İşsizlikten umut yok

a
a
Cumartesi, 02 Ocak 2010 - 05:00

Her şeyden önce, cebimizden başlayalım. Bu yılın en önemli gelişmesi, ekonomide yaşanacak. Ak Parti’nin politikalarından çok daha öncelikli, Baykal-Erdoğan-Bahçeli kavgalarından çok daha öncelikli, çok daha dikkat çeken ve toplumun çok daha ilgilendiği konu: İşsizlik. Beklenmedik gelişmeler yaşanmadığı taktirde, ekonomi yılın ortasından itibaren canlanmaya başlayacak. Özellikle de sonbaharda, hızlanma yaşanacak.

Ancak işsizlik konusunda umutlanmak için erken. Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün işsizlik konusunda düzelmenin 2012’den itibaren başlayacağını söyledi. Ancak Türkiye’nin son yıllarda komşularıyla geliştirdiği olumlu ilişkiler beklentilerin beklenenden daha kısa zamanda gerçekleşmesini de sağlayabilir.

Türkiye, bu yıl içinde seçim ortamına gireceğinden dolayı, iktidarın kemerleri gevşetmesi ve kamu yatırımlarını özellikle işsizliğe yönelik arttırması bekleniyor. Bu durum da canlanmayı kamçılayacak ve işsiz vatandaşların yüzünü güldürecek.

Anlayacağınız, 2010’un en ümitli haberi işsizleri ilgilendiriyor ve onları sevindirecek.

Açılım emekleyecek PKK direnecek...

2010’un en tartışmalı ve en önemli konusu yine Demokratik Açılım olacak. PKK’nın tasfiyesi diye hatalı şekilde başlatılan açılım, ne yazık ki kısa sürede karaya oturdu. Hem PKK, hem de muhalif kesimler iktidarın yaklaşım hatasından yararlanmayı bildiler. Toplumu ve kurumlarıyla birlikte Türkiye’nin henüz barışa hazır olmadığı ortaya çıktı. Ancak süreç durmadı.

Önümüzdeki 12 ay bu açıdan son derece önemli.

Ak Parti nerede yanlış yaptığını gördü. Bundan böyle, hem PKK üzerindeki baskı sürecek, hem de genel yaklaşım değişecek. Daha önce tüm dikkatler ve adımlar PKK’nın tasfiyesine yönelikti, şimdi toplum psikolojisine daha fazla öncelik verilecek. Özellikle de hem Kürt kökenli vatandaşlarımızın beklentileri tatmin edilmeye çalışılacak, hem de siyasetin önü açılacak.

Ana dildeki yasaklar başta olmak üzere, birçok alanda iyileştirmeler yapılacak. Anayasa, hemen değiştirilemese dahi, gereken değişikliklerin hazırlıkları tamamlanacak.

Bu arada, PKK’nın direnişini arttıracağını ve çatışmaların yaygınlaşacağını da söylemeliyiz.

Avrupa ve Kıbrıs’ta yol ayrımı yaşanabilir

2010’da dış politika açısından en önemli gelişmelerin, Avrupa Birliği ile ilişkiler ve Kıbrıs konularında yaşanacağını tahmin ediyorum. AB ile ilişkiler, zaten yavaş yavaş durma noktasına geldi. Önümüzdeki dönemde, karşılıklı “ilgisizleşme veya birbirinden uzaklaşmanın” hızlanacağını söylemek, pek de iddialı bir yaklaşım olmaz. Ben yeni bir canlanma beklemiyorum. Avrupa, kendi içinde İslam’a karşı tutumundan kurtulamadıkça veya Türkiye gibi Müslüman bir ülkeyi içine sindiremedikçe, ilerleme sağlamak imkansız görünüyor.

Bu durum sadece AB’den de kaynaklanmıyor. 2011’de genel seçime gidecek olan Ak Parti’nin, Avrupa Birliği projesini yeniden gündeme sokmak için, hem siyasi enerji, hem de parasal kaynak ayırabileceğini sanmıyorum. Muhalefetle yeni bir cephe açmak ve komisyondaki AB alerjisini tekrar tahrik etmek istemeyecektir. Kıbrıs konusunda da bir yol ayrımı görülüyor. Bugün, AB müzakerelerindeki 14 başlık (8’i AB kararıyla, 6’sı da Kıbrıs Rum yönetimi tarafından) Kıbrıs çözümüne (ya limanların açılması veya nihai anlaşma) bağlanmıştır. Ancak, Annan Planı’ndan ağzı yanan Türkiye, hele AB ilişkilerindeki blokaj ve duraklama karşısında, Kıbrıs’ta yeni ödünler vermeye yaklaşmayacaktır. Hele nisan ayında KKTC’de başkanlık, 2011’de de Türkiye’deki seçimleri dikkate alırsak, Türk tarafının Rumlardan jest bekleyeceğini söyleyebiliriz. Oysa, o taraftan da bu yönde bir niyet görülmüyor. Sonuçta, AB ile ilişkiler daha soğurken, Kıbrıs’ta da çözüm ümitlerinin tümüyle yok olabileceğini beklemeliyiz.

