Ebosele’nin gördüğü önce sarı (doğru) sonra VAR’ın müdahalesiyle değiştirilen kırmızı karta (yanlış) bakıldığı zaman Başakşehirli futbolcunun topa net vurduğu görülmektedir. O anda Visca’nın pozisyon öncesinde ayak bileği zaten burkuluyor. Hele Ba’ya çıkartılan bir sarı kart var ki soruşturma bile açılır. Selke’nin hava topu mücadelesinde rakibi düşüyor net gol şansı var faul çalınıyor. Augusto topa hamle yapıp auta vuruyor önce korner veriliyor, sonra kale vuruşuna çevriliyor. İki penaltıyı da VAR veriyor.
Halil Umut Meler... Sayın hocam görüyorsun ki hakemlik melekelerin seni terk etmiş. Bir an önce ya dinlen, ya da başka bir karar ver. Oyunun son 45 dakikasında Trabzonspor kazanmak için her şeyini ortaya koydu. Maçı rakibinin bazen 5, bazen de 6 savunmacıyla kapattığı defans duvarını inatçı bir saldırı ile yıkmaya çalıştı ve bu dayanılmaz baskıya Başakşehir kalecisi Muhammed karşı koydu. Muçi 101. dakikada “Ama ne maç, ama ne gol” dedirtecek tarihi bir vuruşla 3 puanı getirdi. Bu maçı ne Başakşehir unutur ne de Trabzonspor.
Onana’nın eliyle Mustafa Eskihellaç’a onun da Onuachu’ya gönderdiği topta golün 3 pasta gelişi bir antrenman çalışmasının eseri olsa gerek. Mustafa’nın neredeyse tam sahayı katederek top sürüşüne hiçbir Alanyasporlu’nun müdahale edemeyişi rakibin gelişen oyunu gözle takip etmesiydi. Stoper tandeminde Savic ve Batagov’un yerine oynayan Baniya ile Okay’ın aksaması ise ilk kez yan yana oynayan ikilinin korkutan yönleriydi. Buna Fatih Tekke’nin de yapacak bir şeyi olamazdı. Zira bu oyuncuların dışında Onana’nın önünde yer alacak başka futbolcular yoktu. Seyirci faktörü de çok önemliydi.
Sezon başında tribünden kaçan taraftarın takımla barışık hali ve stattaki yerini alışı da futbolcuların istek ve maç kazanma arzusunu tetikleyen en büyük faktördü. Ama onlar da son 45’te çileden çıktı. İlk ve ikinci yarıda Enes başta olmak üzere, Alanyaspor’un korner yağmuruyla başlayan ve inanılmaz golleri kaçırdığı anlarda Trabzonspor savunmasının evlere şenlik halini Fatih Tekke’nin yüzü kızararak izlediğini düşünüyorum. Öyle veya böyle bu atakların birinde gol geleceği o kadar belliydi ki. Sadece bir pozisyonda Makuta’nın şutunu bacağını kapatarak önleyen Onana’nın bu hareketi de nasıl iyi kaleci olunurun belgesiydi. Ama Hagi’nin golünde yapacak bir şeyi yoktu. Sadece bakabildi. 1-1’den önce ve sonra Trabzonspor’un, Alanyaspor kalesinde şut dahil pozisyon bile yaratamaması hayal kırıklığı ötesiydi. Puanı Alanyaspor kazandı.
Uzun zamandır böyle savaşan ve doğru 11 için zemine inen bir Trabzonspor görülmemişti. Maçı izlerken 1976 ruhuna geri döndüm. Herkes fırtına diyor ama mücadele eden, üstelik çoğu yabancı olan hamsiyi, horonu, Karadeniz kıyısını hayatında görmemiş, yabancıların çabucak kemençe ile tanışıp, Fatih Tekke ile el sıkıştıktan sonra en iyiyi vermesi kolay iş değil. Hadi Brezilya’yı bıraktım, Sırbistan’ı da, ama Afrika kökenliler için bu iklim, doğa ve takım doğrusu zor alışabilinen bir ortam.
Galatasaray karşısında bu oyuncuları yakın takibe aldığımda Fatih Tekke’nin içinde bulunduğu durumu daha iyi anladım. En iyi Japon yapıştırıcı olsanız bu ekibi bir araya getirip sahaya çıkartmanız bile en kral hocanın becerisi olamaz. Oulai ve Folcarelli’ye baktım bir ara sanki Trabzonspor alt yapısından yetişmiş gibi verimlilerdi. Maç boyunca Onuachu bir türlü devreye sokulmadı. Daha çok top orta alan oyuncuları arasında gitti geldi. Bu durum belki de Fatih Tekke’nin istediği bir stratejiydi. Augusto çıktıktan sonra Tekke’nin beraberliği daha çok istediği ortaya çıktı. Fatih hoca ısrarla Muçi’yi kazanmak istiyor. Muçi de bir türlü içinde bulunduğu kaotik ortamdan dışarı çıkamıyor. Mutlaka bir maçta patlayacak. İnşallah biz de görürüz. Büyük oyuna benzer kalitede maç oldu. Trabzonspor istediğini aldı diyebiliriz.
