Kılıçdaroğlu, CHP'yi AB'ye yaklaştırıyor...

a
a
Salı, 07 Eylül 2010 - 05:00

Bizde de, Avrupa’da da tatil dönemi kapandı. Komisyon dükkan kepenklerini açtı. Yavaş yavaş tatil mahmurluğu da yok olacak ve önümüzdeki sezon Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri, bu defa ağırlıklı olarak gündeme oturacak.

Yeni döneme girerken, geçtiğimiz sezonun dökümünü yapmakta yarar var. Önümüzdeki aylarda bizi ne bekliyor? Herkes merak içinde. Avrupa ile yolun sonuna mı yaklaşıyoruz yoksa müzakereler taktik nedenlerle mi sürüklenerek yürüyor?

Üstelik bu yıl sonu çok kritik. Kıbrıs sorunu çözülmezse ne olacak?

Hem Ankara’da AB dosyasını yönetenler, hem de Avrupa’dan Ankara’yı izleyenlerle konuştum. Karşıma çok gerilimli bir manzara çıktı...

Olumlu gelişmeler...

* Brüksel’den Ankara’ya bakanlar şu sıralarda büyük bir hayret içindeler. Hiç beklemedikleri bir gelişme yaşadılar. AK Parti iktidarının, Türk Silahlı Kuvvetleri ile böylesine bir hesaplaşmayı göze alacağı beklenmiyordu. Önünde bir referandum, bir de genel seçim olan bir iktidar partisinin, kendine yeni sorunlar çıkaracak girişimlerde bulunmayacağı sanılıyordu.

Tam tersi yaşandı.

Erdoğan, Türk siyasi tarihinde önemli bir dönüşüme imza attı. Askerin, siyasi iktidarları iç işlerine karıştırmama sürecine son verdi.

Bu gelişmenin böylesine hayret uyandırmasının nedeni, Avrupa’da Türkiye’nin kolay kolay asker vesayetinden kurtulabileceği inancının olmamasıydı. Belki Avrupa da, açıkça söylemese dahi böyle bir vesayetin sürmesini diliyor olabilir.

İşte bu tabu yıkıldı.

* Sadece asker-sivil ilişkileri değil, siyasi kriterlere uyum açısından, Patrikhane’nin Sümela’daki ilk resmi ayini ve azınlıklara ait malların geri verilmesiyle ilgili yasanın onayı ve Van Akdamar’daki Ermeni kilisesindeki ayin Türkiye’nin hanesine yazılan artı notların başında geliyor. Ankara’nın Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılışı için yeni bazı hazırlıklara başladığının haberleri ise, hem Brüksel’i hem de ilgili başkentleri çok heyecanlandırıyor.

Diğer çok önemli bir gelişme de, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi AB konusunda eski çizgisine getirmesi oldu. KRİTER dergisine verdiği demeçte Deniz Baykal’ın tersine CHP’nin AB hedefini ön plana çıkaracağını söylemesi “olumlu gelişmeler” listesinin en önemli maddesini oluşturuyor.

Türkiye bütün bunları belki Avrupa Birliği’ne yönelik yükümlülüklerini yerine getirmek için yapmıyor ancak attığı bu adımlarla kendini Avrupa’ya daha fazla yaklaştırıyor. Ancak ne olursa olsun olumlu gelişmeler listesi bu haliyle dahi yeterli görülmüyor. Nedeni de, olumsuzluklar listesinin uzun olması ve bu konularda siyasi iradenin bir türlü ortaya koyulamaması.

Olumsuz gelişmeler...

