Ege'nin sularıyla ilgili pazarlık başlıyor

a
a
Pazartesi, 17 Mayıs 2010 - 05:00

Atina’daki görüşmelerden elle tutulur bir sonucun alınmadığını söyleyenler haksızlık ediyorlar. İmzalanan anlaşmaların yarısı bidon olsa dahi, diğer yarısı ekonomilerin önünü açacak. Ayrıca en önemlisi, iki ülke’nin kara sularının yeniden çizilmesi çalışmalarının önümüzdeki haftalarda başlanma kararı. Bu konu çözülürse, Ege’deki hava ve kıta sahanlığı çok daha kolay halledilecek.
***
İki günlük Atina ziyaretine bazılarımız “Tarihi sonuçlar alındı ve tüm sorunlar çözüldü” diye bakıyor. Bazılarımız ise “Hiçbir sonuç alınmayan, içi boş anlaşmaların imzalandığı, üstelik Başbakan’ın Yunan basınını Türkiye’ye düşman ettiğini” ileri sürüyor.
İki yaklaşım da yanlış. Gelin ben, gördüğüm kadarıyla bu gezinin en önemli noktasını anlatayım.
İmzalanan 22 anlaşmanın bir bölümünün laf olsun diye imzaya açıldığı doğrudur. İmzalanmamış olsa da, hiçbir şey değişmezdi. Bu şekilde anlaşmaların yarısı pek önemli sayılmasa dahi, geri kalan 15 anlaşma, iki ülke arasındaki ticarete milyarlarca dolar kazandıracaktır.
Bundan dolayı hiç kuşkunuz olmasın.
İşin siyasi tarafına bakacak olursak, bence en önemli gelişme, Ege kara sularının yeniden saptanması konusundaki görüşmelerin başlatılması kararıdır. Bu haber üzerinde fazla durulmadı. Atina’dan ayrılmadan önce benim kulağıma fısıldandı. “Birand, görüşmeler birkaç hafta içinde start alacak ve her şey bu süreçte belli olacak” dendi.
İşte önemli olan da bu...
Bir hatırlatma yapayım.
2004 yılına kadar dışişleri düzeyinde Ege tartışılıyordu. Uzun uzun konuşuldu, ancak pek bir adım atılamadı. İşte 6 yıl önce bırakıldığı yerden yeniden başlanacak.
Yapılacak olan çok önemli.
İki taraf oturacak ve Yunan adalarının ve Türk Karasularının nerede 6 mil, nerede 3 mil, nerede 10 veya 12 mil olacağını saptayacaklar. Buna, bir nevi pazarlık diyebilirsiniz. En doğrusu da budur. Zira Ege kendine özgü bir denizdir.
Yunanistan, “Uluslararası anlaşmalara göre benim karasularımı 12 mil yapma hakkım var” diyor.
Haklılar, gerçekten de hakları var.
Ancak, bunu yaptıkları anda Ege Türkiye’ye kapanır. İşte 1995’teki TBMM açıklaması “Böyle bir olasılık -Casus Belli- savaş nedenidir” açıklaması böyle bir olasılıkta devreye girer.
Yunanlılar da, durumun farkındalar. Türkiye’yi savaşa zorlamak istemediklerinden dolayı 12 mil konusunda “Hakkımız var, ancak bunu kullanmıyoruz” diyorlar.
Ancak bu durum sorunları çözmüyor. Karasular çözülmedikçe, hava sahasındaki anormal durum ve kıta sahanlığı sorunları ortada kalıyor. Ege’deki it dalaşlarının önü alınmıyor ve Yunan kamuoyundaki gerilim bitmiyor.

Şimdi, kilit sorunun çözüm pazarlığına giriliyor
Atina görüşmelerinde işte bu açıdan önemli bir adım atıldı ve daha önce dediğim gibi Ege görüşmelerine yeniden başlama kararı çıktı.
Bence asıl önemli gelişme işte budur.
Şimdi, iki tarafın Dışişleri müsteşarları bir araya gelecekler. Önlerine Ege’nin haritasını koyacaklar ve yeni bir sınır çizmeye başlayacaklar.
Türk ve Yunan Karasuları, bazı yerlerde 3 mil, bazı yerlerde 8, bazı yerlerde 10 veya 12 mil olacak. Bu harita her ülkenin gereksinimlerine yanıt verecek.
Türkiye’nin Ege uluslararası sularına çıkışını sağlayacak, askeri tatbikat ihtiyacını karşılayacak, aynı şekilde Yunanlıların güvenlik kaygılarını ve diğer beklentilerini de giderecek.
Eğer bu konuda gerçekten bir anlaşma olursa, Ege’nin tüm sorunlarının çözümü çok daha kolaylaşacak. Zira anahtar karasulardır.
Karasularda anlaşma olduğu anda, havanın karasuları kendiliğinden belirlenecek ve gerekirse o zaman birlikte Adalet Divanı’na gidilecek.
İşte bu görüşmeler böylesine önemli.
Şimdi yeniden başa dönelim.
Ben bundan dolayı, Atina görüşmelerine haksızlık edilmemesi gerekiğini söylüyorum. İlla muhalefet yapmak istiyorsanız, gayet tabii “sıfır sonuç” diyebilirsiniz, ancak biraz adil davranılacaksa, atılan önemli adımı görmezden gelemeyiz.
Bir noktanın altını çizmek istiyorum.
İki lider arasında son derece önemli bir yakınlaşma ve kimya oluştu. Bu iki insan, Ege’yi üzmemekte kararlılar. Burada en zor olan nokta, karşılıklı verilecek ödünlerin dengesidir. Kimin ne kadar fedakarlık yapacağı önemlidir. Eğer Türkiye veya Yunanistan “Ben değil, sen daha fazla ödün ver” demeye başlarsa, o zaman başladığımız noktaya geri döneriz.