Gül ve Sarkisyan'ın cesaretine alkış

Perşembe, 15 Ekim 2009 - 05:00

Türkiye ile Ermenistan arasında Bursa’da oynanan maçı izlemek üzere salı akşamı Yenikapı’dan Mudanya’ya giderken, heyecan daha denizde başladı. Kabataş’tan bindiğim İDO’nun deniz otobüsü son yılların en şiddetli hava muhalefeti nedeniyle Marmara Denizi’nin ortasından geri döndü. Yenikapı’ya yanaşıp, bu kez daha büyük bir deniz taşıtı olan hızlı feribotla dalgalı denizde yaklaşık 1 saat 45 dakikalık yolculuktan sonra Mudanya’ya ulaştım.

Dr. Oya İzmirli’nin davetiyle doğrudan İtalyan Kültür Derneği’nin yemek davetine katılarak orada bir konuşma yaptım. Maçtan bir gün önce buluştuğumuz Bursa’nın önde gelen iş adamları, akademisyenleri ve medya mensupları, kendilerine maça giriş davetiyesi ulaşmamasından yakındı.

Bursalılar yıllar sonra böylesine önemli bir karşılaşmanın kendi şehirlerinde oynanmasından memnun ama burunlarının dibindeki maça gidememek canlarını sıkmış. Zira 19 bin kişilik Bursa Atatürk Stadyumu’nun tribünlerinin büyük oranda polis, asker ve öğrenciler tarafından doldurulmuş olması, geçmişteki doğu bloku ülkelerindeki futbol maçlarını çağrıştırıyordu.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin geldiği hassas süreci göz önünde bulunduran emniyet teşkilatı ve Bursa Valiliği iki cumhurbaşkanının da şehirde olması nedeniyle olağanüstü önlem almıştı.

Nitekim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın yemeklerini yediği ve benim de kaldığım Almira Otel’de neredeyse her katta özel güvenlik görevlileri sürekli tur atıyordu.

İki cumhurbaşkanıyla birlikte Bursa’ya gelen protokol mensuplarının sayısının 800’e yaklaştığı söyleniyor. Bursa’daki bütün otel odaları haftalar öncesinden tutulmuş. Farklı ülkelerden gazeteciler, yorumcular ve televizyoncular da maç öncesinde stat çevresinde kamp kurmuştu. Gösterilen bu ilgiye ve Bursa’ya yığılan gazeteci sayısına bakınca iki takımın final oynadığı düşünülebilirdi. Oysaki Türkiye’nin de Ermenistan’ın da futbolda hiçbir iddiası kalmamıştı.

Maç öncesinde Bursa esnafıyla konuştum, şakayla karışık notlar aktarıyorlardı. Öyle ki, maçta hangi tezahüratın hangi dakikada yapılacağı bile önceden belirlenmiş.

Türkiye Ermenistan maçı, baştan sona Azerbaycan’ın yakın takibi ve bir anlamda duygusal ablukasıyla geçti. Maça Azerbaycan bayrağı sokulup sokulamayacağı da karşılaşmanın oynanacağı ana kadar kriz yaratmaya devam etti.

Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşma sürecinde Gül ve Sarkisyan’ın başlattıkları cesaretli inisiyatifin büyük rolü var. Gül belli bir riski göze alıp Erivan’a gitmemiş olsaydı bugün bu olumlu hava oluşmayabilirdi. Gül’ün gidişi Sarkisyan’ın gelişini de bir anlamda garanti altına aldı. İki cumhurbaşkanı bu sürece bu kadar sahip çıkmasaydı geçen hafta dışişleri bakanları bu önemli imzaları İsviçre’de atamazdı. O dönemde Dışişleri Bakanı olan Ali Babacan’ın da gayretlerini unutmamak gerekir. Babacan o sırada sürecin hassasiyeti nedeniyle sağlanan ilerlemelerle ilgili fazla konuşmamıştı ama Babacan soğukkanlı diplomasiyi bu kadar iyi götürmeseydi bu güne gelinemeyebilirdi.