Herkes kendi yoluna

Pazartesi, 26 Ekim 2009 - 05:00

Bizde askere gitmek de bayramdır, askerden dönmek de.

Her genç, davul zurnayla yolcu edilir.

Klaksonlar çalar.

Şarkılar türküler söylenir.

Bayraklar sallanır.

Eş dost, konu komşu, arkadaş, kim varsa yollara dökülür.

- Güle güle Mehmet, vatan sana emanet.

Mehmet gururla gider.

*** 

 

Dönüş de muazzamdır.

Sonlara yaklaştıkça:

- Gel tezkere.

Anası, babası, sözlüsü, nişanlısı, Mehmet’in yolunu gözler.

Ne güzeldir asker mektupları.

Ne güzeldir askerlik arkadaşlığı.

Ne güzeldir o anılar.

Yeşil gözlerinden muhabbet kaptım diye mırıldanılan o Hicaz şarkılar ne terbiyeli bir hasrettir.

Asker Ocağı’yla Baba Ocağı arasındaki o muhteşem sevgi denizi, dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur.

Mehmet, gururla döner.

Askerlik anılarını ise hayat boyu anlatır anlatır. Hiç bitmez.

*** 

 

Niye yazdım?

Hah.

Şimdi oraya gelelim. Bu kadar kutsal bir kurum, bir dizi üzüntüyü sineye çekerek, dağdakilere şefkatle el uzattığı halde, görülmemiş bir nankörlüğe muhatap oluyor.

Sırf Ordu değil, 72 milyon kişi, hep birlikte rencide ediliyor.

Haburdaki o manzaralar, her geçen gün ve saat, daha da parçalıyor yüreğimi.

İşte bu yüzden....

Sizi bilmem ama ben şimdi diyorum ki:

Lanet olsun.

Siz, ne insanlıktan anlarsınız, ne sevgiden, ne şefkatten, ne de pişmanlıktan.

Onun için...

Yol yakınken dönelim.

Haydi, herkes evine, köyüne, inine, mağarasına, geldiği dağa, yallah.