygulamanın tadına vardığını, yeni bir hükümet kurulsa bile bu dinamik çizginin değişmeyeceği sinyalini verdi. Hatta “Bunlar yeni Türk dış politikasının doğum sancıları” ifadesini kullandı.

Daha önce de yazdığım gibi çok kısa süre içinde Ermeni karar tasarıları Amerikan Kongresi’nin ve yönetimin önüne gelecek. Ben bu kez geçeceğini düşünüyorum. Eğer bunlar yaşanırsa sözü edilen doğum sancılarının ne kadar ağır olduğunu hepimiz göreceğiz.