Tamer Heper

14 Mayıs 2026, Perşembe 07:00

Kardeşin miras payı nedir?

Ağabeyimin vefatı ile ortaya vasiyetnamesi çıktı. Vasiyetname ile tüm malvarlığını birlikte yaşadığı bir hanıma bırakmış. Oysa ortada bir kardeş var yani bir hanıma malvarlığını bırakıp kardeşini tamamen mahrum bırakmak yasal mıdır? Buna karşı dava açabilir miyim? E.E.

İki husustan söz edeceğim. Birinci husus, vasiyetname denilen belge geçerli bir belge midir önce buna bakılacak. Zira her yazılı belge vasiyetname değildir. Onun da şekil şartları vardır. Bizde de çok büyük çoğunluk ile noterde yapılır ve çok büyük çoğunlukla noterde yapılanlar geçerlidir çünkü yasal şartları içerir. Bu husustan söz etmemin en basit nedenini şöyle açıklayayım. Kabul edelim ki bir kasada vasiyetname bulundu, bu bilgisayar yazıcısı sureti ile yazılmış olsun. Bunu istediğiniz kadar imzalayın böyle bir vasiyetname geçersizdir. Çünkü bu tür bir vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için tamamının el yazısı ile yazılmış olma şartı vardır. Bu bir örnektir.

Şimdi geleyim ikinci hususa. Aleyhine vasiyetname düzenlenmiş olan kimsenin saklı paylı bir mirasçı olması gerekir. Şayet saklı payı olan mirasçının saklı pay kısmına bir tecavüz var ise dava açarak, saklı paylı kısmını talep edebilir. Zira miras bırakan kimse saklı pay bölümüne dokunmadan, tasarruf nisabı dediğimiz bölümü birilerine vasiyet edebilir. Kanuni hakkı olan saklı pay sahibi bu paya mutlaka sahip olur.

Peki okuyucumun anlattığı durum ne? Vefat eden kardeş ve vasiyet ile tüm malvarlığını bir hanıma bırakmış. Peki kardeşin saklı payı (mahfuz hissesi) var mı? 2007 yılına kadar vardı, 2007’den beri artık yok. Dolayısı ile okuyucumun anlattığı olayda, mirasçı olan kardeşin saklı payı bulunmadığına göre ağabeyinin yaptığı vasiyetname uygulanabilir nitelikte bir vasiyetnamedir. Şayet şekil şartlarına uyulmuşsa bu halde açacağı bir davadan olumlu sonuç alamayabilir. İşte bunun için çok zaman hatırlattığım bir hususu hatırlatayım, konuyu bir meslektaşımla görüşerek geçerlilik konusunu gözden geçirmelerini önereceğim.

13 Mayıs 2026, Çarşamba 07:00

Arsa işgalinin sonucu

Müstakil bir bina sahibiyim ve bu binada oturuyorum. Komşum dava açmış, diyor ki, “Binamı yaparken komşuya bir miktar taşma olmuş, taşan kısmın tarafım adına tescili ile benim parselimle birleştirilmesine karar verilsin.” Şimdi kalkıp bir hata yapmış (Belki de kasten benim parseli işgal etmiş). Buna rağmen taştığı alana sahip olmaya kalkıyor. Böyle bir dava olur mu? 

Okuyucularım bu soruyu yadırgayabilir ama bu olay yaşanabilir olaylardandır ve hatta bazı ihtimalleri de gündeme getirebilir. Şöyle ki ya bir başkasının arazisine kendi malzemeleriyle inşaat yapmıştır, ya başkasının malzemeleriyle kendi arazisine inşaat yapmıştır veya başkasının malzemeleriyle başkasının arazisine inşaat yapmıştır. İşte ihtilafların nedeni bunlardan biri olabilir. Şimdi okuyucumun sorusu bir başkasının arazisine kendi malzemeleriyle inşaat yapmış olma halidir. Böyle bir durumda beklenen, arazisi işgal edilen kimsenin davacı olması ve işgale son verilmesini talep etmesi durumudur. 

Ancak okuyucumun anlattığı durumda tersi yapılmış, taşkın inşaatı yapan taşan alanın kendi parseline katılması talebinde bulunmuştur. Benzer davalarda, özellikle tarla vasfında alanlarda benzer bir olayın yaşanması halinde gayrimenkullerin mülkiyet durumu, taşkın kısmın değerinin, taşan alana göre değerinin daha yüksek mi daha düşük mü olduğunun tespiti gerekebilir ve buna göre belki de tescile dair bir karar verilecektir. Ancak okuyucumun bahsettiği durum şehir içinde bir nevi iki villanın komşuluğu nedeni ile ortaya çıkmıştır. Şehir içinde yapılan inşaatın, mevcut parselinin sınırlarının tespiti o kadar kolaydır ki hataen bir taşma yapıldığı düşünülemez. Bu gibi haller planlı alanda meydana gelmiş ise bir hatanın sonucu olduğu kabul edilmez ve bilerek taşma yapıldığı kabul edilerek işgal edilen parselin komşu parsele katılmasına değil, taleple yapılan taşmanın önlenmesine karar verilmedir.

