Yazgülü Aldoğan

Kadınlar denize girmedi mi?

Salı, 06 Temmuz 2010 - 05:00

Gazetecilik okullarında okutulan bir haber vardır, zamanında bir gazetenin başlığı olarak yayınlanmış: “Hava ısındı, halk plajlara koştu, millet denize giremedi!” İstanbul Büyükşehir Belediyesi, kirlilik bittiği için Florya’daki Güneş Plajı’nı halka açmış bu yıl, pazar günkü 30 derecelik sıcakta 1900 kişi denize girip serinlemiş. Belediyenin basına yolladığı habere eşlik eden fotoğrafa dikkatle bakınca halkın “erkekler”, milletin “kadınlar”la yer değiştirmiş olduğunu düşünüyorsunuz çünkü fotoğraflarda sadece erkekler gözüküyor! Kadınlar denize girememiş mi, girmemiş mi, yoksa fotoğrafları mı çekilmemiş, biraz karışık. Hatta plaj şemsiyelerinin konumuna bakarsanız, sanatsal bir enstalasyon bile söz konusu, muhtemelen o şemsiyelerin altında mayolu kadınlar var! Peki belediyenin basın birimi, kadınları niye saklama ihtiyacı hissetmiş, mayolu fotoğraf servis etmiş olmamak için mi? Çalışıyorlar, hizmet ediyorlar, ama bazı “hassasiyet”lerinden de vazgeçemiyorlar.

Dayanıklı ev aleti

Reklam yazarlarının maço olduğunu biliyorum da bu kadar mı olur dedirten senaryolarına her gün bir yenisi eklenmiyor mu, sinirleniyorum. İşte son inci. Delikanlı beyaz eşya dükkanında buzdolaplarını, fırınları çekiştiriyor, ona buna bakıyor, güzel, çok güzel diye övgüler düzüyor. Ve en sonunda kendisini bekleyen sevgilisine dönüyor, “ama en güzeli bu” diyor. Fondaki ses ekliyor: “dayanıklı ev aletleri”! İşte erkeklerin kadına bakış açısı mı diyelim? En dayanıklı ev aleti, ev kadınları! Çalışanları da idare ediyor... 

20 yıl önce geldiğim Galata’da bu günleri görecek miydim?

Galata’ya 20 yıl önce taşındım. Akşam 7’den sonra sokaktaki tek araba benimdi. Dükkanların çoğunda kereste satılırdı. Bir tek esnaf lokantası vardı, o da akşamları kapanırdı. İki bakkalın birinde tavandan çoraplar sarkar, çuvalların içinde pirinç, mercimek olurdu. Çoğu Siirt, Mardin gibi Doğu illerinden gelmiş Arap ya da Kürt kökenli göçmenlerin yanında bir de yerleşik Romanlar vardı. Doğan Apartmanı’nda da tek tük enteller. Giderek gazeteciler geldi, yabancılar ara sokakları bile değerlendirdi. Orası burası derken bu hafta sonu İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Jazz Festivali’nde yaşanan bir ilk, Tünel Şenliği, bu günleri görecek miydim dedirtti bana! Tünel ve Galata Meydanı’na kurulmuş iki ayrı sahnede, yerli ve yabancı müzisyenler konserler verirken Nardis, Salon, Muammer Karaca gibi kapalı sahnelerde de daha özgün ve küçük gösteriler yaşanıyordu. Akşam üstünden başlayarak Galata, Asmalımescit, Tünel, Şişhane’yi dolduran, yerlere, banklara oturan, dans eden, eğlenen her yaştaki müzik sever, gece 23’te biten konserlerle müziğe doyamadı. Sonrası herkes kendi müziğini yapmaya başladı. Kimi gitarını çıkardı, kimi darbukasını, kimi kolbastı oynadı İstiklal’in üstünde, kimi dansetti Galata Meydanı’nda. Raslantı bu ya, tam da hafta sonu İstanbul’a gelmiş Kanadalı bir konuğum, ki gelmeden önce, terör olaylarını duyup neredeyse vazgeçiyordu, bu havayı görünce “ben terör var sanıyordum, meğer burada bayram varmış” diyordu! Kanadalı sanat öğretmeni Sophie, İstanbul’un doğal güzelliklerine, tarihi zenginliklerine, canlılığına, insanlarına, neşesine vurulmuştu. Bir de temiz olsaydı kent. Besin zehirlenmesinden üç arkadaşı da sabahlara kadar kusmuş, mideleri alt üst olmuştu ama yine de dişlerini sıkıp şenliği izlediler, Radikal’li gazetecilerin Şimdi’de dj’lik yaptığı partideki atmosfere hayran kaldılar, Nardis’in önünde kuyruk bekleyip içeri giremediler, Serdar’ı Ekrem Sokak’taki şık butiklere, Paris havasındaki küçük barlara bayıldılar. Uzun lafın kısası, Galata uçtu, bu şenlikle rüştünü ispat etti. Bir de meydanın ortasındaki o sakilliğe çözüm bulunsa! Teşekkürler İKSV, teşekkürler Başkan Demircan!