Kamulaştırma değil

Cuma, 15 Ocak 2010 - 05:00

Arsamın bulunduğu yerde 1986’da imar düzenlemesi yapıldı. Benim arsam muhtelif parsellere ayrıldı. 900 metrekarelik bölümü yeşil alan olmak üzere ayrıldı ve buraya imar verilmiyor. Ancak tapusu bende, kullanamıyorum. Bu yer kamulaştırıldı mı? Bu kararı kaldırmak mümkün mü? Z.B.

Okuyucumun bahsettiği işlem, İmar Kanunu’nun 18’inci maddesi uygulamasıdır. Bahsettiği alan için mevzi imar planı yapılmış. Bu halde bir miktar ortaklık payı ayrılır gerisi arsa sahibinindir. Ama bazen arsa sahibinin olmaz, onun yeri de değiştirilir. Bu böyle tuhaf bir uygulamadır. Şimdi bu arada 900 metrekarelik alan yeşil alan olmak üzere ayrılmış. Bu bir kamulaştırma değildir. Bu yere şimdilik sadece imar izni verilmez. Ancak ileride kamulaştırılabilir. Kamulaştırmanın sistemi ayrıdır. Bunda önce kamulaştırma yapacak kurumla (burada belediye) fiyat konusunda pazarlık yapılır. Anlaşılamazsa kamulaştırmayı yapacak kurum mahkemeye başvurup fiyat belirlemesini ve bilahare bu fiyat ödendikten sonra da adına tescil talep eder. Kamulaştırma böyle yapılır. Okuyucumun arsası kamulaştırılmamış. Ancak usulüne uygun imar durumu istenildikten sonra süresi içinde mevcut planın iptalini idari dava açarak talep etmek mümkündür. Bunun için bir meslektaşımla işbirliği yapmasını öneririm.

Hukukumuzun kuralı yanlış

İşime son verilen işyerinden ücretimi alamadım. Ücretimi istemeye gittiğimde hem ailemi de işe karıştırarak hakarete uğradım hem de darp edildim. Böyle bir nedenle dava açsam ne kadar manevi tazminat alırım? Savcılıkta “Tazminat istemiyorum” demedim. Bu talep hakkımı etkiler mi? S.S.

Bir kimsenin kişilik haklarına saldırı varsa manevi tazminat talep hakkı olur. Ancak manevi tazminatın bir fiyat listesi yoktur. Manevi tazminata, her olayın özelliğine ve tarafların mali ve sosyal durumuna göre hakim serbest iradesi ile karar verir. Onun için manevi tazminatın ne kadar olacağını önceden söylemek mümkün değildir. Maddi tazminatın bir matematiksel hesabı vardır ama manevi tazminatın böyle bir hesabı yoktur. Şimdi bir miktar kendi görüşümü aktarmak istiyorum. Herkesin asla ve asla dokunulamayacak kişilik hakları vardır. Bir insanın vücut bütünlüğü kadar onuru, haysiyeti gibi kişiliğine sıkı sıkıya bağlı hakları mevcuttur. Bunlarla oynanamaz. Bunlarla oynandığı ve ihlal edildiği takdirde telafisi dahi yoktur. Yani kişilik hakları kutsaldır, dokunulmazdır. Dokunulduğu hallerde telafisi için bir miktar tazminat ödenir. Bu tazminat da, hakları ihlal eden kişiyi veya ihlal etmeye niyetli kişiyi bu davranışından caydırıcı nitelikte, önemli büyüklükte olmalıdır. Tekrarlayayım, kişilik haklarının ihlalinin telafisi yoktur. Onun için aslolan bunu engellemektir. Bu yüzden de manevi tazminat çok ama çok büyük olmalıdır. Fakat ne yazık ki hukukumuzda manevi tazminat miktarı çok ama çok düşüktür. Kural: Tazminat, alan kişiyi zenginleştirmeyecek, veren kişiyi fakirleştirmeyecek. Bu yüzden de manevi tazminatlar küçük küçük ölçülerde olur ve kişilik haklarının ihlalinden çekinilmez. Oysa insanı insan yapan kişiliğidir. Ohh biraz bu konuda içimi döktüm, okuyucuma bu imkanı verdiği için teşekkür ederim. Savcılıktaki beyan ise tazminat talebine etkili değil.