Tamer Heper

15 Ekim 2026, Perşembe 07:00

Kapıcı tazminatını kim ödeyecek ?

2017’de oturduğum daireyi aldım. Kapıcımız emekli olacağı için kıdem tazminatı ödenecek. Ancak kapıcının çalışma süresinin tamamında ben ev sahibi değildim. Bu durumda kıdem tazminatının ne kadarından sorumlu olurum? Daireyi almadan önceki döneme ait tazminatın ödenmesinde önceki ev sahibinin de sorumluluğu var mı? B.T.

Okuyucuma yanıt vereceğim ama konu biraz uzun izahı gerektirdiğinden ben en kısa şekli ile anlatmaya çalışayım. Efendim işçinin kıdem tazminatını hak ederek işten ayrılması durumunda, ayrılma tarihindeki malik ödemelerden sorumludur. Kat mülkiyetine tabi binalarda işveren kat malikleridir. Dolayısı ile kapıcı kıdem tazminatına hak ederek işten ayrılacak ise bağımsız bölüm malikleri bu ödemeden sorumludur. Yani okuyucum bağımsız bölümüne düşen bedeli ödemek durumundadır. Ancak bu sorumluluk kıdem tazminatını ödemesi açısındandır. Okuyucum bağımsız bölümüne düşen kıdem tazminatını ödedikten sonra, eski malikin sahip olduğu tarihler itibarıyla onun hesabına düşen kıdem tazminatı bölümünü, eski malikten talep edebilir. Eski malikin ödeyeceği bedel, satış tarihinde hesaplanacak rakamlar üzerinden ödenecek borçtur. Ancak eski malikle ilgili bu hesaplaşma, eski malik ile yeni malik arasındaki bir alacak-verecek hesabıdır yani binanın yönetimini veya kapıcıyı ilgilendirmez. Okuyucumun ihtilafa düşmeden yapacağı şey önce yönetime, bağımsız bölüme düşen payın tamamını ödemek, sonra eski malike başvurmak şeklinde olacaktır

14 Ekim 2026, Çarşamba 07:00

Müebbet hapis ölünce mi bitiyor?

Suçlarla ilgili haberlerde yargılanan kimselerin alabileceği en büyük ceza müebbet hapis. Bir de ağırlaştırılmış müebbet hapis duyuyoruz. Müebbet ölene kadar hapis demek ise ağırlaştırılmış müebbet hapis öldükten sonra gibi bir anlam mı taşıyor?

Okuyucumun sorusu bir espri taşıyor, bu açık. Ancak doğrusu iki kavramın farkını anlamak istemekte de haklı görünüyor. Evet müebbet hapis ömür boyu hapis demek, o halde ağırlaştırılmış müebbet hapsin farkı ne olur? Şöyle olur: Genel olarak hapis cezaları, verilen süre kadar hapiste yatmayı gerektirmez. Hapis cezası alanlar bu hapis cezasının bir kısmını cezaevinde geçirirken, geri kalan kısmını cezaevi dışında geçirir. Buna ‘koşullu salıverme’ diyoruz. İşte iki kavramın ayrımı burada başlıyor. Bu hususun düzenlendiği yasa maddesi konuyu şöyle açıklamış:

“Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar 30 yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar 24 yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.” Hükümlünün bu haktan yararlanabilmesi için cezaevindeki süresini iyi halle geçirmiş olması gerekir. Hükümlünün dışarıda geçecek süresi de denetim altındadır. Bu süre içinde kasıtlı bir suç işlerse denetim son bulabilir, yeniden cezaevi süreci başlar.

Suç işlediği iddia olunan kimseye ceza verilecek ise işlediği suça uygun olarak müebbet hapis cezası verileceği gibi olayda yasada belirlenmiş hususlar var ise ağırlaştırılmış hapis cezası verilebilir ve aradaki fark yukarıda açıkladığım süreleri tatbikini gerektirdiği gibi cezanın infazı sırasında da farklılıklar yaratır. Ancak okuyucumun sorusu uygulama süresi ile ilgili olduğu için sürelerin nasıl uygulandığını anlatmakla yetiniyorum. Yani ağırlaştırılmış müebbet, müebbet hapis cezası alanın vefatından sonra devam etmez.

13 Ekim 2026, Salı 07:00

Babamın bilinçsizce satışını nasıl önlerim?

Babamın ilerleyen yaşı nedeniyle akıl sağlığıyla ilgili sorunları ortaya çıkmaya başladı. Gayrimenkulleri ve başka mal varlıkları bulunuyor. Biz bunları bilinçsiz olarak elinden çıkarmasından korkuyoruz. Bunu yapmasını hukuki olarak nasıl kısıtlarız?