Gol becerisi bir maharettir. Santrforun yeteneklerini ortaya koyar. Mesela Beşiktaş’ın golündeki hazırlanış biçimi en iyi restoran sunumu kadar lezzetliydi. El Bilal Toure, Cerny paslaşmasında, Cengiz’in uzak köşedeki vuruşu alkışkanmaya değer güzelikteydi. Abraham’ın kaçırdığı penaltı kariyerindeki en kötü vuruş olarak arşive kalktı.
Topa geliş biçimi ve vuruş tekniği mahalle maçlarında bile görülmeyecek bir görüntü arz etti. Kasımpaşa’nın golü ve Winck’in kafa vuruşu da son derece estetik kokan bir pozisyondu. Ne yazık ki Beşiktaş böyle tedavisi mümkün olmayan golleri yemeye devam ediyor. Maç 0-2 olsa, Kasımpaşa’nın gardı düşecekti, tam tersi oldu. Tabii koca bir 45 dakika Beşiktaş’ın korner atamayışı acaba Rafa yok, hücumda da gerekli uyum sağlanamıyor mu sorusunu da getirdi.
Zira Abraham’ı sürükleyen driplingleri rakip stoperleri dağıtan Rafa olmayınca sıkıntının büyüğü de ortaya çıktı. Ndidi ve Rıdvan’daki pas yüzdesinin düşüklüğü de ayrı bir sıkıntı. Rıdvan’ın İskoçya’dan dönerken epey geri gittiğinin ortaya çıkması başka bir gündem. Şimdilik direkten dönüyor.
Beşiktaş’ta Divan Başkanlığı seçimi geride kaldı. 5 adaylı rekor iştirakın ardından Ahmet Ürkmezgil 683 oyla başkan seçildi. Ürkmezgil’in, Engin Baltacı, Emir Tamer, Affan Keçeci ve Ahmet Akpınar’a karşı bu üstünlüğü nasıl sağladığını analiz edersek, camianın iki ağır topunun öne çıktığını görebiliriz.
İsmail Ünal ve Levent Çifter kanadı aylar öncesinden çalışmaya başladı ve en ince ayrıntı değerlendirilerek oy çokluğunu kendi taraflarının Anadolu’dan akın akın gelmesini sağladı. Hatta daha ileri gideyim Levent Çifter, Ürkmezgil’e seçimi kazanacağına dair ipuçları ve garanti verdi. İsmail Ünal, Akseki’nin Süleymaniye köyündeki çok sayıda üyeyi bile oy atması için getirdi. Ancak bütün bunlar yaşanırken bir anda Ahmet Ürkmezgil, Serdar Keskin ile birleşme kararı aldı, daha önce yönetime alacağı bilinen isimleri dışarıda bırakan bir yol seçti. Buna rağmen çoğu insan sadece söz verdikleri için Ürkmezgil’e oy attı fakat Affan Keçeci tarafına gidenler de oldu.
Esas gerilim seçimden hemen sonra, Ürkmezgil ile İsmail Ünal arasında yaşandı. Birbirlerine mesaj atıp, bir daha görüşmeme kararı aldılar. Ama mesaj içindeki cümleler kırıcı, tamir edilemez ve yarım asırdan fazla dostluğu bulunan bu ikiliyi birbirinden kopardı. Ahmet Ürkmezgil ile 50 yıla yaklaşan bir dostluğumun olduğunu herkes bilir. Aramızdan su sızmaz. Hala da öyledir. Bu yazıyı yazdığım için bana gönül de koyabilir. 2010 yılındaki kongreden önce kaleme aldığım yazıya şöyle bir nokta koymuştum. “Bakalım İsmail Ünal bu kongrede de şapkadan tavşan çıkartacak mı?” Divan seçiminde yine İsmail Ünal şapkadan tavşan çıkardı. Levent Çifter tarafı ise bir kongreden daha 3 puan aldı. Diğer 4 aday görülmemiş bir çabayla çalıştı ama sonucu Çifter ve Ünal’ın tarafında yer alan eski sporcular, İzmir, Ankara üyeleri, Gümrükçüler Grubu belirledi.
“Rakibi iyi analiz ettik” demişti Solskjaer. Ancak bu öngörü ile Beşiktaş’ın saha yayılışı ve rakibin üzerine gidişi çok farklı bir görüntü verdi. Beşiktaş zaman zaman oyuna hakim oldu, fakat yine de savunmada rakibine açık verdi. Mecburen Jurasek sol kanatta ofansif görev aldı. Devre sonuna doğru tek olumlu ortası gol getirdi. Bu Jurasek oynamaya devam ederse bir kaç Beşiktaşlı tribünde Hakk’ın rahmetine kavuşacak gibi görünüyor. O ana kadar rakip kale önünde gözükmeyen Beşiktaş savunma zaafları ile yine zor anlar yaşadı. Yine Abraham’a şişirilen toplar, gole kadar çok top kaybeden Rashica’nın, rakibini eksiltememesi Beşiktaş’ın sancısı oldu. Üstelik beklerin sakatlanması durumunda kadro yetersizliği de apaçık su yüzüne çıktı. Bu nedenle Solskjaer mecburen 3’lü savunmaya döndü. Bu sistemin özellikle sol kanat oyuncusu yetersiz kalınca sıkıntı daha da büyüdü. Başkan Adalı taraftara, “sabırlı olun gereken yapılacak”diyor ama vakit de geçiyor hani. Kalibresi çok düşük olan İsviçre temsilcisini daha ilk maçta geçmeliydi Beşiktaş.
