İştahınız ruh halinizi ele veriyor!

a
a
Pazar, 12 Eylül 2010 - 05:00

Son araştırmalar hepimizin başından beri bildiği şeyi gösteriyor: Ruh halimiz yediklerimizi yönlendiriyor. Araştırmacılar kişilik ve yiyeceklerin nasıl çarpıştığını yani ruh halimizin bizi fiziksel özelliklerine göre nasıl da bazı yiyeceklere yönlendirdiğini göstermek adına yüzlerce kişinin beslenme programını inceledi. Araştırma birçok ruh halinin belirli sinyaller yolladığı teorisini öne sürdü (örneğin, gerilmiş böbreküstü bezleri tuzlu yiyecek isteği sinyalleri yolluyor olabilir). Öyleyse sizin aşırı istek duyduğunuz favori yiyeceğiniz sizin hakkınızda neler söylüyor, öğrenmek ister misiniz? İşte size kılavuzluk edecek küçük bir liste...

-Eğer canınız et gibi katı veya sert ve gevrek yiyecekler istiyorsa, sinirli olabilirsiniz.

-Şeker istiyorsa, bunalımlı hissediyor olabilirsiniz.

-Dondurma gibi yumuşak ve tatlı bir şeyler istiyorsanız endişeli hissediyor olabilirsiniz.

 -Canınız tuzlu yiyecekler çekiyorsa, stresli bir ruh hali içinde olabilirsiniz.

-Eğer kraker, makarna gibi şişkin, tok tutan yiyecekler istiyorsanız yalnız ve cinsel olarak hüsrana uğramış hissediyor olabilirsiniz.

-Herhangi bir şey veya her şeyi canınız çekiyorsa, kıskançlık hissediyor olabilirsiniz. Bunlar gerçekten etkileyici ancak erkeklere kadınlara olduğundan daha farklı anlam ifade ediyorlar. 1000 insan üzerinden araştırma yapan Fransız araştırmacılara göre, “Kadınların yüzde 28’i ve erkeklerin yüzde 13’ü bazı yiyecekleri tüketme konusunda aşırı istek duyuyorlar. Bu isteğe sahip kişiler (özellikle kadınlar) bu isteği hissetmeyenlere göre kiloları konusunda daha hassas davranıyor. Kadınlar ne yazık ki, bu konuda daha çok negatif duygulara sahipler ve bu yüzden daha çok yiyorlar. Buna karşılık erkekler, yeme isteği ve karşı koyma konusunda daha iyi hissediyorlar. Garip belki de... Ancak bu hisse sahip kadın ve erkeklerin yüzde 40’ı aslında aç değiller. Yani bu aşırı yeme duygusunun çoğunun nedeni yemeğe duyulan ihtiyaç değil istek...

Chef Clinic araştırmasına göre canınızın bir şey çekmesinin sebebi kızgın, üzgün, memnun, yalnız, bunalımlı veya bir ödüle ihtiyaç duyuyor olmanız. Yani açlık değil...

Aldığımız besinleri vücut nasıl işler?

Popüler inancın aksine, mideye giren bütün proteinler kasa dönüşmez ve yemeğinizdeki yağların hepsi de kalçalarınızda depolanmaz! Bağırsaklarınız tarafından emildiği anda vücudunuzun enerji için kullanmadığı her şeyin yağa dönüşme potansiyeli vardır. Ve enerji, enerjidir.

İşte farklı besinlerin nasıl işlendiği:

-Basit şekerler (koladaki gibi): Çabucak emilip karaciğere yollanan şeker, sindirim sürecinde karaciğere vardığında karaciğer vücudunuza, eğer anında enerji olarak kullanılmazsa şekeri yağa dönüştürmesini söyler.

-Kompleks karbonhidratlar (tam tahıllı yiyeceklerdeki gibi): Bunların sindirilmesi daha uzun sürer, o yüzden bağırsaklarınızda şekere dönüştürülmüş bu karbonhidratların kan dolaşımınızda şekere dönüşmesi için daha yavaş bir salınım süreci vardır. Böylece sindirim sisteminiz çok yorulmaz. Ancak hala vücudunuz bu yavaş oluşmuş şekeri salındığı anda kullanamıyorsa, şeker yağa dönüşür.

