Generallerin satranç partisi

a
a
Cumartesi, 27 Kasım 2010 - 05:00

Görevden alma kararı pazartesi günü generallere tebliğ ediliyor, kimsenin haberi olmuyor. Salı günü Star Gazetesi’ne sızdırılıyor. Gazete çarşamba günü haberi manşetten, rencide edici bir dille görüyor. “Üniformaları çıkartıldı” gibi ibarelerle. Sanırsınız iki asker gelip soymuş generalleri. Tabii haberin kaynağı, yer aldığı organ ve amaç belli olunca şaşmamak lazım. Cumhuriyet tarihinde bir ilk olduğu için inanılmıyor önce. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a soruluyor. İkisi de küçümseyen tavırlarla doğruluyor. ‘Ne olmuş yani?’ havasında. Perşembe günü haber tüm gazetelerin manşet ve köşe yazılarında enine boyuna irdeleniyor. Bu haberlerin yanlı, eksik ve karmaşık olması üzerine o ana kadar susan Genelkurmay Başkanlığı 21 maddelik bir açıklama yayınlıyor. Bu kez cuma günü bütün gazetelerin birinci sayfalarında bu açıklama var.

[[HAFTAYA]]

Kamuoyuna, sokaktaki adama soralım: Üç generalin İçişleri ve Milli Savunma Bakanı tarafından görevden alınması ve hukuki yollara başvurulmasına ne diyorsunuz, bundan ne anlıyorsunuz? Birinin söylediği, birini tutmayacaktır. Genelkurmayın yayınladığı kapsamlı açıklamada olayın baştan itibaren gelişmesi var. 3 günlük bir hikaye değil bu. Mesele, sivil otoritenin bugüne kadar özerk bir kurum olarak kalmış TSK’yı her anlamda kuşatma, sindirme, yıpratma, burnunu sürtme ve “Güç bende” deme operasyonunun son perdesi. Darbe yapacak askerlerin kısa yoldan cezalandırılması sanki. Aslında, iktidarın kendisine karşı çıkılmasına, özellikle hukuki yollardan hak aranmasına ne kadar kızdığının ve tahammülsüz olduğunun örneği. Başbakan ve Cumhurbaşkanı, kendilerince geçerli nedenlerle bu üç generalin kellesini istiyor. Genelkurmay ve üç general de hukuki yolları kullanarak direndiği için mesele büyüyor. Hatta “Daha fazla direnmesinler, sonra rencide olurlar” tarzında bir tehdit bile geliyor! Daha fazla nasıl rencide olunabilir ki? Medyanın olayı yansıtmasına ve bilirkişilerin olayı yorumlamasına gelince, tam bir turnusol kağıdı: herkes safını biliyor ve sübjektifliğin objektifinden bakıyor olaya. Yani artık işin doğrusunu bilmenin imkanı kalmıyor! Ama görünen: Çoğunluğun ezici iktidarının, iktidarını pekiştirme konusunda son bir hamlesi.

Sanatta Afrika modası!

Bayram tatili sırasında dolaştığım Orta Avrupa’nın en güzel üç kentinde; Viyana, Budapeşte, Prag’da beni düş kırıklığına uğratan, sanat ve kültür hayatının yetersizliğiydi! Evet, şaştınız değil mi? Ben de şaştım; Viyana’da kaldığım iki gece, Viyanalıların da gideceği, hani turistler için uydurulmuş olmayan bir konser bulamadım. Bula bula gittiğimiz operette de Viyanalılar bile mutlu değildi! İstanbul ise yıkılıyor! Hele bayram sonrası her yerde, her zevke, her keseye, her yaşa, her kafaya göre bir konser, gösteri, dans, tiyatro var. Canlı performanslardan bahsediyorum elbet, sinema, sergi gibi olanlar ibadullah! Belki de pek farkında değiliz ama İstanbul gerçekten Avrupa’nın kültür ve sanat merkezi oluyor. Trafikten bezmeyen, biraz meraklısı için bu gösteriler Avrupa fiyatlarından da ucuz. Bu arada dikkatimi çeken, Afrika modasının sadece giyim değil, sanat sektöründe de ortalığı kasıp kavurduğu. Viyana’daki operet Afrika üzerineydi, Prag’da izlediğim ses ve ışık gösterisi Afrika’da geçiyordu. Bu akşam İstanbul’da Cemal Reşit Rey’de izleyeceğim konser Afrika- Küba müziklerinin buluştuğu, Afro-Cubism, Afrikalı ve Kübalı müzisyenleri bir araya getiren, çok renkli, çok sesli bir konser. Küba’ya gidememiştim, Küba müziği dinlemeye gidiyorum, size de öneririm.