Türkiye, AB ile 2005 yılından beri katılım müzakerelerini sürdürüyor. 5 yıl, herhangi bir katılım süreci için uzun bir zaman dilimidir. Normal bir süreçte, müzakerelerin sonuna yaklaşılması gerekirdi. Nitekim, başlarda Türkiye’nin tam üyeliği için tahmin edilen tarih 2014 idi. Bugün 2020’ler konuşuluyor. 5

yıllık bilanço ise, iç karartıcı bir manzaraya işaret ediyor: AB müktesebatı, 33 tanesi müzakereye konu olan 35 başlıktan oluşuyor. Bunlardan şimdiye kadar:

- 13 tanesi açıldı

- 1 tanesi geçici olarak kapandı

- 3 başlık, Türkiye teknik açılış kriterlerini yerine getirmediğinden dolayı müzakereye açılamıyor

- 8 başlığın açılması ve diğer tüm başlıkların kapatılması Kıbrıs nedeniyle askıya alın

 - 5 başlık Fransa tarafından bloke ediliyor. Bunlardan biri, zaten Kıbrıs nedeniyle askıda olan başlıklardan

- 6 başlık Rumlar tarafından engelleniyor. Anlayacağınız, neredeyse müzakere edilecek başlık kalmamak üzere.

İşin dramatik yanı bu tıkanıklığı çözebilmek için ne Türkiye’de ne de Avrupa’da net bir siyasi irade var.

2007’den bu yana Ankara’nın AB projesini ihmal etmesinin nedeni olarak içeride ardı ardına gelen genel seçim, kapatma davası, yerel seçim ve şimdi de referandum gösterildi. Dış etken olarak da, Fransa ile Almanya’nın olumsuz tutumları vurgulandı.

Erdoğan, gelinen noktadan ötürü Avrupa’yı suçluyor. Avrupa ise, Türkiye’nin reform hızının yavaşlamasından dolayı müzakerelerin yürümediğini ileri sürüyor. İki taraf da birbirini suçluyor ancak bir yandan da bu durum işlerine geliyormuş gibi davranıyorlar.

Bugünden önümüzdeki yılbaşına kadar bir tahmin yapmak gerekirse, beklentilerin yüksek olduğunu ancak 2011’deki genel seçimlere kadar gidişi temelinden değiştirecek bir gelişme beklenmemesi gerektiğini söyleyebilirim.

Beklentiler yüksek...

Önümüzdeki yılbaşına kadarki dönemin en kritik beklentisi daha doğrusu sorusu Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılıp ulaşılamayacağı.

Kıbrıs’ta siyasi bir çözüm Altın Vuruş olarak niteleniyor. Nedeni de, dondurulmuş 8 başlığın birden serbest bırakılması anlamına gelecek olması. Böylelikle müzakerelerin birden bire önü açılacak. Fransa’nın engellediği 5 başlık konusunda ısrar edebilmesi de zor görülüyor.

Acaba bu beklenti gerçekçi mi?

Bence değil.

Rumlar’ın şu ana kadarki tutumları bir çözüm aradıkları işaretini vermiyor. Hatta Rumlar’ın iki tarafın kabul edeceği ortak bir çözümden vazgeçtiklerini ve adanın tümü üzerindeki egemenliklerini yeniden tesis edene kadar bugünkü tutumlarını sürdürecekleri görülüyor. Bu varsayım doğru ise, Rumlar’ın adanın kuzeyini unutmaları, Türkiye’nin de Avrupa Birliği’ne tam üyelik isteminin bugünkü gibi ‘Hayat Boyu Aday’ statüsüne dönüşmesini kabul etmesi anlamına gelecektir.

Belçika dönem başkanlığı sırasında müzakerelerle ilgili olarak geriye şu beklentiler kalıyor. Biri, Rekabet başlığının açılması. Bunun için de, TBMM’de bekleyen Devlet Yatırımları Otoritesi Tasarısı’nın yasalaşması gerekiyor. Kamu Alımları başlığının açılması için de, İhale Yasası’ndaki istisnalara son vermek gerekiyor. Türkiye’nin müzakereye açmayı hedeflediği Enerji ile Eğitim ve Kültür başlıkları ise, Rumlar tarafından engelleniyor ve tutumlarını değiştirmeye de pek niyetleri yok. İşte, Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin son görüntüsü...