Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Kriz ertelendi kabak savcılara patladı

Cuma, 26 Şubat 2010 - 05:00

Bu zirvenin tek galibi var, o da Cumhurbaşkanı Gül’dür. Çok zamanlı ve gerekli bir adım attı. Cumhurbaşkanlığı makamının ‘kurumlar arası uyumu sağlamak’ görevini yerine getirdi.

Neler konuştukları henüz bilinmiyor, ancak açıklamalardan benim çıkardığım sonuçlar şunlar:

Uzun süredir ilk defa Başbakan ile Genelkurmay Başkanı içlerini döktüler. Orgeneral Başbuğ, neden rahatsız olduklarını anlattı. Başbakan da yaşananların nedenini belirtti.

* Başbakan durumu değiştirebilmek için yargıya direktif veremeyeceğini, ancak TSK’nın yıpranmaması için elinden geleni yapacağı konusunda güvence verdi.

Görüşmedeki genel hava, bir çatışma değil, aksine ortamın yumuşamasına yardımcı olacak şekildeydi.

TSK’nın istifa başta olmak üzere, kurumun anayasa çizgilerinin dışına çıkmayacağı anlaşıldı.

 * Sonuç olarak, şimdilik kriz veya gerilimin dondurulduğu ve belirli bir süre için ertelendiğini söyleyebiliriz. ‘Anlaşma veya uzlaşıya’ varıldığı sonucuna varamayız. Büyük olasılıkla, kabak Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını sürdüren savcıların başına patladı. Gelinen noktanın onlardan kaynaklandığı sonucuna varılmış olabilir.

Şimdi beklemek gerekiyor. Dün gerçekten ne olduğu önümüzdeki hafta ve aylarda daha iyi anlaşılabilinecek.

Komuta heyetinin istifası, asıl TSK’yı karıştırır

Şu sıralarda hemen herkes, Genelkurmay Başkanı veya 1’inci Başkan ile birlikte tüm Kuvvet Komutanları’nın istifaları durumunda neler olabileceğini konuşuyor. Ülke siyasetinin böyle bir durumu kaldıramayacağını söyleyenlerimiz çoğunlukta.

Gerçekten neler olur? Sadece Genelkurmay Başkanı’nın, emekliliğine 6 ay kala istifa etmesi, TSK’nın gelişmeler karşısındaki tepkisini göstermesi, genç subayları, kışlaları ve emekli asker lobisini tatmin etme açısından son derece önemlidir. Yankıları olur, ancak iç siyaset veya TSK içine yansımaları fazla sürmez. Kamuoyundaki etkisi de uzun sürmez. Zira yerine hemen Kara Kuvvetleri Komutanı atanır. Genelkurmay Başkanı’yla birlikte tüm Kuvvet Komutanları’nın istifaları bambaşka bir manzara yaratır. Böyle bir olasılıkta en büyük karmaşa, siyasetten çok TSK içinde yaşanır.

Unutmamak gerekir ki, Generaller dünyasındaki terfiler son derece ince hesaplara dayanır. Terfi piramidinin tepesinde, birden bire böylesine bir boşluk yaratılması, labirentin alt sıralarında büyük bir depreme sebep olur.

Kıyametler kopar.

Kimi, zamanından önce terfi eder...

Kimi, daha erken emekli olur...

2017’ye kadar sürecek olan kıdem-terfi zinciri kopar. Bu da en çok Generalleri rahatsız eder. Yıllar boyunca çalışıp çabalamış ve belirli bir noktaya gelmiş olan Generallerin, bu şekilde bir gelişme nedeniyle beklentilerinin uçup gitmesinin yaratacağı hayal kırıklığı büyük olur. TSK’nın karışması ise, ister istemez siyaseti de etkiler. Muhalefet ayaklanır, toplumsal gerilim artar, piyasalar allak bullak olur ve Başbakan’ın hiç istemediği erken seçim dahi gündeme girebilir. Özetle, toplu istifalar asıl TSK’nın iç mekanizmaları açısından büyük sorunlar yaratır.

Tanıdığım Ergin Saygun

Ergin Saygun’u yıllar öncesinden tanırım. İlk karşılaşmalarımız 1980’li yıllarda başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin genç, pırıl pırıl bir subaydı. Ben de Emret Komutanım kitabımı hazırlıyordum. Söyleşiye gittiğim zaman, karşımda kendi dünyasına kapalı, katı görüşlü bir asker değil, çok farklı, son derece açık, son derece hoşgörülü bir insan bulmuştum. O gün bugündür, dostluğumuz bozulmadı.

Bir askerin, hele yükselen bir askerin bir gazeteciyle dost olması zordur.Genelde çekinilir, ancak Ergin Saygun, kendinden son derece emin bir askerdi. Kimseden korkusu olmazdı. Görüşlerini açıkça savunurdu. Zamanında, başkaları için çok zor olacak analizleri büyük bir kolaylıkla sizinle paylaşırdı.

Bence en önemlisi, demokrasi ve insan hakları gibi konulardaki duyarlılığıydı.

İstanbul’da görev yaparken olsun, Brüksel’deki yıllarında olsun, saatlerce ufuk turu yapar ve hemen her konuyu tartışırdım. Bir gün dahi, normal görevlerinin çizdiği sınırların ötesine geçtiğini görmedim.

Bir gün dahi, askerin gerektiğinde müdahele edebileceğini savunmamıştır. Tam aksine, askerin kendi işi olduğunu, siyasete karışmaması gerektiğini söylemiş ve bu tutumunu da uzun yıllar boyunca değiştirmemiştir. Neden bunları yazıyorum biliyor musunuz? Ergin Saygun’un neyle suçlandığını ve hakkındaki delilleri bilmiyorum. İşin o yanını yargı halleder, ancak benim tanıdığım, bildiğim ve güvendiğim bir insanın bir darbe komplosu içine alınmasını anlayamadığımdan dolayı yazıyorum. Bir dost hakkında bildiklerimi açıklamak için yazıyorum.