12 Mayıs 2026, Salı 07:00

Mesele ortak alanlar

Son günlerde kapıcı dairesinin kiralanması veya başka amaçla kullanılması konusuna değiniyorsunuz. Peki benzer durumlar mesela sığınak için de geçerli mi? Y.B.

Okuyucum bu konuya değinmekte çok haklı. Biz hep kapıcı dairesi diye söz ediyoruz, oysa asıl mesele ortak alanlar. Yani anlattığım uygulamalar tüm ortak alanlar için geçerli. Mesela sığınak, mesela otopark ve hatta merdiven boşlukları. Merdiven boşlukları dediğimde beni bir sıkıntıdır basar, zira yıllar yılı yaptığım bilirkişilik görevim sırasında daire kapı önlerinde ne ayakkabılar, ne ayakkabı dolapları gördüm anlatamam. İşte bunlar da ortak alanların işgali kapsamına girer. Mesela sığınak ortak alandır ve amacı dışında kullanılamaz. Hatta benim görüşüm kat maliklerinin tümünün rızası ile dahi işgal edilmemelidir. Çünkü gerektiğinde yapacağı görev hayat kurtarıcı olacaktır.

Peki ya merdiven boşluğu, merdiven sahanlığı? Belki hayat kurtarıcı değildir ama sağlığı bozucu niteliktedir. Ayakkabıların neden içeri alınmadığını sorduğumuzda bazı kişilerden aldığımız yanıt; ‘içeride koku yapıyor.’ Yani kendi eşyası içeride koku yapmasın ama komşusunun ortak alanında koku yapsın. Bu mantıkla tabii insan tedirgin oluyor. Oysa bir şekilde artık bu uygulamadan kesinlikle vazgeçmenin yollarını bulmalıyız. Merdiven sahanlığı ortak alandır, hiçbir şekilde işgal edilemez. “Benim kapımın önü” diye de bir adlandırma yoktur. Evet, böyle hatalı uygulamalar için uyarı sonuç vermez ise kaldırılması ve eski hale getirilmesi için dava açmak gerekecektir. Haksız işgallerde bunu yapan aleyhine mahkeme kararı alındığında süresi içinde mahkeme kararlarını yerine getirmeyen kat malikinin dairesinin satışı söz konusu olabilecektir.

11 Mayıs 2026, Pazartesi 07:00

Borçlunun mirası haczedilir mi?

Eşimin ilk evliliğinden üç çocuğu var, bizim müşterek çocuğumuz yok. Eşim rahatsız, bakımını ben yapıyorum. Eşimin üzerine bir dairemiz var. Eşim “notere gidelim bu evi sana vasiyet edeyim” diyor. Ancak benim de işten çıkarılmam nedeni ile ödeyemediğim kredi borçlarım var, takip varlık şirketinde. Şayet bu ev bana miras kalırsa varlık şirketi el koyabilir mi?

Evet önce varlık yönetimi şirketlerinin ne olduğundan söz edeyim. Efendim, bir alacaklı, alacağını bir başkasına devredebilir. Yani (A) kişisi (B)’den alacaklı ise yazılı bir belge ile bu hakkını (C) kişisine devredebilir. Artık alacaklı konumunda olan (A) kişisi değil (C) kişisidir. Borçlu halen (B) kişisidir. Buna temlik diyoruz. Şimdi böyle alacaklı devralan kuruluşlar vardır. Bunlara da varlık yönetimi şirketleri diyoruz. Bu kuruluşlar bankaların alacağını, bankalardan temlik alır, alacaklı konumuna geçer. Böyle bir temlik sözleşmesi sonrası, borçlunun artık banka ile ilişkisi kesilmiştir. Artık alacaklı temlik alan bu kuruluştur. İşte okuyucumun durumu bu. Bugün onun ilişkisi içinde alacaklı varlık yönetimi şirketidir. 

