Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

İstanbul'u fethede ede bitiremedik

Pazar, 30 Mayıs 2010 - 05:00

Bundan tam 557 yıl önce fethedilmiş İstanbul, ama bu fetih, sadece 55 yıldır kutlanıyor! Yani yarım asır aklımıza gelmemiş kutlama yapmak, sonra bir yapmaya başlamışız, pir yapmışız. Mesela bu yıl fetih törenlerindeki yenilik, yeniçeri kılığındaki askerlerin Mehteran eşliğinde Belgrad Kapı surlarına saldırması, top atışı ve Cenk Marşı ile dört koldan hücum edilerek surların yıkılması! Arkasından beyaz atının üzerinde Fatih Sultan Mehmet, surlardan içeri giriyor. Bizans’ın elinden aldığımız İstanbul’u yarım yüzyıldır fethetmekle bitiremiyoruz.

Nüfusu 15 milyonu bulan ve ucu bucağı olmayan İstanbul’un dört bir yanı, dağları, tepeleri, su havzaları, bostanları, koruları, hummalı bir inşaat faaliyeti altında. Başta TOKİ, büyük firmalar, “rezidans” yapmakta birbiriyle yarışıyor. Konak, loft, lounge, gibi ne olduğunu bilmedikleri bu evleri satın almakta halkın yarıştığını zannetmiyorum, çünkü medya emlak ilanlarından kırılıyor, konut fiyatları ise yerlerde sürünüyor! İstanbul yeniden fethediliyor ama kim fethediyor? Yabancılar mı? Çünkü yerliler, bırakın konut almayı, domates soğan ucuzladı, pazardan boş fileyle dönmeyeceğiz diye göbek atıyor!

Galata’da yıkılamayan bina

Tabii bu konut dikme faaliyeti, kentin dağında. Şehrin göbeğinde fiyatlar füze gibi. İşgal eden de kıpırdamıyor. Fetih şenlikleri düzenleyip temsili sur yıkan belediye, yıllardır sürdürdüğü savaşı kazanmış ve mahkeme kararlarını çıkarmış olmasına rağmen Galata Meydanı’nın ortasındaki kaçak iş yerini yıkamıyor. Ne yıkması, bina sahibi dalga geçer gibi iskeleleri dikmiş, binasını yenilemekle meşgul.

Boş binalara işgal

Galata’nın bir plan ve bütünlük içinde restore edileceği inancımı da artık kaybediyorum. Boş binalar işgal edilip kaçak parti mekanına dönüşüyor. Gece kopan gürültüye polis çağırmanız da bir işe yaramıyor, gürültü devam ediyor. Mesken olarak kullanılan konutlarda kaçak olarak günü birlik turistlere kiraya verenlere hiçbir uygulama yapılmadığı gibi. İstanbul’u fırsatçılar, rantçılar arsızca fethetmeye devam ediyor!

Barbaros’un torunlarına bu ayıp yeter!

“Boylu soylu yelkenliler İstanbul’da, gelin gezin” dediler ve kendimi limanda buldum! Salıpazarı Rıhtımı’na sıra sıra yanaşmışlar. Ancak bu kadarı sığabileceği için 7 tanesi gelebilmiş, yoksa sayıları 20’ye kadar çıkıyormuş. Endonezya’dan Bulgaristan’a, İngiltere’den, Almanya’ya kadar çeşitli ülkelerden kocaman yelkenlilerin içinde en dandik, en yeni ve en uyuz bizimki! Şöyle halatları ibrişimden, yelkenleri atlastan bir güzel yelkenlimiz yokmuş yani, dövünmem bunadır.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri içinde Perşembe gününden beri İstanbul’u ziyaret eden yelkenliler yarın sabah bando mızıka eşliğinde uğurlanıyor, pupa yelken yapacakları geçiş törenini izleyin, çoğunu gezdim ama bence en güzel halleri yelkenleri açılmış olarak denizde giderken olabilir. Çok eski oldukları için içleri küçük ve dökülüyor. Çoğu eğitim için kullanılıyor ve teknedeki mürettebat dışındakilerin de yelken açmaktan yerleri silmeye kadar her işi yapması şart.

En fazla 60 -70 kişi alabilen yelkenliler, açık denizlerde, okyanuslarda da yelken açabiliyor, bir aydan fazla karaya uğramadan seyir yapabiliyor. İngiliz teknesi engellilerin de binebilmesi için özel olarak donatılmış. Yelkenli kaptanlarının çoğu ilk kez geldikleri İstanbul’a hayran olmuş. Nasıl olmasınlar ki İstanbul’un en güzel yerinde, Karaköy, Salı Pazarı’nda demirliler. Ne yazık ki bu güzellikten biz İstanbulluların yararlanamadığını ve burayı ancak Kadıköy’e gidip gelirken gemiden görebildiğimizi söylemiyorum tabii. Malum burası bütün projelere rağmen hâlâ liman, gümrük ve antrepo olarak kullanılıyor! Yani söz İstanbul olunca, şikayet bitmiyor, bitmiyor.