Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Gerçek 'Paramparça' hikayeleri

Perşembe, 12 Şubat 2015 - 05:00

Ekranların en çok izlenen dizisi Paramparça, hızlı akan hikayesi ve oyuncularının iyi seçilmiş olmasıyla göz doldururken olur mu böyle şey, olursa nasıl çıkılmalı içinden diye de düşündürüyor. Dün yayınlanan bir habere göre Fransa’da gerçeği yaşanmış. Hastane hatasıyla iki ailenin bebeği karışmış ve 20 yıl sonra olay ortaya çıkmış.

Hastane ailelere 20 milyon avro rekor tazminata mahkum olmuş ama olayın asıl çarpıcı yanı şu: aileler, kendi öz çocukları yerine büyüttükleri çocuklarıyla yaşamlarına devam etme ve birbirlerini görmemeye karar vermişler! “Paramparça” dizisinde ise arada çok büyük gelir farkı olduğundan, çocuklar da aileler de paramparça oldu!

Çocukların psikolojisi açısından aşılması zor bir durum. 20 yıl anne dediğin insanın bir yabancı olduğu, ilk kez karşına dikilen birinin de annen olduğu gerçeğine nasıl alışabilir, bu yeni duruma nasıl uygun yaşayabilirsin? Gerçek ebeveynler çocuğu dünyaya getiren değil, büyütüp bakan, sevenler değil mi? Nitekim evlat edinilen çocukları da sonradan gerçek aileleri istediğinde çok büyük sorunlar çıkıyor, olay mahkemelik oluyor.

[[HAFTAYA]]

Hele Türkiye’de yaşanan bir dram inanılır gibi değil: Gerçek aile çocuğunu isteyince bakıcı aileden alınıyor. Gerçek aile bakamayıp kuruma geri veriyor ama kurum bu kez de çocuğu baksınlar diye başka bir aileye veriyor. Çocuk değil de eşya sanki! Ve ilk bakıcı aile çocuğu geri almak için mahkemeye başvuruyor. İnsanların psikolojileriyle dizi senaryosu gibi oynamaya hangi kurumun, hangi mahkemenin hakkı var ki?

Yoruma ihtiyaç duyan dedikodular

Davutoğlu’na göre RTE’nin Fidan’a sitemi, “fazla güven ve sevgiden” kaynaklanıyormuş. Yani deyim yerindeyse RTE, bütün sırlarını bilen Fidan’ın kendisini terk etmesine bir sevgili hassasiyetiyle alınıp kırılmış. Fidan’ın istifa edeceğinden RTE’nin elbette haberi olmuş ama onayı da olmadan böyle bir adım atılabilir mi? Fidan çok moralsizmiş, bak bak bak! Bir başka hedefteki adam Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı. Yarış atları sıkı takipte olur, idrarına filan bakılır ya; bunun da tansiyonuna filan bakılacak yakında.

Kış ortasında Pembe Köşk’ün bahçesindeki lojmanını boşaltıp kiraya çıkmış! Ankara’da kimin nerede oturduğu önemlidir. Oturduğu yeri boşaltmama alışkanlığında olan Gül, Dışişleri Bakanlığı lojmanında oturakalmıştı da Dışişleri Bakanı olunca Davutoğlu’na kiralık villa tutulmuştu. Yani Başçı’nın kıytırık bir gerekçeyle Merkez Bankası lojmanını boşaltması, olsa olsa yediği fırçalardan sonra tutmayın beni giderim tavrıdır ki Babacan’dan başka tutan da yok zaten. RTE’nin G20 Maliye Bakanları toplantısına niye katılmadığı da “Karşısında ona eş makam sahipleri yoktu ki?” şeklinde açıklandı ama hatırladığım kadarıyla son katıldığı toplantı, muhtarlar toplantısıydı? Şöyle esip parlamak için en zengin ülkelerin maliye bakanlarını kaçırır mıydı hiç!

Yürürken bari mesajlaşmasanız?

Şu aralar yürürken sürekli birilerine çarpıyor, ya da çarpmamak için acaip figürler atıyorum. Eminim siz de öylesiniz, çünkü telefonda mesaj yazma çılgınlığı o dereceye vardı ki hiç bitmiyor, yemek yerken, yatarken bitti, yürürken de! Burnu telefonunda mesaj yazan bir sürü insan. Bunlar merdivenden düşüyor, duvara çarpıyor, ama en kötüsü sana bana çarpıyor!

Kar tatili değil, laik eğitim için boykot

Birleşik Haziran Hareketi, Laik ve bilimsel eğitim için 13 Şubat’da okulu boykot ediyor! Öğretmen ve öğrencileri okula gitmek yerine alternatif aydınlanma programlarına çağıran hareket büyük şehirlerde hızla örgütleniyor ve müzik, sinema, drama, şiir dinletileri hazırlıyor. Amaç, okulların imam hatipleşmesine, zorunlu din dersi dayatmasına, ana okullarında bile açılan mescitlere, korku ve hurafelerle dolu eğitim programlarına karşı laik ve bilimsel eğitim talebi! İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Eskişehir’de örgütlenmeler tamam. Başlamak bile önemli. Türkiye IŞİD’leşmemeli!