Cem Kerpiççiler

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170745.cem_kerpiççiler_17.png

Herkes gider onlar kalır!

Cuma, 06 Ağustos 2010 - 05:00

Uzun zaman önceydi. İçeri girer girmez mahşeri kalabalığa bakakaldım. Binlerce kişi aynı anda ellerini havaya kaldırıp, bir besteyi sanki hayatta bir kez daha seslendirme fırsatları yokmuş gibi hırsla, umutla, sevgiyle, isyanla haykırıyordu. Aynı renklere sevdalananların arasından geçerek ayakta durabilecek bir metrekare yer ararken gözlerimi tel örgülere asılı renkli bezlerin üzerine yazılı cümlelerden alamıyordum. Takımların sahaya çıkmasına saatler vardı ve daha önce birçoğu birbirini bile tanımayan binlerce kişi sigarasını, çekirdeğini, suyunu, hüznünü, sevincini ve hayallerini birbirleriyle paylaşıyordu.

Zaman durur bazen tribünde

Zaman zaman yükselen sesler yerini homurtulara bırakıyordu. Gazete kağıtlarından yapılan külahlarla güneşten korunmak isteyen topluluk, aralarından geçmek isteyen simit ve ayran satıcısına da karşı takımın taraftarı muamelesi yapmaktan büyük zevk duyuyordu. O anda ne patronun tafrası, ne sevgilinin bitmek tükenmek bilmeyen kaprisleri ne de gelecek korkusu vardı. Tek istenen tünelin ucundan bir ömür boyunca aşkla peşinden koştukları renklerin koşar adımla yeşil çimlere doğru akmasıydı.

Neden yazıyorlardı onları?
Elimi bir an olsun bırakmayan ve durmadan iyi olup olmadığımı soran teyzemin oğlundan fırsat buldukça karşı tribüne asılan renkli bezlerde neler yazdığını anlamaya çalışıyordum. Karşı takımın taraftarının bize yönelik söylediği esprili tezahüratlara karşı bir an susup aniden yükselen kontra cevaplar şaşkınlığımı bir kez daha artırıyordu. Ama gözlerimi durup durup “Hayatta hiçbir şey senin kadar sevilmedi”, “Ne bir kızı sevmek ne bir okulu bitirmek, tek dileğim seni şampiyon görmek!” ya da “Kasımpaşalılar” cümlelerinin yazılı olduğu bezlere takılıyordu.

Pankart bir takımın namusudur

Renkli bezleri “tribünlerin duygularını estetik bir biçimde anlatma metotlarından biri olan pankartlar diyerek” tanımlayan teyzemin oğlu kutsallıklarından bahsederek daha da heyecanlandırmıştı beni: “Pankart bir takımın namusudur. Dünyanın öbür ucuna da gitsen yarin boynuna bir kolye takar gibi asarsın pankartını tribüne. Gerekirse 10 kişinin arasında tek başına dalarsın da kaptırmazsın yazılı tarihini ezeli rakiplerine. Sen nereye gidersen git o da seninle gelir. Kendi evinde bir gelin gibi süslerken stadını en nadide mücevherdir pankart. Kimi zaman rakibine kimi zaman oyuncuna kimi zaman yönetimine kimi zaman da hayata posta koyarsın o tümcelerle…”

Şimdi ben nereye baksam…

Daha sonra ve hâlâ gittiğim her maçta ilk işim hep pankartları aramak oldu telaşlı gözlerle. Biri eksik olduğunda üzüldüm, yeni asılanla tarifi imkansız bir heyecana kapıldım. Kimini hemen indirmek ya da indirtmek için çabaladım kimini avuçlarımı patlatırcasına alkışladım gözyaşlarımı saklayarak. Son yıllarda bir yanım hep eksik bir yanım hep yarım. En sevdiğim besteyi söylerken bile eski coşkumdan eser yok. Futbolun bir endüstri haline gelmesi ve taraftarlığın müşteriliğe evrilmesi sürecinde tribünlerden birer birer eksildi pankartlar. Onların yerini dev markaların paçavraya benzeyen reklamları aldı birer birer. Kimileri çok savaştı pankartları için kimileriyse hemen teslim bayrağını çekti. Senelerdir tribünlerin cefasını çekenler birbiri ardına kalplerine taş basarak çekildiler bir gün mutlaka döneceklerini söyleyerek. Yalnızca aşık oldukları takımın peşinden koşan ve hiçbir çıkar elde etmeyi aklından bile geçirmeyenlerin de gelecek elbette zamanı.

Kimi statlarda her şeye rağmen direnişin bayrağı gibi asılıyor pankartlar. Taraftarlar, müşterilere karşı “Bu evin gerçek sahibi biziz. Misafirler gelip gider, biz kalırız” şiarıyla sahip çıkıyorlar yazgılarına. Halklar nasıl diktatörlere karşı inatla dillerine, kültürlerine, özgürlüklerine sahip çıkıyorsa onlar da indirtmiyorlar pankartlarını tribünlerden.

Elbette dönecekler geri

Hayatın dilini kesmeye çalışanlar tarihin hiçbir zaman diliminde başarılı olamadılar. Tarih her zaman haklı çıkardı dillerine sahip çıkanları. Şimdi neredeyse yok olan pankartlar, gün gelecek hak ettikleri tribünlerde alacaklar yerlerini. Asıl şimdi o pankartları astırmayanların adlarından bir harf bile olmayacak ticarethaneye çevirmeye çalıştıkları tribünlerde…