Market reyonlarındaki kanserle mücadele ürünleri

Pazar, 13 Haziran 2010 - 05:00

Bu hafta size süpermarketinizde gizlenen bazı kanser savaşçılarını hatırlatmak istiyorum. Sebze-meyve bölümündeki hemen her şey kanserle savaşmanıza yardımcı olabilir ancak dondurucu, tahıl, içecek ve ev eşyası reyonlarından bir alışveriş listesi oluştururken bazı noktalara dikkat etmeniz çok yerinde olur...

Öncelikle sebze-meyve reyonundan seçenekler:

Kavun mükemmel bir karotenoid kaynağı. Yapılan araştırmalar antioksidan görevi taşıyan bitkisel kimyasalların akciğer kanseri riskini azalttığını göstermiştir. Lahana gibi, krusifer grubuna ait sebzeler ise ‘diindolilmetan’ açısından zengindir ve prostat kanserine karşı sizi koruyabilir.

Derin dondurucu reyonu:

Yeşil soya fasulyesi: Kanser savaşçısı bu fasulyeler östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojen kaynaklı kanserlerin önlenmesinde yardımcı olabilecek fitoestrojen içerir. Ayrıca erkekler için de yararlıdır çünkü soya ürünlerinde bulunan izoflavonlar prostat kanseriyle mücadelede yardımcı olabilirler.

Tahıl reyonundan:

Tam tahıllı yulaf: Yulaf, tahıllar arasında en yüksek çözülebilir lif oranına sahiptir. Lifler antioksidanlar açısından zengindir, kolon kanseriyle mücadelede yardımcı olur ve tam tahıllılarda bulunan fenolik bileşikler bazı gastrointestinal (mide-bağırsak) kanserlerine yakalanma riskini azaltır. Bu reyondan seçtiklerim arasında folik asit, lif ve keten tohumu açısından zengin tahıllar var.

İçecek reyonundan seçenekler:

Portakal suyu: Kahvaltıların favorisi bu içecek gastrointestinal ve pankreas kanseri riskini azalttığı söylenen güçlü bir folik asit kaynağıdır.

Yeşil çay: Benim favori içeceklerimden biri olan yeşil çay, kahveden daha az kafein içerir; prostat ve olası mesane kanserini önlemede yardımcı olabilir.

Nar suyu: Bu meyve suyu olağanüstü derecede antioksidan zenginidir ve kolon, prostat kanserine karşı korumaya yardımcı olur. Soya sütü: Aynı zamanda soya fasulyesinden yapılan soya sütü kanserle savaşmada taze soya fasulyesi ile aynı görevi görür.

Ev eşyası reyonu:

Güneş kremi: Güneşe çıktığınız her sefer ultraviyole ışınlarına maruz kalmanızı engellemesi için güneş koruma faktörlü kremler kullanmayı ihmal etmeyin.

Paspas veya nemli bez: Tozlardan, evinizin her yerine dağıtmadan kurtulmak önemlidir. Son araştırmalar tozun şunları içerebileceğini ortaya koydu:

PBDE (Polibrominatlı Difenil Eter): Hasarlı mobilyaların içinden (içine dolgulama yapılmış), plastik ve televizyonlardan gelen ve kanserojen olduğu bilinen bir grup kimyasal.

DDT (Dikloro Difenol Trikloroethan): Son araştırmalar, bu böcek ilacının 1972’de Amerika’da yasaklanmış olmasına rağmen, hala evlerdeki tozlarda DDT bulunduğunu kanıtladı. Bu kanserojen kimyasal, halı ve mobilyalarda evinizde ilk defa kullanıldıktan sonra yıllarca kalabiliyor.

Arsenik: Bu havada taşınan kanserojen kimyasal, fosil yakıt çıkarma, eritme, yakma ve diğer endüstriyel işlemler sayesinde oluşur. Düzenli toz alarak, arseniğin yüzde 80’i yok edilebilir.

Yüksek tansiyondan kaçınmak beyniniz için neden önemlidir?