İddianın önce haber tarafını anlatayım. 3 Aralık’ta iş başına getirilen başkan Hasan Arat, icraatının sekizinci ayı dolarken ikinci başkan Hüseyin Yücel’in seslenişi ile kendine gelir. Yücel’in Arat’a, “Seçildiğinde ‘6 ay sonra görevi sana bırakıyorum’ demiştin. İki ay da geçti” demesi Beşiktaş yönetiminde ilk kıvılcımın sıçramasına neden olmuş. Ve gerginlik sürerken Göztepe maçı sonrasındaki gelişmeler işi, içinden çıkılmaz bir hale getirmiş. Feyyaz Uçar ve Hüseyin Yücel, Bronckhorst’la işten el çektirilmesini konuşurken, Hasan Arat’tan gelen ani telefon üzerine soluğu stat girişinin müze kapısında alırlar. Arat Yücel’e, ‘Gelin vedalaşalım ben bıraktım’ der. Yazının başında önce haberi vereyim diye başlamıştım.
Gelişmelere müteakip bir yorum yazacaktım. Ancak anladım ki buna yazılacak yorum, haberin manasını iyice küçültecek. İşin aslı şu: Hasan Arat, Beşiktaş’ı 363 günde yönetmemek üzere gelmiş. Bıraktığı büyük enkaz tam bir felaket. Yorum bu kadar. Söz sırası 29 Aralık’taki genel kurulda. Geniş analizi onlar yapacak.
Çok badireler atlattı Beşiktaş. Sopalarla, sandalyelerle birbirine giren kongre üyeleri vardı. Pera Palas, Reks Düğün Salonları’nda yaşananları unutmam. O zamanki tüzükle geçici kabineler kuruldu. 6 aylığına, 3 aylığına başkanlar gelip taşın altına elini soktular. Ama 121 yıldır böyle bir durum ilk kez yaşanıyor. Beşiktaş’ta böylesi maddimanevi kriz yaşanan bir dönem ve yaşatan başkan olmadı. Yeri gelmişken yazacağım. Çünkü içimde ukdedir. Başkan Sayın Yıldırım Demirören’di. 2007 yılının kış transferi kapıya dayanmıştı. Gece yarısı telefonum çaldı. Saat 02.30’u geçiyordu. Arayan dönemin Başkanı Yıldırım Demirören’di. Çok az konuştu. “Almanya’dayım. Schalke 04’te oynayan Fabian Ernst adlı bir oyuncuyla temastayım.” Haliyle allak bullak olmuştum. Sadece şunu demişim, “Sayın Başkan alırsan şampiyon yapar bu oyuncu Beşiktaş’ı.” Gerisini biliyorsunuz. O sezon Beşiktaş çifte kupa aldı ve Ernst de tarihe geçen futbolculardan oldu. Transfer yapmak maharettir. Beceri ve deneyim ister. 17 yıl önce bu yaşandı Beşiktaş’ta. Bir de şimdi yaşananlara bakar mısınız? Şaka gibi.
SON DERECE ÜZGÜNÜM
Geçmişte başkanlık yapmış kimi aradıysam aynı şeyleri duydum. Tarifi imkansız üzüntü ve duygular içindeydiler. Sayın Demirören de bu dönemi üzüntüyle yaşayan eski başkanlardan biri. Başkanlığa aday olmayı düşünmüyor. Ama hızla bir şeylerin yapılması gerektiğine inanıyor. Tüm camiayı kenetlenmeye, birlik ve beraberliğe çağırdı. Sizlere bir iki satırla Sayın Demirören’in mesajını ileteyim: “Bu durumdan son derece üzgünüm. Beşiktaş’ın bu duruma gelmemesi lazımdı. Birilerinin devreye girmesi lazım. Beşiktaş büyük kulüptür. Doğru kararlarla, doğru isimlerle toparlanır.” Şimdi yeni bir kongreye gidiyor Beşiktaş. Sevgili Beşiktaşlılar. 121 yıldır hakemlerden, ezeli rakiplerinin katakullilerinden, sıkça TFF’den çekmediği ızdırap ve adaletsizlik yaşamamıştı Beşiktaş. Hepsinin altından kalktı ve müzesini şerefli kupalarla donattı. Kongre öncesi Sayın Demirören’in sözleri çok önemli ve yol gösterici niteliktedir.