-Protein (etteki gibi): Küçük amino asitlere bölündükten sonra karaciğere gider. Eğer karaciğer onları kaslara yollayamazsa ( yani egzersiz yapmıyorsanız ve kas gelişiminiz ve korumanız için ihtiyacınız yoksa) evet, enerji olarak kullanamadığınızda yağa dönüşecek olan glükoza dönüştürülürler.

-Yağ: Daha küçük yağ parçacıkları haline gelir ve yağ olarak emilir. İyi yağlar (fındık ve balıkta bulunan yağlar gibi) vücudunuzun inflamatuar tepkisini azaltır ve kötü yağlar bunu çoğaltır. İnflamatuar tepki de obeziteye katkıda bulunan bir faktördür. Eğer egzersiz yapıyorsanız ve bütün hazırda bulunan karbonhidratları (şeker) kullandıysanız, kaslarınız yağı enerji için kullanabilir, bu da bel çevrenizdeki yağları eritmek için harika bir yoldur.

Yediğiniz besinlerin başına gelen 3 şey:

Mide-bağırsak yolunuza her şey fizyolojik gişenizden geçerek girer: Yani ağzınız. Besleyici etkin güçler size gerekli olan güç, enerji, direnç ve kuvveti verebilmek için ekspres kasadan kayıp geçer. Vücuda zararlı (bazen lezzetli olmalarına rağmen) yiyecekler de girebiliyor ancak yol boyunca ve sonrasında verdikleri zarardan dolayı ceza ödüyorsunuz.

Bu yolculuk boyunca, yediğiniz yiyecek ve içindeki besin maddeleri (ve toksinler) çeşitli organlara uğrar, rüzgarlı yollarda yavaşlar, hızlanır, diğer besin maddeleriyle birleşir ve hatta besinsel ihlallerden dolayı bağırsak ekibi tarafından kenara çekilirler.

Her yolculuk sırasında yiyeceğiniz, yola sembolik 3 dişli bir çatal çizer.

1. Ya parçalara ayrılıp kan dolaşımınız ve karaciğeriniz tarafından enerji olarak kullanılmak üzere alınacak,

2. Ya parçalanıp yağ olarak depolanacak,

3. Ya da, atık olarak işlenip doğanın çıkmaz sokağına, klozete yönlendirilecek...

Beslenme ve egzersiz işe yaramadığında hangi seçeneklere başvurabilirim?

Tam olarak ne düşündüğünüzü biliyorum. Biri size kilo vermek için tıbbi yardım aldığını (ilaç veya cerrahi) söylediğinde, yan çizme seçeneğine başvuruyorsunuz. Ancak bazı insanlar için bu yan çizmeler gerçek çözüm olabiliyor. Gücünüzü kaybettiyseniz, son birkaç kiloyu vermek için bilinç kaybına uğradıysanız veya kontrolü tamamen kaybettiyseniz, obezite problemlerine yardımcı olabilecek hatta tersine çevirebilecek tıbbi çözüm yolları bulunuyor.

En basitinden (geçici reçeteli ilaçlar gibi), en ağırına kadar (gastrik bypass gibi) çeşitlilik gösterebiliyor. Ve duruma bağlı olarak çok fazla kilo vermesi gerekenlerde de veya yalnızca birkaç kilo fazlası olanlarda da işe yarıyor. Kilo sorunlarının büyük bir kısmının doğru beslenme ve egzersizle üstesinden gelinebileceğine inanıyorum ancak tıbbi müdahalelerden de fayda sağlayabilecek insanlar olduğunu bilmenizi istiyorum.

Ve bu yöntemler 3 kategoriye ayrılıyor:

- Reçeteli İlaçlar: Hızlı bir başlangıç olarak veya kilo vermede bir ilerleme kaydedemeyen insanlara yardımcı olmak için kullanılır.

- Estetik cerrahi: Biraz kilo verdikten sonra fiziksel ayarlamalarda bulunulur.

- Bariatrik cerrahi (Obezite cerrahisi): Aşırı derecede şişman, beslenme ve egzersizde başarılı olmuş ve hayati tehlikesi olan kişilerde kullanılan başlıca yöntem.

Toz böcekleriyle baş etme yolları

Alerjileri tetikleyen başlıca şüpheliler arasında toz böcekleri bulunuyor. Bu böceklerin dışkısı hapşırık, öksürük ve hassas insanlarda burnun akmasına neden olabilir. Aynı zamanda özellikle çocuklarda yaşamı tehdit eden astım ataklarını da tetikleyebilir. Bir düşünün: Ölü deride bulunan 20.000 mikroskobik toz böceği bir jelibon büyüklüğündeki toz parçasında yaşayabilir.

