Yazgülü Aldoğan

Kavgacı milletiz vesselam!

Salı, 20 Temmuz 2010 - 05:00

Boğaları kavga ettirmek için buluşan yurdum insanını boğaların kavgası kesmeyince, kendini arenaya atıp kavga etmiş! Önce boğa sahipleri başlamış kavgaya, sonra seyirciler dalmış arenaya! Jandarma bile ayıramamış kavgacıları, kaymakam girmiş araya. Bir dahaki gösteri için önerim, boğaların seyirci, sahiplerinin kavga etmek için arenanın içinde olmalarıdır! Twitter denilen bir ortam var. Sosyal paylaşım sitesi dediler. Hık mık filan derken biz de girdik. Bir hesap alıyorsun, arada bir aklına gelen bir iki cümle çiziktiriyorsun. Daha önce de yazmıştım. Seni izleyenler oluyor, sen birilerini izliyorsun, böyle karışık bir ortam. Gireli bir ay olmadı, birileri benimle dalaşıyor! Onu izliyormuşum da niye izlemekten vazgeçmişim? Kimi “büyük ünlüler” kimseyi izlemiyor. Sadece varlar ve onların verdiği mesajları izleyenler var. Olabilir, profesyonel olarak kullanıyor demek ki. Bedava anons ortamı, reklamasyon. Benim bulunma amacım, kimler beni izliyor, ben onlardan nasıl feyz alabilirim hesabı. İzlediklerimi değiştiriyorum haliyle. Vay beni niye izlemekten vazgeçtin? Daha da komiği, “Benim kocamı izlemekten niye vazgeçtin, biz de sizi izlemicezzz!” Daha korkuncu inatlaşma ve itişme. Biri diyor ki “Elif Şafak’ın bir sözünü yolladınız, o gerçek değil, özür dileyin.” Ben Elif Şafak’ı izlemiyorum. Dolayısıyla yollayamam. Israr kıyamet, ispat etmeye çalışıyor.

Fazıl Say niye kızdı?

Biri bana ve Elif Şafak’a aynı anda bir mesaj yollamış. Sanırım onunla karıştırıyor. Ama ben niye yalan söyleyeyim, niye üstüme gelip sinir ediyorsun, seni adam yerine koyup cevap verip duruyorum diye mi? Aa, baktım Pazar günüm zehir oluyor, bir de Ahmet Hakan’la Fazıl Say kapışmasın mı? Tam bir ping pong maçı. Fazıl Say, ülkemizin en yetenekli, dünyanın en çok tanıdığı, en çok konser veren, beste yapan müzisyenidir. Dünyası sadece müzikle sınırlı değil, ülkesi hakkında da düşünüyor ve yazıyor. Ahmet Hakan, popüler bir gazeteci, köşe yazarı. Ne ki üstten bakan ve herkesi küçümseyen bir tavrı var. Nedeni de, bugün durduğu yere uyum sağlamaya çalışırken geldiği yer itibariyle, olmak istediği yerde yetişmiş ve oranın gerçek sakinleri olarak duranlara karşı bastıramadığı hasmane duyguları. Fazıl’a da bu nedenle kızıyor. O da bu rahatsızlığı anlamayıp sanatçı alınganlığına giriyor.

Kanlı mı, kansız mı?

Oysa Hakan’ın benzer duyguları bıraktığı yerdekilere karşı da mevcut. Ama onlara zaman zaman hoşgörülü olabiliyor, çünkü onları daha iyi anlıyor! Ben Davutoğlu’nun kızına “Meymune” adını vermesini soğuk şaka olarak niteliyorum, onlar için Peygamberin son karısının adı. Uzun lafın kısası, kavgalar bazen satırlarda, bazen satırlarla oluyor! Kanlı mı kansız mı, bütün mesele bu.

Ada vapuru yetmiyor!

İDO’nun genç müdürü Ahmet Bey, ada vapuru ile şikayet iletildiğinde “bıktım bunlardan, yine mi ada vapuru?” deyip dinlemiyormuş artık. Biz sağda solda kendisiyle ilgili methiye düzüyoruz oysa, belediyenin en başarılı yöneticisi, şöyle yaptı, böyle becerdi diye. Ama doğruya doğru, adalara gidip gelmek işkence! Hele hafta sonu. Yetmiyorsa niye çoğaltmıyorsunuz? Bana ne gezmesinler düşüncesi mi? İtalya’da Capri adasına gidememek, dönememek diye bir sorun yoktur, olamaz, düşünülemez. İstanbul’da adalara gitmek ve gelmek diye bir sorun var. Adalar-Kabataş deniz otobüsü seferi yetmiyor. Gemi, yolcularını iskelede bırakıp hareket ediyor. Kavga, kıyamet, sorun çözülmüyor. Niye? Eğlenmesinler. Gezmesinler. Orası bize oy vermedi. Aman bu beyaz Türkler. Gibi gerekçeler olabilir mi?

23.59 korkusu ileri alındı

Hafta sonu iki gece de dışarıdaydım. Gerek mekan sahiplerinin, gerek eğlenenlerin en büyük korkusu, “BASILMAK!” İnsanlar para vermiş, dışarı çıkmış, eğlenmek istiyor, hava sıcak, açık hava, deniz kenarı, dans edecek, coşacak. Kontrole gelirlerse, eyvah, müziğin sesi derlerse? Herkeste bir suçluluk duygusu! Yemek yediğimiz mekana gelmiş, 15 bin tl ceza kesmişler. Sağı solu, önü arkası iş yeri. Mesken yok yakınlarda. Olsun, kural koydular ya! Oysa ben sabaha karşı zıplayarak uyanıyorum hâlâ, cadde öyle gürültülü. Pazar gecesi de yakın arkadaşımın oğlunun düğünü var, saat onda geldiler gürültü diye. İnanın hafif müzik çalıyordu, halay değil. Tabii müzik kesildi, bir sürü tatsızlık. Yani diyorum ki burası İstanbul, turizm ve eğlence kenti, gürültüyle uğraşın, ama b…. çıkarmayın!