Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Kışlanın sabrı taşıyor mu, genç subaylar rahatsız mı?

Çarşamba, 27 Ocak 2010 - 05:00

Şimdiye kadar, Genelkurmay Başkanı’nı bu kadar öfkeli görmedim. Bu öfkenin içinde biraz, gelişmeleri kontrol altına alamamanın çaresizliği, biraz da hükümete “yeter artık” mesajı vardı.

Genelkurmay Başkanı hükümete açıkça “Bu şekilde gündemi değiştiriyorsunuz. Bırakın bu kampanyayı, gün gelir bu orduyu toparlamak güç olur” diyordu. Tabii en önemlisi de “sabırlarının taşma noktasına geldiğini“ belirten cümlesiydi. Acaba bu bir mesaj mıydı?

Eskiden duyardık. Bazı komutanlar özel konuşmalarında “Alt kademeleri tutamıyoruz” derlerdi.

Aynı durum söz konusu muydu?

Aklıma, Mustafa Balbay’ın Cumhuriyet’teki ünlü “Genç subaylar rahatsız” manşeti geldi. Ona bu bilgiyi veren veya kendi değerlendirmesini yapan emekli komutanı tahmin edebiliyorum, ancak gerçekten böyle bir durum var mıydı bilmiyorum.

Aylardır itilip kakılan ve Ak Parti tarafından balans ayarı yapılan Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki son durumu merak ettim ve önce en üst düzeyi kontrol ettim. Bana aşağıda okuyacağınız izlenimleri yansıtan kaynaklarım, işin içinde bulunup bire bir konuşmaları duyan kişilerdir. Sorumlu ve ciddi insanlar olduklarından dolayı, verdikleri cevaplar beni ikna etti.

Sorduğum sorular şunlardı:

Askerin içinde, dışa yansıyan bir kıpırdanma var mı?

Toplantılar yapılıyor mu?

Genelkurmay, iktidara rahatsızlığını nasıl yansıtıyor?

Konuşmaların tonu nasıl?

Şu kadarını söyleyebilirim ki, çeşitli istihbarat birimleri tüm antenlerini çıkarmışlar, kışlaları ve Genelkurmay’ı dinliyorlar. Onlar da bu konuda duyarlılar. Ancak şimdiye kadar genç subaylarla ilgili herhangi bir taşkınlık veya kabarma tespit edilmemiş.

Bana bilgi verenler, Genelkurmay’ın kontrolü elinde tuttuğunu ve kışlalarda genel olarak, kamuoyundaki gibi, kafa karışıklığının sürdüğünü söylediler.

Hiç beklenmedik bir yerden patlama olabilir mi? Orasını kimse tahmin edemiyor. Kışlaları tahrik eden komutan da yok.

Peki Genelkurmay’ın havası ne?

Orayı tahmin etmek zor değil.

Genel kanı, Ak Parti’nin askeri halkın gözünde yıpratarak, gücünü elinden almaya çalıştığı şeklinde. Hele son anketlerde (özellikle A&G’nin son araştırmasında) TSK’nın güvenilirlik oranının yüzde 20 kayba uğraması, bu kanıyı daha da perçinliyor.

Genelkurmay Başkanı’nın, Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile konuşmalarında olsun, Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında olsun bu rahatsızlıkları çok net şekilde masaya koyduğunu belirten kaynaklar, iktidardan “bekleyelim, yargı konuşsun” yanıtı aldığını söylüyor. Aynı kaynak, iktidarın havasını ise şöyle yansıttı: “Askerin bu yeni döneme alışması gerektiğine inanıyorlar.”

Askerin bu noktaya gelmesinde politikacının hiç mi rolü yok?..

Belki de geçmişin hesaplaşmasına dönüşen son gelişmeler sırasında, sadece askere veryansın ediyoruz. Askerin nasıl politikaya müdahale ettiğini, tepeden baktığını, vatanı onlardan daha fazla seven yokmuş gibi, sivile güvensizlik dolu bir şekilde baktığını, halkın seçtiği milletvekillerini küçümsediğini söylüyoruz. Hele Başbakan hemen her gün, askerin adını ağzına almadan bunları tekrarlıyor.

Bu söylenenlerin önemli bölümü de, ne yazık ki, geçmişteki uygulamalara bakılacak olursa doğru. Doğru olmasına doğru da, askerin bu noktaya gelmesinde acaba politikacının hiç mi rolü yok? Acaba politikacı, ülkenin en önemli alanlarında, örneğin PKK ve Kürt sorunlarında veya dini siyasete karıştırma konusunda, tüm sorumluluğu üstüne alıp hareket etti de, asker mi durdurdu?

Yakın geçmişimizi şöyle bir incelersek görürüz. Asker daima siyasi boşlukları doldurmuştur.

İyi yapmıştır, demiyorum, ancak siyasetçi cesaretle hareket edemedikçe, sorumluluk ve kararlılık göstermedikçe, askere alan açmıştır.

İsmet İnönü’nün askere yaklaşımını hepimiz biliyoruz. Genelkurmay ağzını dahi açamazdı.

Diğer bir örneği Turgut Özal döneminde yaşamadık mı? Genelkurmay Başkanlığı’na istemediği Org. Necdet Öztorun’un adını silivermişti. Genelkurmay, Özal’ı da hiç sevmedi. Onu da dinci buldu ancak sesini hiçbir zaman yükseltmedi veya yükseltemedi. Hatta Körfez Savaşı’na Türk askerini sokmak istemesi üzerine, Genelkurmay Başkanı erken istifasını istemek zorunluluğunu hissetmişti.

2004’teki Annan Planı tartışmalarını hatırlayın. Dönemin Başbakan’ı Gül’e, İsviçre’deki son pazarlıklar sırasında Kara Kuvvetleri Komutanı Kemal Yamak paşanın yolladığı son derece sert, “Anlaşmanın vatana ihanet olacağı” mesajını ve Gül’ün de “Sorumluluğu ben alıyorum. Karışmayın” yanıtıyla direnişin çözüldüğü günü hatırlarım. Söylemek istediğim şudur: Askeri politikaya sokanlar bizleriz. Kararsız ve sorumlulukları komutanla paylaşmak isteyen, işine geldiğinde de askeri kışkırtan politikacılar. Medyanın bir bölümü. Üniversite, dışişleri, yargı ve bütün bu grupların emekliler lobisi. Bizler askeri politikaya çektik, şimdi de çıkmaları için mücadele ediyoruz. Politikacı sorumluluğu aldığı sürece, cesur davrandığı ve dik durduğu sürece, asker kışlasının dışına çıkmaz ve kendi işiyle uğraşır.

Madalyonun bu yanını da görmemizde yarar var.