Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Her gün bir başka tehdit!

Cumartesi, 07 Ağustos 2010 - 05:00

Bir Kürdün can güvenliği yoksa bir Türk’ün de yoktur!”, “Türk bayrağının yanına sarılı yeşili Kürt bayrağı da asılsa ne olur?”, “Kürdistan deyince niye rahatsız oluyorsunuz?” BDP'li yöneticilerden, bir kaç yıl önce duysak dudağımızın uçuklayacağı her gün bir başka kışkırtıcı açıklama geliyor. Ne hükümetten bir tepki var, ne muhalefetten. Siyasi partiler kanıksamış. Medya kanıksamış. Halk kanıksamış. Demek ki alıştırılmışız! Açılım da neymiş, boş çıktı, kof çıktı demesin kimse. Bundan daha cesur açılım mı olur? Açık denizlerden okyanuslara çıktık, biraz daha açılırsak göreceğiz ne olacağını, 15 Ağustos’u bekleyin, o zaman açıklayacaklar açılımın son aşamasını. Geçenlerde NTV ekranlarında açılımın birinci yılı nedeniyle tartıştığımız Kürt sorunu konusunda aramızda çok kışkırtıcı isim yoktu ama yine de genç bir şairin “Açılım başladığından beri ben kendimi daha iyi hissediyorum, Kürt olmaktan daha az rahatsız” demesi ilgi çekiciydi. Şiddete ve PKK’ya karşı olduğunu söyleyen Kürt milliyetçisi bu arkadaş, hükümeti eleştirdiği rahatlıkla PKK’yı eleştiremediğini söylerken gerekçe olarak da can güvenliğini gösteriyordu. Söylemek istediğim tam da bu: Bir Kürdün can güvenliği yoksa bunun tek nedeni Türkler değildir. Militanlarının Kürt kökenli olduğu ileri sürülen silahlı terör örgütü PKK’dır. Niye böyle söylüyorum? Çünkü bu örgütün militanları arasında Araplar, hatta gayrı müslimler bile bulunmaktadır. Tıpkı PKK militanlarının çıkardığı olaylardan bunalan kimi Anadolu kentlerinde bunlara aşırı tepki gösteren halkın Türk’den çok Arap kökenli olması gibi.

Ana dilde eğitim!

Milliyetçilik bazında itişmek bizi fazla uzağa götürmüyor. Temcit pilavı gibi söylenip duran ‘Ana dilde eğitim’de bir dönem dincilerin ‘başörtüsü zulümü’ gibi bir slogan olmaktan öteye gitmiyor. Başımızı kumdan çıkarsak da bu gerçekleri görsek. Bu sıcakta ne tehdit, ne de küstahlık hiç çekilmiyor. Ataması yapılmamış öğretmen adayı, Atatürk’ten nefret ediyormuş, TSK mensubu gördükçe tüyleri ürperiyormuş, acaba dağa mı çıksaymış, sayıp dökmüş. “İyi ki beğenmediğin T.C.’nin öğretmeni olmamışsın, çocuklara bunları mı öğreteceksin” tepkisini gösterince sizi cahillikle suçlayabiliyor! Daha ne kadar ‘açılacağız’ acaba? Ayrılmak daha mı kolay olur acaba diye insan düşünüyor!

Yeter ki onursuz olmasın terfi!

 İnternet siteleri soruşturmasıyla önü kesilen Org. Iğsız’ın yerine Kara Kuvvetleri Komutanı olması istenen Org. Atila Işık’ın bu terfiyi kabul edip makama yerleşmek yerine istifa etmesi o kadar omurgalı, onurlu bir davranıştı ki, kamuoyunda büyük takdir topladı! Ben de durumu özetlemek için Levent Yüksel’in pek sevdiğim “Yeter ki onursuz olmasın Aşk!” şarkısının ismini seçtim. Gerçi istifa henüz kabul edilmiş, son kartlar oynanmış, durum netliğe kavuşmuş değil.

Işık: Kendi kararım

Olsun, önemli olan, bir komutanın, mesleki kariyerinde gelebileceği en üst görevlerden birini, onur, dostluk, takım ruhu adına reddetmiş olmasıdır. Etrafımız, böyle bir yükselme için ayak oyunları, çeşitli stratejiler yürütenlerle dolu olduğu için özveri ve onur, olması gereken değil, sıradışı, olağanüstü bir davranış biçimi olarak değerlendiriliyor. Acaba ortak karar mı alındı, zorlama var mı, feda mı edildi gibi spekülasyonlar yapılıyor. Dünyanın hiç bir demokratik ülkesinde üst düzey komutanların terfileri, kamuoyunun gündemini böylesine meşgul etmez. Demek ki ortada normal değil, bayağı anormal bir durum var! Bu olayda taraf tutanlara bakıyorum da şaşıyorum. Cuntacı, darbeci, aşağılık, satılmış olmakla suçlanan bizim gibilerin tek suçu, kumpas, hukuksuzluk ve haksızlığa karşı çıkmaktır. Yoksa terfileri engellenen komutanlarla önleri açılan komutan adaylarının isimlerinin hiç önemi yok! Ne birilerini, ne ötekilerini tanırım, mesela ben. Eleştiri gerekçem siyasi otoritenin yargıyı kullanarak, yargı kararlarını bahane ederek amacına ulaşma stratejisinin yanlışlığı ve tehlikesidir. Hukuk artık insanların sığınacağı, güvenli liman olmaktan çıkıyor, tehlikeli bir silah haline geliyor. Yargı yolu kullanılarak tek tek etkisizleştirilen, susturulan muhalifler bittiği zaman sıradan insanlar da kendilerini kuşatılmış hissettiklerinde onlar için sesini çıkaracak kimse kalmamış olacak. Haberleri var mı acaba?

Yazın siyaset çekilmiyor, Mu?

Evet, hava sıcaklığı ve nem bunaltıcı. Evet, kimse kafasını toplayamıyor. Evet, yaz çok zor geçiyor. Ama bu sıcaklarda kimse siyasetle ilgilenmiyor, gençlerin umru değil, siyasi programları kimse seyretmiyor diye düşünenler de çok yanılıyor. Bunlardan biri bendim. Hafta başında bir tv programına yetişmeye çalışırken çevre yollarındaki bütün röfüjlerin üzerini doldurmuş insanları görünce boşuna mı koşuşuyorum, insanlar bunalıp kendilerini dışarı atmış, bizi kim seyredecek diye düşünürken, programın sunucusu arkadaşım, haber kanalları izleyicilerinin siyasete her zamankinden daha çok ilgi duyduğunu ve raytinglerinin yüksek olduğunu aktarmıştı. İki günlük bir İstanbul dışı kaçamağı ise bunun doğru olduğunu kanıtladı bana. Rastladığım herkes katıldığım programlarla ilgili görüşlerini aktardı. Hatta farkında bile değilim ama tekrarlarını izleyip uykusuz kaldıklarını anlatanlar da oldu.