Peki okuyucumun durumu ne olur? Bugün bir malvarlığı edinirse bu mal üzerine haciz tatbik edilebilir. Yarın kendisine bir miras kalırsa, miras payı üzerine haciz tatbik edilebilir. Dolayısı ile kendisine hacizden kurtuluş yönünde bir önerim bulunamayacak. Mademki bir borç var, bu ödenecek. Tamam da maddi imkan yok ise nasıl ödenecek? Zaten endişe verici mesele de burada. Bunu benim söylememe bile gerek yok. Okuyucumun maddi imkanı bulunuyor olsaydı bugüne kadar öderdi. Bu tamam da kendisine kalacak malvarlığını alacaklılardan saklama imkanı da olmayacak. Tabii buna el koyma değil haczetme denilir.

10 Mayıs 2026, Pazar 07:00

Dilekçeme yanıt verilmiyor

Bir ihtilafım için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştum, kanun yollarının tüketilmemiş olması gerekçesi ile davam reddedildi. Derken bakanlıklara dilekçe ile başvurdum onlardan hiç yanıt alamadım. Bu başvurum birkaç defa yinelendi ama hiçbirine yanıt yok. Bu durumda ne yapabilirim, bakanlığın yanıtını ne kadar beklemeliyim? 

Okuyucumun durumunu, yani dilekçe hakkının kullanılması gereken hukuki veya idari durumunu tam olarak bilmememe karşın kendisine genel durum hakkında bir yanıt vereyim. Öncelikle Anayasa Mahkemesi kararı açık. Kendisinin hallini istediği ihtilafın hukuki başvuru yolları olduğu, bunların tüketilmeden Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunulduğu kararda belirtildiğine göre, ihtilaf nedeni ile öncelikle yasa yollarına başvurup, bir sonuç almaması gerekiyor. Burada tereddüt yok. Ancak bakanlıklara başvuruda bulunmuş ama yanıt alamamış. İdari yollara başvurulup da yanıt alınmazsa durum nedir? Önce Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’a bakalım.

DİLEKÇE HAKKININ KULLANILMASINA DAİR KANUN

Bu kanunun amacı, Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisine ve yetkili makamlara yazı ile başvurma haklarının kullanılma biçimini düzenlemektir. Madde 2 – (Değişik: 2/1/2003- 4778/24 md.) Bu Kanun, Türk vatandaşları ve Türkiye’de ikamet eden yabancılar tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi ile idarî makamlara yapılan dilek ve şikâyetler hakkındaki başvuruları kapsar. Madde 7 – (Değişik: 2/1/2003- 4778/27 md.) Türk vatandaşlarının ve Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileri ve kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri konusunda yetkili makamlara yaptıkları başvuruların sonucu veya yapılmakta olan işlemin safahatı hakkında dilekçe sahiplerine en geç otuz gün içinde gerekçeli olarak cevap verilir. İşlem safahatının duyurulması halinde alınan sonuç ayrıca bildirilir.

Bir de İdari Yargılama Usulü Kanunu’na bakalım;

İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU

İdari makamların sükutu: Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler. İşte okuyucumun yanıt alamadığı durumlardaki hakları. Ancak çoğu zaman yaptığım gibi son önerim, bu işlerin bir meslektaşımın yardımı ile yürütülmesi.

09 Mayıs 2026, Cumartesi 07:00

Kira artış oranı kafayı karıştırmasın

Mayıs ayına geldik. Bu ay için kira artış oranları açıklandı. Bir yere bakıyorum bu oran yüzde 32.37, başka yere bakıyorum yüzde 32.43. Bu veriler tek kaynaktan gelmiyor mu? Hangisini uygularsak doğruyu bulmuş olacağız? 

Doğrusu okuyucuma hak vermemek elde değil. Vatandaşın elinde böyle iki rakam var diyeceğim ama aslında iki rakam da yok, daha çok rakam var. Bu rakamlar şöyle: Bilindiği gibi biz rakamları TÜİK’ten yani Türkiye İstatistik Kurumu’ndan alıyoruz. TÜFE’deki (2025=100) değişim Nisan 2026’da (yani Mayıs ayı başında) bir önceki aya göre yüzde 4.18, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 14.64, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 32.37 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 32.43 artış olarak gerçekleşti. Okuyucumun sorduğu yüzde 32.43’lük artış burada görülüyor. Zira kira zamları 12 aylık ortalamaya göre yapılıyor. Yüzde 32.37’lik oran, bir önceki yılın aynı ayına göre hesaplanan yıllık enflasyonu gösteriyor. Oysa kira artışları yıllık enflasyona göre değil, son 12 aylık TÜFE ortalamasına göre yapılıyor. O zaman da farklı bir oran karşımıza çıkıyor. İşte akılları karıştıran husus bu. Yani bu yıl mayıs ayı başında kira zamları 12 aylık ortalamaya göre yapılacağına göre bu artış oranı yüzde 32.43. Netice olarak bu ay kira sözleşmesi yenilenecekler için kira artış oranı yüzde 32.43.