Bir kimsenin yaptığı veya yapacağı işleri mantıklı ve yasal şartlara uygun olarak yapamayacağı anlaşıldığı hallerde elbette tedbir almak gerekir. Bu husus sadece yaşı ileri kişiler için söz konusu değildir. Yaş itibarıyla genç olup da yapacağı işin önemini müdrik olmayacak gençler için de söz konusudur. Bunun için yasal önlem alınmalıdır ki bu husus yasamızda biraz de teferruatlı olarak şöyle ifade olunmuştur. “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar.” “Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle kısıtlamaya ancak resmi sağlık kurulu raporu üzerine karar verilir.” İşte bugün okuyucumun durumu budur. Şayet resmi sağlık kurumu tarafından okuyucumun babasının vesayet altına alınmasını gerektirecek akıl sağlığının bulunduğu tespit edilirse bu talep mahkemeye yapılır ve mahkeme durumu inceleyerek uygun bulacağı bir kimseyi vasi olarak atar. Bu durumda da okuyucumun babasının malvarlığı teminat altına alınmış olur.

12 Ekim 2026, Pazartesi 07:00

Kamera her yere koyulamaz

Oturmakta olduğum dairenin karşısına denk gelen bina, balkonuna döner sistemli bir kamera monte etti. Bu kameranın görüş açısı benim dairenin içini bile görecek istikamette. Ben elbette bundan rahatsızım. Bunu engelleyecek imkanım var mıdır? 

Önce herkesin bildiği bir hususu bir kerre daha hatırlatayım. Herkesin kişilik hakları vardır, bunun için kişisel verilerin korunması için yasal önlemler alınmıştır. Bir kimsenin kişisel verilerini etkileyecek davranışta bulunmak hukuk mahkemelerine başvurma imkanı sağladığı gibi işin bir de cezai yönü vardır şöyle: Bir kimsenin evinin içini bırakın, dairesinin kapısını gören bir kamera takılması bile yasaktır. Bu daireye kimin geldiği, kimin gittiği hiç kimseyi ilgilendirmez.

Bu nedenle apartmanlarda bina içine takılacak kameralar dahi, bağımsız bölümlerin kapısını görecek şekilde monte edilemez. Hele hele okuyucumun sözünü ettiği karşı komşunun taktığı kameranın, okuyucumun dairesini ve hatta dairenin içini izlemesi asla kabul edilemez, hatta suçtur. Ancak teknolojinin ilerlemesi ile bu çerçevede pek çok sistem hayatımıza girmiştir, ancak bunların kötü amaçla kullanılması yasaktır.

Bizim Türk Medeni Kanunu 24. Maddesi’nde deniliyor ki: “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse hakimden saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.” Bunun için bir tespit yapıp mahkemeye başvurarak bu duruma son verilmesi istenebilir. Bu işin hukuki kısmı, cezai kısmına gelince.

Türk Ceza Kanunu 134. Maddeye göre: “Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması sureti ile ihlal edilmesi halinde verilecek ceza bir kat arttırılır.”

Görüldüğü gibi işin bir de cezai yönü var ki bunun için polise başvuruda bulunmak veya doğrudan Cumhuriyet Savcılığına dilekçe vermek sureti ile işlemler başlatılabilir.

11 Ekim 2026, Pazar 07:00

Belirsiz alacak davası

Bu ay başı itibarıyla bizlerin açtığı alacak ile ilgili davalarda bir değişiklik yaşandı. Bizler alacaklı olunan hallerde dava açarken net alacak rakamını yazmaz, belli bir rakam belirtir, nihai rakama sonradan ulaştığımızda bu rakamı talep edeceğimizi bildirirdik. Buna “belirsiz alacak davası” denirdi. İşte ağustos ayı başından itibaren artık belirsiz alacak davası açamıyoruz. Bu madde yasamızdan çıkarıldı. Doğrusu bu madde işe yaramıyor değildi, zira bir alacak davası açtığınızda alacağın faiz ile veya yan giderleri ile hesabını yapmak kolay değildir. Onun için belirsiz alacak davası açarsınız, dava safahatında dosya bilirkişiye gider, bilirkişi rakamı netleştirdiğinde bu rakamı talep ederdiniz. Artık bu imkan yok.

Bunu genel olarak hatırlatmakta bir yarar görüyorum. Ancak iptal edilen Hukuk Mahkemeleri Kanunu 107. maddesi yerine buna benzer bir uygulama 109. maddede mevcut olup bu madde uygulanabilecektir ki bu madde biraz daha teferruat içermekte: “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmı da dava yolu ile ileri sürülebilir” denilerek, talebin taraflarca tartışmasız belli olduğu hallerde bu kabil davanın açılamayacağı belirtilmekte olup bir miktar kısıtlama gelmiş ancak yeni eklenen cümle ile “Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.” Mesela faiz konusunda talebin başından itibaren hesaplama yapılması gereği gündeme gelmiştir ki, bu tarihten önce açılıp da belirsiz alacak talep edilmiş hallerde bu davalara bakılacaktır. Özellikle ağustos ayı başından itibaren alacak davası açmış veya açacak olanlara hatırlatmak istedim.

