Ekonomide düzelmenin işareti

Salı, 06 Temmuz 2010 - 05:00

Ekonominin büyümede olduğu dönemlerde şirketlerde ‘istifa ederek’ ayrılanların sayısı belli bir orana denk düşer... Krizde personel giderlerini kontrol etmek isteyen şirketin CEO’sundan (icra başkanı) dinlemiştim. Yaklaşık 600 bin çalışanı olan bir grupta, “Yılda 300 kişi istifa ederek ayrılır. Bunların yerine alım yapmazsak, işçi çıkarmadan yolumuza devam ederiz diye düşünmüştük” demiş ve devam etmişti: “Ancak, sonradan gördük ki krizlerde istifa eden sayısı neredeyse yüzde 1’lere geriliyor.” Bu sadece Türkiye’ye özgü değil... Dünyanın her tarafında ‘ekonomideki gerçek’ düzelmeyi gösteren rakamlardan birini de ‘istifa edenlerin oranındaki’ artış gösterir.

ABD’den gelen mesajlar

Bu eğilim son 5-6 aydır Amerika’da kendini gösteriyor. Ekonominin iyi gittiği dönemlerde, ayda ortalama 2.5-2.9 milyon arasında çalışan şirketinden istifa ediyormuş. Bu rakam Aralık 2007’de 2.9 milyonun üstüne kadar çıkmış. Ancak, krizin derinleştiği Eylül 2009’da yüzde 40 düşüşle, 1.72 milyona kadar gerilemiş. Son Ocak-Nisan 2010 arasında ise artış yüzde 12’ye ulaşmış. Yani Amerikalı, ‘İş bulurum’ umuduyla memnun olmadığı işinden istifa etmekte daha cesur davranabiliyor.

Türkiye’de kriz sırasında perakende gibi ‘sirkülasyonun’ yüksek olduğu alanlarda bile ‘istifa oranı’ yüzde 5’ler düzeyine gerilemişti. Bankalar, büyük şirket ve holdinglerde ise rakamlar yüzde 1-3 arasında seyrediyordu. Konuştuğum bazı büyük şirketlerin genel müdürleri, ABD’dekine benzer bir eğilimin burada da gözlendiğini söylüyor. Örneğin, büyük bir şirketin genel müdürü, “Çalışanlar, bu dönemlerde işlerine daha büyük şevkle sarılıyorlar. Memnun değilseler bile, belirsizliğin geride kalmasını bekliyorlar. Şimdi böyle bir dönemi geride bıraktık” diye anlatıyor.

Büyükler hareketlendi

Konuştuğum büyük şirketlerden birinde, ‘personel devir hızı’ yüzde 2.8’den yüzde 0.9’a geriledi. Hakikaten çok etkileyici bir oran... Üstelik düşüşler, sadece ‘mavi yakalılarda’ değil, ofis çalışanlarında ve yöneticilerde de gözleniyor. Zaten ‘personel devir hızı’ beyaz yakalılarda daha fazla olduğundan, düşüş de o cephede daha yüksek gerçekleşiyor. Son durumda ise yavaş yavaş istifalarda kıpırdanma var... ‘Memnun olmayanlar’, ‘Daha iyisini arayanlar’ ve ‘kariyer peşindekiler’, ekonomideki iyileşmeden aldıkları cesaretle, istifa mektuplarını yazmaya koyuluyorlar.

Sigorta sektöründeki büyük sorun

Türkiye’de sigortacılık sektörünün büyüklüğü 12 milyar TL düzeyinde... Sigortacılar, gelinen düzeyden doğal olarak memnun değiller... Gelişmiş ve Türkiye’ye benzer ülkelerde, toplam prim üretiminin GSMH’ya (gayri safi milli hasıla) oranı çok daha yüksek düzeylerde seyrediyor. Bu olumsuz tablonun arkasında, refah düzeyi ve sigorta bilinci gibi etkenler var. Ancak, bence bir önemli nedeni de sigortacıların bütün stratejiyi ‘fiyata’ dayandırıp, sektörü büyütmek yerine, günü kurtarmaya yönelmeleri oluşturuyor.

‘Sigortasızları’ azaltmak!

Aksigorta Genel Müdürü Uğur Gülen ile sohbet ederken, bu konuyu da konuştuk... Onlar da bu nedenle fiyat rekabeti yerine, sektörü büyütmeye, sektöre yeni sigortalılar katmaya odaklanıyorlar. ‘Sigortasız nüfusu’, sigortalı yaparak, büyümeyi sürdürülebilir yapmayı hedefliyorlar. Aksi halde ‘kaskoda’ olanlar, diğer branşlarda da kendini gösterecek ve sektör kısır döngüde yoluna devam edecek...

Kaskoda ne olmuştu?

2000’li yılların başında bir aracı, bedelinin yüzde 4-4.5’ine sigortalarken, şimdi yüzde 1’ine sigortalayabiliyoruz. Bizim için, tüketiciler için iyi olan bu gelişme, sektörü zorluyor. Fiyatı düşük tutmaya devam edip, bir yandan da ‘isyan’ ediyorlar. Çünkü, Batı’da bu oranın yüzde 2-2.5 düzeyinde olduğunu, ABD’de daha yüksek seyrettiğini söylüyorlar. Kaskoda olan kısa vadede tüketicinin lehine gibi görünüyor... Ancak, güçlü olmayan sigorta sektörünün, ne ekonomiye ne de tüketicilere yararı olacak. Bu bedel, bir yerden, birileri tarafından ödenecek...

Işığın olmadığı yere de bakmalı

Amerikalı ünlü ekonomist Kenneth Rogoff ve Prof. Carmen Reinhart bir kitap yazdılar. ‘This Time is Different’ (Bu Defa Farklı) adlı kitapta, yaşanan ekonomik krizin, geçmiştekilerden farklı olduğu, 500 yıllık zaman dilimi incelenerek ortaya konuluyor. “Şimdiye kadar hep aynı datalara, aynı dönemlere bakarak değerlendirme yapıldı” görüşünü savunan iki ekonomist, farklı bakış açılarına ihtiyaç olduğunu, kitabı da bu nedenle hazırladıklarını aktarıyorlar. ‘Hep aynı yere, aynı kişilerle, aynı verilerle’ bakmanın yarattığı etkiyi de güzel bir fıkra ile anlatıyorlar. Fıkra, sadece ekonomide değil, yönetici ve işadamlarına da mesaj veriyor. Aradığınız sorunun yanıtını hep aynı yerde aramayın, işin kolayına kaçmayın, başka yerlere ve verilere de bakın. Fıkra şöyle... Vatandaş iyice içip sarhoş olduktan sonra evinin yolunu tutmuş. Giderken evin anahtarını düşürdüğünü fark etmiş ve yakındaki sokak lambasının yanına çömelip, aramaya başlamış. Oradan geçen bir polis memuru ne yaptığını sormuş. “Parkta anahtarlarımı kaybettim” yanıtını vermiş. Polis şaşırmış. “Peki neden sokak lambasının altında arıyorsun?’ diye sormaya devam etmiş. Sarhoş vatandaşın yanıtı hazırmış: “Çünkü sadece orada ışık var.”