“Mahcubiyet”

Salı, 19 Ağustos 2014 - 05:00

Vazgeçtik istifa’dan. Ama seçim kaybeden, hiç değilse bari birkaç gün mahcubiyetinden sokağa çıkmaz, eve kapanır, değil mi? Ne gezer? Seçim kaybedenlere bakıyoruz, ne kadar metanet sahibi insanlar, maşallah, daha oy sayımı devam ederken ekrana çıkıp, milletin gözünün içine baka baka halamın bıyıklarından bahsediyorlar.

*

[[HAFTAYA]]

Beğenmediğiniz Baykal, 1999’da barajın altında kalınca, genel başkanlığı bırakmıştı. Sonra geri getirdiler, o başka... Çünkü bizde bırakıp gitmek diye bir gelenek yok. Ama hiç değilse mahcubiyet duygusu diye bir şey var. Nitekim o çirkin kaset tezgahında, Savcı Sayan’ın gözyaşlarına rağmen, Baykal, bir kere daha bırakıp gitmiştir. Sonrasını biliyorsunuz, mahcubiyet duygusu’ndan uzak bir hile’yle ve küçük kurnazlıklarla partiyi alıp kaçtılar. Şimdiki baskın kurultay da zaten onun devamıdır.

*

Öbür cenah, daha da âlem. Genel Başkan’a bir gazeteci soruyor: - Efendim, 1997’den beri lidersiniz. Hiç seçim kazanamadınız. İstifa etmeyi düşünüyor musunuz? Cevaba bakın: - Çok mu arzuluyorsun? Bir de tokat atsaydı bâri. Zavallı gazeteci sustu, ezildi, büzüldü, kenara çekildi. Ne olsa, terbiyeli bir meslektaşımız. Ben olsaydım derdim ki: - Evet, çok arzuluyorum. Nasıl olsa gazetecilik bitmiş, herkes militan partici olmuş. Eh, kimsede mahcubiyet duygusu da kalmadığına göre, battı balık, buyrun