08 Mayıs 2026, Cuma 07:00

Kira gecikmesinde cezai şart nedir?

Oturduğum evin kirasını ödemekte geçen ay geciktim. Bu gecikme de elbette keyfi olmadı. Mesele maddi imkan meselesi. Kirayı ödemekte sıkıntı yaşadığım halde ev sahibi geciken kira bedeli için benden cezai şart talep etti. Yani benim kiram zamlandı. Kiranın aslını ödeyemiyorken cezayı nasıl öderim? Bunun için bir taksit veya bir başka ödeme kolaylığı sağlayabilir miyim? 

Evet kira bedellerinin ödenmesinde problemler, uygulamada sık karşılaşılan önemli meselelerden biridir. Geciken kira bedelleri elbette tahsil edilebilir. Gecikme halinde icra takibi yoluna gidilebileceği gibi, kiracıya 30 gün süre verilerek bu süre içinde ödeme yapılmaması durumunda kiraya verene tahliye talep etme hakkı da doğmaktadır. Bu hukuki süreçler dikkate alındığında, uyuşmazlık yaşamamak adına kira bedellerinin süresinde ödenmesi büyük önem taşır. Bu nedenlerle kira bedellerinin zamanında ödenmesini öneriyoruz. Ancak cezai şart devreye girer mi? Bu husus için doğrudan yasa maddesini vereyim: Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. Görüldüğü üzere kiraya veren kiracıdan cezai şart talep edemeyecektir. Okuyucum bu hususu göz önünde bulundurarak hareket edecektir ama yukarıda sözünü ettiğim gibi 30 günlük gecikmelere uğradığı durumda daha riskli bir hale gelebilecek, tahliye taahhüdü tehdidi altında kalabilecektir. Netice olarak okuyucumun cezai şart ödeme zorunluluğu yoktur, sözleşmelerdeki böyle bir madde geçersizdir.

07 Mayıs 2026, Perşembe 07:00

Yeni eş de mirasçı

İkinci evliliğimi yapacağım, halen hazırlık safhasındayım. Evlilik bir sonra gerçekleşebilir ancak iki tane dairem, bankada bir miktar param ve emekli maaşım var. İlk evliliğimden çocuğum yok. Evlilik hazırlığı yaptığım kişinin bir çocuğu var. İkinci evliliğimi yaptığımda kötü bir tesadüf erken ölürsem, ikinci eşim bana ait mallardan hak iddia edebilir mi? Edebilirse alabileceğim önlemler ne olabilir? L.S.

Okuyucuma iki yönden yanıt vereceğim. Birinci konu yasal mirasçılık. Evlilik birliği içinde vefat eden eşin, sağ kalan eşi mirasçılar arasındadır. Üstelik sağ kalan eş saklı payı olan mirasçılardandır ve sağ kalan eşle birlikte başkaca mirasçıların bulunması halinde diğer mirasçıların durumuna göre miras kalan malların dörtte biri veya yarısı sağ kalan eşin olur. Dolayısı ile miras payı itibarıyla sağ kalan eşin saklı payı bertaraf edilemez. Ancak evlilik gerçekleştikten sonra eş ile mirastan feragat sözleşmesi yapılırsa, eş mirastan pay almayabilir. Bunun şekil şartları vardır mesela noterde yapılması gerekir ve alt soya etkisi vs. gibi yan etkileri bulunduğu için bir meslektaşıma danışarak yapılmasını önermekteyim.

İkinci konu ise edinilmiş mallara katılma rejimidir. Zaman zaman yazdığım gibi eşlerden birinin vefatında sağ kalan eşin tereke malları üzerinde ikinci bir talep hakkı vardır. Bu husus yasalarımızda edinilmiş mallara katılma rejimi olarak açıklanmıştır, ancak okuyucumun önce vefatında böyle bir problem mirasçıları için söz konusu olmayabilecektir zira okuyucum malvarlığını bu evlilik tarihinden önce edinmiş. İşte evlilikten önce sahip olunan malvarlığı edinilmiş mallara katılma rejimine dahil değildir. Şayet evlendikten sonra malvarlığına sahip olursa ve önce vefat ederse sağ kalan eş sadece o mallar için edinilmiş mallardan istifade imkanına kavuşur. Evleneceği kişinin bir evladı olduğunu da açıklamış, yine okuyucumun önce vefatı halinde ikinci eşin önceki evliliğinden olan çocuğu okuyucumun mirasçısı olmayacaktır.