Ergenekon davası sürecek de sürecek

Bu yıl için en kolay tahmini ERGENEKON davası hakkında yapabiliriz: Bitmeyecek.

“Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyen kamuoyunun önemli bir bölümünden destek alan bu davanın kolay kolay bitmeyeceği apaçık ortada. Genel olarak, iktidara yönelik bir komployu konu alan bu dava, ne yazık ki iyi yönetilemedi. Kapsamı öylesine genişletildi ki, işin içinden çıkılmaz bir noktaya gelindi. Muhalefet etmekle, darbe hazırlamak arasındaki çizgi kayboldu. Hele işin temelinde yatan 2004’teki darbe girişimleri iddiasının üstüne gidilmediği izlenimi, soru işaretlerini daha da arttırdı. Bir de, gözaltına alınan zanlıların, hakim yüzü görmeden tutuklu kalmaları, vicdanları zedeledi.

Bu yıl, komutanların günlüklerinin yeniden gündeme gelmesi ve emekli bazı kuvvet komutanlarının yeniden sorguya alınmaları, hatta tutuklanmaları beklenmeli. Ancak, davanın bitmesi veya gözaltıların tümünün serbest bırakılması beklenmemeli...

Kim şampiyon olacak?

İşte bu sorunun yanıtı, tam anlamıyla papatya falı gerektiriyor. Nedeni de, üç büyük kulübümüzün sapır sapır dökülmesi.

BJK garip bir havada. Bazen kazanıyor, genelde istikrarsız. Adeta beraberlikle bitirdiği maçlardan memnun oluyormuş gibi davranıyor. Takım bir türlü rayına oturamadı.

FB, isimlerini alt alta yazdığınızda çok etkileyici bir kadro kurdu, ancak sanki oyun oynamak istemiyorlamış gibi bir havaları var. Keyifsiz bir ekip görünümündeler. Olmadık maçları kaybediyor, sonra ite kaka maç alıyor.

GS, sezona iyi başladı. Dinamik ve prestijli bir direktör ve hırslı bir ekip görüntüsü veriyordu. Şampiyonluk hırsı hissediliyordu. Ne oldu, anlayamadık. Sabun köpüğü gibi bir anda söndü ve takım durdu. FB ve BJK’dan farklı bir yanı kalmadı.

İkinci devrede bu veriler değişir mi, bilemeyiz.

Eğer bu havada devam ederlerse, şampiyonluk gerçekten papatya falına bağlanır. Hangisi daha az kazaya uğrar ve şanslı olursa, o kazanır.

Benim favorim yine de GS. Neden mi? Benim gönül verdiğim kulüp olduğu için! Ne kadar tarafsız davranıyorum değil mi?

Bir defalık göz yumun gitsin... Nice yıllara...

Ermeni Açılımı, Rusya ve ABD’ye bağlı

Geçen yıla damgasını açılımlar vurmuş, bunun en önemlilerinden biri de Ermeni Açılımı olmuştu. Ak Parti’nin en doğru dış politika adımlarından biriydi. Uluslararası alanda da en büyük alkışı alan oldu. 2010’da bu açılımın sonuca varması ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki kapının açılması, ABD ile Rusya’nın Erivan ve Bakü üzerinde baskı yapıp, Ermeni işgali altındaki 7 bölgenin Azerbaycan’a geri verilmesini sağlamalarına bağlıdır. Bu adım gerçekleşmedikçe, Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokol TBMM raflarında bekleyecektir. Aslında, kapının açılması ve ilişkilerin normalleşmesi en çok Ermenistan’a yarayacaktır. Fakirlik içinde kıvranan bu ülke, kendi diasporası ile Rusya arasında sıkışmış ve yılların birikimi olan soykırım inancını vicdanlardan silememektedir. Bu şekilde devam ettikçe de, hiçbir yere varamayacaktır.