Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Emine ve Güldal, iki mağdur kadın!

Pazar, 07 Şubat 2010 - 05:00

Türkiye, günlerdir iki kadına karşı takınılan tavıra kilitlendi. Aslında iki kampa ayrılmamızı, empati yapamamamızı öyle iyi özetliyor ki bu iki kadının yaşadıkları ve o iki kadına karşı erkeklerin takındığı tavır! O iki kadından biri Emine Erdoğan. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın eşi. Türkiye’de alışılmışın aksine, hep kocasının yanında. Sadece ona eşlik etmekle kalmıyor, kendi ajandası da, sekreteryası, programı da var. Muktedir bir kadın, sadece eşi üzerinde değil, parti üzerinde de etkili olduğu söyleniyor. Uluslararası ilişkiler kuruyor, diğer başkan eşleriyle görüşüyor, etkinlikler düzenliyor. Bir ev kadını değil, bir süper güç! Ama toplumun bir kısmına ters gelen, eleştirilen bir yönü de var: Cumhuriyet kadını modeli değil. Saçları sımsıkı örtülü, uzun etekler, bol ceketler giyiyor. Bilinen deyimle tesettürlü! Ve bu nedenle laik çevrelerin, özellikle de laiklik ve cumhuriyetin temel ilkelerinin en sadık savunucusu ordunun alışamadığı bir kimlik. Askeri tesislere kıyafet kuralına ters düştüğü için giremiyor. Hatta askeri bir hastanede yatmakta olan bir sanatçıyı ziyaret etmek istemesi bile bu kurala takılıyor. Skandal. Başbakanın eşi, o güçlü kadın, önünde bütün kapılar açılırken, emrindeki bir kurumun hastanesine alınmıyor! Egosu sarsılıyor, onuru kırılıyor, üzülüyor, eşinin aktarmasına göre gözyaşlarına boğuluyor. Mağrur kadın mağdur kadın oluyor!

Arınç’ın eşiti
İkinci kadın, ikinci tablo: Güldal Mumcu. Kim tarafından düzenlendiği tam olarak anlaşılamayan bir suikaste kurban giden, hukukçu, araştırmacı, gazeteci Uğur Mumcu’nun dul eşi. Ama sadece o kadar değil. Kariyer sahibi bir kadın. Vakıf kurarak eşinin adını yaşatıyor. Adaylığını koyarak milletvekili seçiliyor. Ardından partisi tarafından aday gösterilerek TBMM Başkanvekili. TBMM kürsüsünde ilk kez oturum yöneten kadın olarak siyasi tarihe geçiyor. O meclisin başkanıyken çalkantılı geçen bir oturum arasında odasına gelen, giren, basan, dalan, artık her neyse, eski Meclis Başkanı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından eleştiriliyor, adeta azarlanıyor. Güldal Mumcu’nun algılamasıyla hakarete ve baskıya uğruyor. O kadar ki yaşadığı travma sonucu oturumu açmak için kürsüye geri dönmeye zor ikna ediliyor. Döndüğü zaman sesi titreyerek, olan biteni genel kurula şikayet ediyor! Bülent Arınç ise kabahatinden büyük bir açıklama yapıyor: Güldal Mumcu zarif bir hanımefendi olduğu için ona hakaret etmesi söz konusu değilmiş. Ayrıca onu öldürülen Uğur Mumcu’nun bir emaneti olarak niteliyor! İşte bu da karşı tarafın kadına bakışı: Korunmaya, kollanmaya muhtaç bir dul kadın, bir anne. Bir kadın olarak değeri ve konumu ancak bu olabilir. Oysa Güldal Mumcu, Bülent Arınç’tan hiç farkı olmayan seçilmiş bir milletvekili. Üstelik de Meclis başkanvekili! Arınç’ın Ona ne baskı yapmaya, ne hakaret etmeye, ne de korumaya hakkı var. Eşitler. Erkek olsa Güldal Mumcu, kızdığı için, tıpkı Recep Akdağ’ın Osman Durmuş’a saldırdığı gibi gözlüğünü çıkarıp ceketine yerleştirir, ceketi de çıkarıp Arınç’a saldırabilirdi!

Birbirimizi anlamak zor mu?
Güldal Mumcu, bir Cumhuriyet kadını modeli. O Emine Erdoğan’ın gözyaşlarını anlayabiliyor, ama Bülent Arınç, onun niye o kadar sinirlendiğini anlayamıyor. Biz birbirimizi ne zaman ve nasıl anlayabileceğiz? Bütün soru ve sorun burada! Siyaset ve bölünmüşlük, yine kadın üzerinden yürüyor.