İşte bu konuda alabileceğiniz tedbirler:

Yerlerinizi, döşemeli mobilya ve perdelerinizi süpürün. Halılardan kurtulun. Çıplak zemin en iyisidir. Ancak kilimlerinizi dışarıda direkt güneş ışığında bir gün bekletip sonra ölü böcek ve yumurtalarını temizlemek için süpürebilirsiniz. Ve böceklere yatağınızda kahvaltı sunmayın, yastığınızı düzenli olarak değiştirin. Unutmayın, iki yıl kullanılmış bir yastık birçok pisliği barındırabilir. Kolay gelsin!

Bir insan yılda ne kadar şeker tüketir?

Ortalama bir kişi yılda yaklaşık 68 kilo şeker tüketir. Bu 1700’lü yıllarda tüketilen şekerin (3 - 3,5 kilo) 20 kat daha fazlası! Biraz fazla kilolu bir insan şeker yediğinde daha sonra kullanmak üzere hazır ortalama yüzde 5 enerji depolar, yüzde 60’ını metabolize eder ve daha sonra enerjiye çevrilebilecek yüzde 35’ini yağ olarak depolar. İlginç bir şekilde, toplumun genelinde bugün tüketilen şekerin yüzde 50’si içeriğinde yüksek fruktoz içeren ‘fat-free’, yani ‘yağsız’ gıdalar; salata sosları ve meşrubatlardan geliyor.

Günlük doz: Potasyum

Potasyum, kalp sağlığınızı korumak ve beyninizin çalışması için çok gerekli bir mineraldir. Potasyumun gücü hakkında daha fazla öğrenmek için bu bölümü okuyun. Hücreler ve vücut sıvıları arasındaki doğal su dengesini sağlamakla görevli vücudun gelişimi ve bakımı için potasyum gerekli bir enzimdir. Kan basıncı, sinir ve kas fonksiyonlarını düzenlemesinin yanısıra asitlik derecelerini de düzenler. Aynı zamanda kalbe elektriksel dürtüler yollamada da önemli rol oynar. Küçük gibi görünen bu enzimin büyük özeti...

Potasyum: Gerçekler

-Beslenmeyle alınan günlük önerilen doz 4700 mg.dır. Besin takviyeleri bu miktara ulaşmanıza yardımcı olabilirler ancak en iyi potasyum kaynağı doğal olarak çeşit çeşit lezzetli doğal yiyeceklerde barınır.

 -Vücudunuzun potasyum ve sodyum seviyelerini dengeleyen bir beslenme uygulamak, kalp rahatsızlıkları, yüksek tansiyon, hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü), diyabet, böbrek hastalıkları ve böbrek taşlarını önlemede ve/veya tedavi etmede yardımcı olabilir.

-Potasyum, potasyum ve sodyum arasında oluşan bir diğer özenli denge eylemi olan kas kontraksiyonu için de gereklidir.

Potasyum kaynakları:

 - Portakal ve greyfurt gibi turunçgiller: Bir bardak portakal suyu 500 mg potasyum içerir.

- Balık: özellikle pisi balığı, orkinos (ton balığı) ve dil balığı. (Her biri bir porsiyonda 400 mg’dan fazla içerir)

- Pancar: Bir bardak pancar günlük potasyum miktarınızın yaklaşık yüzde 15’ini karşılar.

- Bir adet muzda 450 mg potasyum bulunur.

- Domates veya mor erik suyu.

- Şamama (tatlı ve sulu bir tür kavun).

- Lima fasulyesi, 1 bardak 1000 mg potasyum içerir.

 - Fırında patates yaklaşık 900 mg potasyum içerir.

Bunlar gibi zengin kaynaklar sayesinde birçok insan yeterli potasyum tüketmede sorun yaşamaz. Potasyum eksikliğinden olabilecek en olağanüstü durumlar hipertansiyon ve kalp yetmezliğine yol açabilir ancak bunlar ender durumlardır. Fakat yine de diyabet veya böbrek hastaları, idrar söktürücü veya müshil kullanan insanların potasyum eksikliği yaşaması daha kolaydır.

‘Dr. Öz Show’, Star TV’de hafta içi her gün sabah 06:40’da yayınlanıyor. Programın tekrarı aynı gece 02:00’de. Pazar günleri ise saat 16:00’da programın ‘Best of’u var kaçırmayın!

3