HJK ile BJK

Cuma, 27 Ağustos 2010 - 05:00

İki takımın arasındaki fark, at yarışı tabiri ile uzak ara, ya da birkaç boydur. Sanıyorum böyle bir rakibi Siyah- Beyazlılar ne grupta bulurlar, ne bizim ligimizde. Fin temsilcisi ikinci yarıda önemli ataklarla birlikte direkten dönen topları ve kaleci Cenk’in kurtarışlarına rağmen maçın tamamı gösterdi ki Schuster’in doğru onbiri istediği anda bu takıma gol atarım mesajını vermesiydi. Nitekim de öyle de oldu. Ancak İsmail’den bahsetmeden geçemeyeceğim.

Bak güzel kardeşim, büyük umutlarla transfer oldun, Milli Takım’ın hâlâ istenen futbolcususun, ama artık kendini yenile. Yaptığın lüzumsuz bir hareket yüzünden takım arkadaşlarından yediğin fırçayı gördün, duydun. Akıllan, uslan ve kendine gel. Bobo’nun, Guti’ye attırdığı golün asisti dışında statta adeta dolaşması da beni hayal kırıklığına uğrattı. Fakat Necip’in her maç üstüne koyarak oynaması Finlandiya’da devam etti. İsmail, bir de Necip’i maçtan sonra kasetten takip etsen iyi olacak. Atıyor, attırtıyor, basıyor, koşuyor.

Görüyorsun değil mi? Beşiktaş’ın maçın tamamında oyunun kontrolünü eline alıp götürmesi de iki takımın arasındaki farkı gösteren bir başka ayrıntı idi. Quaresma’nın attığı o acaip golden sonra hentbol topunu alıp elimle atmak istediğim yerlere gönderdim. Yok, olmadı yapamadım. Elle atılamayan yere TRİVELA üstadının ayakla attığı gole, şapka değil kramponla birlikte şortunu da çıkarır insan. Bir de bu Portekizli 120 ile geliyor, onun ortasına yetişmek için en azından 110 km ile gelecek bir forveti aradı gözlerim.