Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

İçine sürüklendiğimiz bataklık, Ortadoğu!

Salı, 08 Haziran 2010 - 05:00

Dünya kamuoyuna sunulan Türkiye imajı: Avrupa değil, Asya ülkesi. Baş dostu Suriye. Baş düşmanı İsrail. Koruması altındaki kurum: Hamas! İran’ın gölgesi ve ruhu ortada. Gençlerle, kadınlarla, herkesle konuşuyorum. Olayları nasıl değerlendirdiklerini dinliyorum. Kafaları karışık. Anlattıklarımı dinliyorlar: Hamas Filistin değildir, Filistin’in radikal dinci kanadıdır. Bütün Müslüman ülkeler içinde neden Türkiye kendini öne atıp vatandaşlarını ölüme yollama pahasına Hamas’ı savunuyor diye sorgulayınca, gerçekleri öğrenince şaşırıyorlar! Tv dizileri ile internet haberlerinden oluşan sığ bir kültür, polemiklerle beslenince, iyice şaşmış. Bilgi kirliliğinin en vahimini yaşıyoruz! Bir bataklığa sürükleniyoruz ve bu sanki Türkiye’nin meselesi gibi yansıtılıyor! İsrail’le yaşadığımız krizi, bir de din sosuna batırıp çıkardıkları için öyle bir tabu oldu ki, ağzını açanı susturuyorlar: “Sen sus, bunları nereden bileceksin, yoksa Yahudi misin? İsrail yanlısı! Müslüman değil misin? Satılmış! Netanyahu’nun basını.” İmam hapşurursa cemaat nezle olur. Posta kutuma “biz peygamberin ordusuyuz, ilk seni keseceğiz!” diye mesaj atıyorlar! Hangi cüretle? Başbakan “bunlar İsrail yanlısı gazeteciler” diye hedef gösteriyor ya, o cüretle! Türkiye, ABD’nin boyunduruğundan çıkıp Asya’da kendi başına at oynatan ülke olabilir mi? Var olan bütün askeri, ekonomik, stratejik antlaşmalara rağmen İsrail’le tüm ipleri koparabilir mi? İki ülkedeki iki hükümet başkanı da, iç politikalarındaki hırsları akıllarının önüne geçmiş vaziyette, gözü kara, dolu dizgin sanki savaşa gidiyor. Beni üzen, tarih boyunca politikacıların hırslarına yenilip birbirleriyle kavgaya tutuştuğu ülkelerde ölecek, acı çekecek, yoksullaşacak olanların sıradan insanların olması. Yönetenlere, en tepedekilere hiçbir şey olmaz, silahların önünde yok olacak olanlar, onları alkışlayanlar olmuştur! Ve karşı çıkmış olsalar da sıradan insanlar!

Sınav mı, tuzak mı?

Ateş düştüğü yeri yakıyor. 5 Haziran’da yapılan SBS sınavında yabancı dille eğitim yapılan okulların öğrencileri bir tür tuzakla karşılaşmış. Yabancı dil sorularının cevap anahtarları şimdiye kadar her dil için aynı iken bu yıl değiştirilmiş ve bu önceden duyurulmamış. Öğrenciler hangi dildeki soruyu daha iyi anlamışlarsa ona bakarak yanıt vermiş ve cevap anahtarından işaretlemiş. Sonra bir de öğrenilmiş ki cevap anahtarları her dil için ayrı ayrı! Bu şu demek, bu öğrencilerin bir kısmının yanıtları yanlış sayılacak. Çok da önemli değilmiş gibi gözüküyor ama yıllardır bu sınavlar için uğraşan çocuklar için bir puan bile öyle önemli ki. MEB, bu yanlışı düzeltmeli ve mağduriyeti önlemeli.

Sen ne biçim babasın!

Oğlunun ölmeden önceki son sözü bu olmuş, yardıma çağırdığı babasının kendisini kurtarmaya gelmediğini görünce! “Baba kurtar beni” diye çığlık ata ata ölmüş hasta bir çocuk! Kurtarılması gereken durum, hoca kisvesi altındaki bir şarlatanın içinden cin çıkarmak iddiasıyla çocuğa işkence yapması. Cahil anne baba, üstelik İstanbul gibi her yanı hastaneyle dolu, Avrupa Kültür Başkenti ünvanlı kentinde, hasta çocuklarını iyileştirsin diye “hoca”ya götürüyorlar. Hoca, çocuğun içine cin kaçmış iddiasıyla ellerinden para alıp öldürüyor çocuğu. Üstelik de baba kapıda bekler, oğlan içeriden feryat figan yardım isterken. Anası engelliyor, hoca kuran okuyor, girme diye. Burada beni en çok korkutan tablo o hocanın serbest bırakılmış olmasından çok, (o da ayrı bir felaket ya) ana babanın çocuklarının ölüme gidişini izleyecek ve müdahale etmeyecek kadar körü körüne din adına şarlatanlığa inanıyor olmasıdır! Korkutucu olan, din dediğiniz zaman engel olamamanız, tartışamamanız, sorgulayamamanız! Allah sana akıl vermiş, aklını kullan. Çocuğunu neden öldürtüyorsun? Bunlar beni de keser, sizi de keser, sevap işledim der! Bu rezilliğe de ilk önce gerçek dindar ve inananların karşı çıkması gerekir, din adına.