Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Ermeniler, bize muhtaç olacak kadar fakir değil...

Perşembe, 01 Nisan 2010 - 05:00

Uzun zamandır yaygın bir şehir efsanesi vardır. Buna göre de, Ermenistan öylesine fakir, öylesine fakir ki, halkı bir an önce Türkiye ile sınırın açılmasını istiyor. Bu şekilde ya çalışmak için kolaylıkla Türkiye’ye gidebilecekler veya ticaretin artmasıyla birlikte hayatın kalitesi de yükselecek. Bu efsane 1990’lı yıllar için belki bir oranda doğruydu.

90’larda Erivan’a birkaç defa geldim ve gerçekten de son derece fakir bir Ermenistan ile karşılaştım. Kalınacak tek yer Erivan Hotel’di ve koridorlarında farelerin gezindiğini gözlerimle görmüşümdür. Sokaklar berbat, binalar felaket ve hayat kalitesi çok kötüydü.

1992’deki bağımsızlıkla birlikte yavaş yavaş değişim başladı ve bugün, uzun bir aradan sonra geldiğim Erivan’daki gelişmeyi hayretle izledim. Dökülen Erivan Hotel’in yerini lüks Mariott almış ve kentteki küçüklü büyüklü otel sayısı 10’u bulmuş.

Caddeler yeniden yapılmış. Eskisi gibi, parke taşları fırlamış, tramvay raylarının lastikleri kestiği felaket durum kalmamış. Yollar tertemiz ve yepyeni. Alışveriş caddelerinin ışıl ışıl hali ve yabancı markaların dizildiği sokaklar, halkın alım gücünü gösterebiliyor.

Hele restoran, kumarhane ve gece eğlence yeri çokluğu beni şaşırttı. Eskiden sinema sayısının 2-3’ü geçmediği, 1,5 milyonluk başkentte bugün gece hayatı rengarenk.

Yanlış anlama olmasın. Bütün bu yazdıklarıma bakıp, Ermenistan’ın zenginleştiğini ve insanların bir eli balda, bir eli yağda yaşadığını da sanmamak gerekir. Benim söylemek istediğim, fakirlik yok. Ermenistan’ın genel durumunu anlatmak için “orta halli bir yaşam” demek daha doğru olur. Dikkatinizi çekmek istediğim ve benim de burada sık sık duyduğum, Ermenilerin sınırın açılmasını sağlamak için her şeyi vermeye hazır olmadıkları, sınırların kapalı kaldığı son 17 yıl nasıl yaşadılarsa yine aynı şekilde yaşayabilecekleri.

Buna karşılık, sınır açılırsa Ermenistan adeta bir ambargodan kurtulacak ve hayat daha kolaylaşacak. Hemen ertesi gün zenginleşme olmayacak, ancak ülke birçok yönden rahatlayacak. Eğer anlaşma olmaz ve sınırlar açılmazsa, Ermenistan fakirlikten de kıvranmayacak.

Unutmayalım ki, sınırın açılması ve bir nevi ambargonun kalkması, Ermenistan’a Azerilerle müzakerelerinde siyasi ve moral açısından bir üstünlük sağlayacak. Türkiye’nin, Azerbaycan kadar olmasa dahi, Ermenistan’ı da gözetmeye başladığı izlenimi yaratacak ki, bu da hiç görmezden gelinmeyecek bir unsur. Bundan dolayı, sınır tartışmaları hem heyecan yaratıyor, hem de “dünyanın sonu değil” yaklaşımıyla karşılanıyor.

Sınırın açılması, Türkiye’nin de çok işine yarayacak...

Aslında, sınırın açılmasıyla Ermenistan ekonomisine katkı oranı hakkında kimsenin kesin bir fikri yok. Yapılan bazı araştırmalar da katkının, yapılacak yatırım ve açılacak trafiğe göre, orta ile yüksek derecede olacağını gösteriyor. Ancak unutmamak gerekir ki, bu olasılıkta sadece Ermeniler değil, Türkiye de kazanacak.

* Ermenistan, Türkiye üzerinden Ortadoğu ve Avrupa pazarlarına açılabilecek. Buralara hem ihracatı arttırabilecek, hem de bugüne oranla çok ucuz ithalat yapabilecek.

* Kapıların açılmasıyla birlikte Avrupa’dan, Türkiye’deki Ermeni cemaatinden ve Amerika’dan gelecek turist artacak.

 * Ermenistan, Türkiye’ye elektrik satabilecek.

* Türkiye’nin Karadeniz ve Akdeniz limanlarından da yararlanabilecek ve ticaretini yaygınlaştırabilecek.

* Ermenistan enerji hatlarının da üstünden geçtiği bir ülke konumuna girecek.

* Türkiye de, sınırın açılmasıyla önemli yararlar sağlayacak. Van-Kars bölgesinde ticaret canlanacak, turizm patlama yaşayacak. Türk ürünleri Ermeni pazarına, yol kısalacağından dolayı (şimdi İran veya Gürcistan üstünden gidilmekte ve ihracat çok pahalıya mal olmaktadır) daha ucuz girecek.

* Daha da önemlisi, Türkiye, Orta Asya pazarlarına daha kolaylıkla ve ucuza ulaşacaktır. Bugün yol uzamaktadır.

Soykırımsız hayatı veya sonrasını kimse düşünmüyor

Ermeniler sözde soykırımın Türkiye tarafından kabul edilmesine kendilerini öylesine kaptırmışlar, her şeyi öylesine bu konuya bağlamışlar ve bir hayat tarzına dönüştürmüşler ki, sanki bir gün Türkiye bunu kabul etse dünya duracakmış sanırsınız.

Öğrencilerle konuşurken sordum: “Türkiye soykırım oldu, dese ne yapacaksınız? Ardından toprak istekleri mi gelecek, yoksa tazminat mı?”

Şaşırdılar. Ne diyeceklerini bilemediler.

Soykırım öylesine hayatlarına girmiş ki, soykırımın tartışılmadığı bir dünya düşünemiyorlar. Aynı soruyu, akademisyenlere ve resmi yetkililere sorduğumda da, soykırım sonrasının hemen hemen hiç düşünülmediğini anladım.

İlginçtir, “başka ülkelere kabul ettirilebilir de, Türklere kabul ettirmek imkansız” inancı var. Zorlayınca iki unsur ortaya çıkıyor. Biri, soykırım iddialarının arkasından, toprak talepleri değil de, evini arsasını kaybetmiş ve halen elinde tapusu bulunan varisçilerin tazminat davaları açabilecekleri anlatılıyor. Ancak o konu da henüz çok uzaklarda görülüyor.

Diğer bir nokta, protokoller Meclislerden geçip onaylansa dahi, soykırım konusunda kurulması düşünülen Tarihçiler Komisyonu’nun hayata geçirilmesinin, imkansız denecek kadar derin bir direnmeyle karşılaşacağıdır.

Hiç kolay olmayacak.

Ermeni toplumunun, dünyaya kabul ettirdiğinden emin olduğu soykırımın, birbirinden farklı düşünen tarihçiler tarafından didiklenmesine, üzerine kuşku düşürülmesine göz yumması çok çok zor. 

3