10 Ekim 2026, Cumartesi 07:00

Düşen saksıda kasıt nasıl anlaşılır?

Balkonlara konulan saksılar, aşağıdan geçen insanlar için ciddi tehlike oluşturabiliyor. Nitekim düşen bir saksının çarptığı kişinin felç kaldığı bir olay yaşandı. Peki, saksı sahibiyle yaralanan kişi olaydan önce tartışmış veya kavga etmişse mahkeme olayda kasıt olup olmadığını nasıl değerlendirir? Saksının bilerek atıldığı kanıtlanamazsa saksı sahibi yine de sorumlu tutulur mu? E.E. 

Doğrusu konu cezai bir konu olunca, okuyucumun üz-beş satırlık açıklaması ile bir sonuca varılmaz. Zira böyle bir olayda hiç kasıt olmasa bile taksirli suç vardır ve taksirli suçlarda dahi hapis cezası öngörülmüştür. Hele hele bu olayın daha önce taraflar arasında yaşanmış bir ihtilaftan sonra meydana gelmesi bunun bir kasıt olma ihtimalini de düşündürür ve yargılama sırasında bu husus da incelenir. İnceleme sırasında varsa tanık dinlenir, varsa kamera kayıtları incelenir, taraf beyanları alınır ve mahkemece varılacak kanaate göre ya taksirli suç kabul edilir daha az ceza öngörülür veya kasıt kabul edilir daha yüksek ceza tayin edilir.

Dolayısıyla mahkemenin varacağı sonuç dosyaya girecek deliller sonucu olacaktır. Bu belgeler incelenmeden bir karar verilemez. Dolayısıyla okuyucuma bu nedenle net bir yanıt veremem, üstelik bir cezayı gerektiren bu olayda hiçbir delil incelenmeden şahsi fikir dahi beyan etmek hata olur. Ancak söyleyebileceğim husus, tarafların ellerindeki delilleri mahkemeye sunmaları ve sonucunu mahkemenin değerlendirmesini beklemeleri gerekeceğidir. Elbette taraflar arasında bir ihtilafın mevcudiyeti olayın bu açıdan daha detaylı incelenmesini gerektirmektedir. Sonuçta çıkan kararda bir hata olma ihtimalini bertaraf etmenin yolu istinaf talebinde bulunmak olacaktır.

09 Ekim 2026, Cuma 07:00

Boşanırken takılar nasıl paylaşılacak?

Evlenmemiz sırasında birtakım hediyeler geldi. Şimdi ayrılma ihtimalimiz belirdi. Peki gelen hediyeler kimin olacak? 

Okuyucumun sorusu öyle bir soru ki bugüne kadar net bir çözüme ulaşılmamış bir durum. Bir kısım görüşe göre her şeyi ile ikiye bölünmesi lazım, bir görüşe göre kadına ait takı vs. kadının, erkeğe ait hediye erkeğin. Bir başka görüşe göre ve de bana göre en ilginç görüş ise hepsi kadının. Üstelik de hepsi kadının denilen görüş 2021 tarihli bir Yargıtay kararı. Ancak bu tarihten sonra kime ait olacağı belli hediyeler ona ait olmalı şeklinde karar da çıktı. Yani bir bilezik takıldı ise kadına ait olmalı. Peki Cumhuriyet Altını takıldı ise kime ait? Netice olarak benim söyleyebileceğim şudur: Bu husus bugün herkesin kabul edebileceği net bir sonuca kavuşmamıştır. Benim bir hukukçu olarak şahsi fikrimi söylemem gerekirse: Hediyelerin verilişi, hediye verenin niyetine bağlıdır. Örneğin kadının doğum gününde iş arkadaşları kocasına, kadına verilmek üzere doğum günü hediyesi verirlerse, bu hediye erkeğe verilmiş anlamına gelir mi? Gelmez elbette zira verenlerin niyeti esas olup kadına gönderilmek üzere erkek sadece aracı olmuştur. İşte düğünde de verenlerin niyeti önemli olup kadına bir bilezik takıldı ise bu kadına hediye edilmiştir diye kabul edilebilir ama bir altın takıldı ise bence bu aile içine yani eşit haklara sahip olunmak üzere aile birliğine hediye edilmiştir. Kabul edelim ki Cumhuriyet altını kadına ait bir hediye olmadığı gibi erkeğe ait bir hediye de değildir. Kimin yakasına takılırsa takılsın bu durum değişmez. Mesela erkeğin takacağı bir kol saati gibi değerlendirilemez. İşte bu halde bence hediyelerin tek tek değerlendirilmesi gerekir. Kullanım imkanı bariz olmayan hediyeler ise eşit iki hisseye bölünmelidir. Yine hatırlatayım bu uygulamada net bir fikir birliği ve çözüm olmamıştır, son anlattıklarım şahsi fikrimdir.