Kim daha kavgacı (1)

a
a
Perşembe, 11 Kasım 2010 - 05:00

Bugün size, hayatımızın bir parçası durumuna gelen ‘kavga’ merakımızdan söz etmek ve liderlerimizden başlamak istiyorum. Toplumun bir kesimi, liderlerin karşılıklı atışmalarına, birbirlerini sert şekilde yerden yere vurmalarına bakıp, geriliyor ve üzülüyor. Liderlerin gerçekten de birbirlerinin suratına bakamayacak durumda olduklarını sanıyorlar. Bir ara, özellikle gençlik yıllarımda, ben de böyle düşünürdüm. Öylesine sert, öylesine kırıcı konuşuyorlar ki, bir daha yüz yüze bakamayacaklarını sanırdım.

Sonradan uyandım, baktım ki, bir gün önce birbirini boğazlayacak sandığımız liderler, karşılaştıklarında hiçbir şey olmamış gibi el sıkışıp, konuşuyorlar. İşte o zaman bunun bir siyaset oyunu olduğunu gördüm.

Liderlerimiz, kavga ederek ve polemikçilikle siyaset yapıyor.

İşin kolayını seçiyorlar.

Fikir üretmek, politika üretmek ve bunların üzerinden tartışma yapmak zor. Oysa, yüksek sesle ve sert şekilde, hatta kavgaya dönüşecek bir tonda tartışmak çok kolay.

Üstelik, incir çekirdeğini doldurmayan konular üzerinden kavga etmek, daha da kolay. İşte son örnekleri: “Yeni bir anayasa yapılsın mı, yapılmasın mı?” veya türbana üniversitelerde arka kapıdan giriş sağlanması konusundaki YÖK kararı... “Dilimi kopartırım” kavgası...

Sorarım size, siyasette kavgaya gerek var mı?

[[HAFTAYA]]

Hayır yok! Ancak dikkati çekmenin başka yolunu bulamadıklarından, veryansın ediyorlar. Etmediklerini bırakmıyorlar. “Neden bu kadar sertsiniz, neden bu kadar kavga ediyorsunuz?” diye sorduğunuzda da hep aynı yanıtı alıyorsunuz: “...İnsanın sabrını taşırıyorlar. Gel de sus. Tahrik edip insanın tepesini attırıyorlar...”

İnanmayın, genelde liderler öylesine tahrik olmaya hazır ve fırsat arıyorlar ki, bir kaç günlük sükunet dahi onları rahatsız ediyor ve hiç yoktan da olsa, kavga edecek bir konu buluyorlar.

Liderleri de biz kavga ettiriyoruz...

Ancak bir dakika! Liderlerin bu kavga merakı kişisel tercihlerinden kaynaklanmıyor. Liderleri kavga ettirenler, aslında bizleriz.

Tam aksi söylense dahi, Türk toplumu kavgaya bayılıyor.

“Amma da oturttu... Ne okkalı konuştu değil mi... Patron böyle olur işte...”

Ne zaman kavga olsa, TV programlarının reytingi artıyor, liderler daha yoğun şekilde izleniyor. RTÜK istediği kadar ceza versin, kavga reyting getiriyor.

Liderlerin etrafı da, kavgayı körüklüyor.

“Beyefendi, seçmen sert koymanızı bekliyor... Teşkilat bu kadar nezaketi sevmiyor... Harikaydınız, müthiş bir yanıt verdiniz...”

İşte liderleri böyle gazlıyoruz.

Sadece liderler mi?

Neredeeee...

Medyanın en tanınmış, hem de ağırbaşlı kalemlerinin kavgalarına bakın... Hele bir de kendinden söz ettirmek isteyen kalemşörlerin, en sık başvurdukları metot, bir başka tanınmış yazara çamur atmak veya bulaşmak. Hele karşısındaki de ona küfür etti mi, tadına doyum olmaz. Hepimiz bu polemiği veya kavgayı okuruz. Dalaşanları hem ayıplar, hem de keyifle izleriz.

Artistler, sanatçılar veya futbolcular farklı mı?

Yooo tam tersine... Gazete eklerine bakın, kim bir diğerine çakarsa o gündeme oturuyor... Kim kimin gözünü oyarsa, o konuşuluyor.

Bundan dolayı, sakın siz gerilmeyin.

Bunun büyük bir oyun olduğunu bilin yeter. Bu toplum kavgayla beslenir, polemik hayatın bir parçasıdır.

Başarılı bir polemikçi

Liderler arasında, hem polemik, hem de gerektiğinde işi kavgaya, sertliğe kadar götürme konusunda en başarılısı Başbakan Erdoğan. Eminim, sorduğunuz zaman, “Ne yapmamı istiyorsunuz, karşımda öyle bir muhalefet var ki, insanı çıldırtıyor. Bunlara yanıt vermemek olur mu?” diyecektir. Ancak, bugüne kadar ki genel çizgisini incelediğiniz zaman ve de konuşmalarında “polemik yüksek ses kullanmak kızgınlık” verilerinin istatistiklerine baktığınızda, Başbakan’ın genelde gerilim unsurunu oldukça sık kullandığını görebiliyorsunuz.

Bu tutumuyla, kamuoyundan da alkış alıyor. Seçmenine, “Adamın dersini verdi” dedirtebiliyor. Normal konuşmalarında ve doğal ortamda muhlis ve yumuşak bir kişiliği ve yaklaşımı olmasına rağmen, kürsüye çıkmasıyla birlikte değişiveriyor. Bambaşka bir insan oluveriyor. “Polemikçi siyasi” kişiliği ön plana çıkıveriyor. Hele hele, önündeki yazılı metni okumanın dışına çıktığı andan itibaren, nerede duracağı, ne diyeceği kolay kolay tahmin edilemeyecek bir lider oluveriyor. Etrafındakilerin dahi yürekleri ağzına geliyor. Erdoğan’ın en güçlü yanı, irticalen konuşmaya geçince, kendini hem gayet iyi dinletebilmesi, hem de halkın kullandığı cümlelerle, çok anlaşılır bir dil kullanmasıdır.

Genelde yüksek sesle veya bazılarımız için ‘bağırarak’ konuşur. Bu da dikkatleri çekmesine yol açar. Şimdiye kadar ki hiçbir konuşmasında, dinleyenleri uyutmamış, sıkmamıştır. Heyecan-polemik ve yüksek tempo ile dikkatleri çekmiştir.