Beyninizin beslenmesini kanınız sağlar. Beslenemezse, beyin olmaz. Bu yüzden en büyük hedeflerinizden biri damarlarınızı temiz ve açık tutmak olmalıdır. Yüksek tansiyonu normale düşürmek kavrama fonksiyonlarını geliştirir ve Alzheimer’ın ilerlemesini yavaşlatır. Eğer küçük tansiyonunuz (diyastolik) 90 mm/Hg’nin üzerinde ise (en az), 90’ın altında olanlara göre 20 yılda yaklaşık 5 kat daha fazla bunama (demans) riski altındasınız.

Hipertansiyonunuz, kolesterol plakları yüzünden damarlarınızın daralması neticesinde yeterli miktarda kan ve besleyicilerin belli bölgelere ulaşmasına engel olmasından dolayı olabilir. Beyinde iki ana damar arasındaki bölgeye yeterli kan ulaşmaması durumunda felç riski artar. Hepimiz damarlarımıza akıl almaz çeşitlilikte (ve miktarda) şeyler yükleyip, dolaşım sistemimizin hepsini taşımasını bekliyoruz. Damarlarımız her zaman mideye indirdiğimiz şeyleri beğenmez ve biz de tıkanıklık, hazımsızlık ve pek çok sindirim problemiyle karşılaşırız.

Bu tüketim ve eleme düzeninin en önemli unsuru bağırsaklarınızdır. Çoğu insan bağırsaklarının canlı olduğunu ve kalbi gibi bir organ olduğunu fark etmez. Onlar hareketsiz borular değil, etkin bir şekilde emen, salgılayan, işaretler yollayan ve metabolize eden organlardır. Canımızın ne çektiğine bağlı olarak sebze meyve, et veya bir oturuşta çok sayıda simit yemeyi seçme özgürlüğüne sahibiz. Bunun nedeni bağırsaklarımızın vücudumuza ne alacağımıza karar vermemize izin vermesidir.

Ancak bu özgürlükle beraber sorumluluk da geliyor. Özellikle gençler vücutlarının ne yerlerse yesinler hücrelere iletip hücrelerin de enerjiye çevireceği makineler olduğunu düşünüyor. Bu tamamen doğru değil, özellikle yaşlandıkça veya yeterince egzersiz yapmadığımızda. Bu da vücudumuzun çeşitli türdeki yiyeceklere değişik şekillerde yanıt vermesinden dolayıdır. Eğer bağırsaklarınızı önünüze serecek olsaydınız (hiç tavsiye etmiyorum) yaklaşık 8 metrelik bir uzunlukta olduğunu görürdünüz. Burası asıl sindirimin gerçekleştiği yerdir. İnce bağırsak mideden sonra gelir ve yiyeceklerdeki besinin çoğunun emildiği yerdir, kalın bağırsak (kolon) ise ince bağırsaktan daha kısa ve geniştir, dışkıları oluşturmak için su emer.

Dışarıdan hepimizin farklı görünüşleri olduğu gibi, bağırsaklarımız da dış dünyaya farklı tepkiler verir. Örneğin bir besin, arkadaşlarınıza ağaçları yerinden kaldırmak için yeterli enerjiyi verirken sizi davul gibi şişirebilir. Her ikisinde de size ipuçları veren ince bağırsağınızdır. Hassas yüzeyi, sindiremeyeceğiniz yiyeceklerin farkına varan özgün bağışıklık hücreleriyle donanmıştır. Ona karşı gelindiğinde bu zor beğenen organ sizi uyarmak için gaz ve spazm olarak SOS sinyalleri yollar. Ve sizi sıkıştırarak isyan eder.

Beyin yaşla birlikte nasıl değişir?

Nasıl ki 1920’lerde yapılan bir evle, son yıllarda yapılmış bir evin farklı elektrik tesisatları varsa, beyniniz de yaşlandıkça farklı güç kapasitelerine sahip olur. Eski bir evin orijinal elektrik sistemiyle yalnızca buzdolabı, kahve makinesi ve biraz da televizyon ancak çalışabilir. Şayet bu eski evi demin saydıklarımıza ek olarak bilgisayarlar, ses sistemleri ve küçük çocuğunuzun video oyunları kurulumlarıyla karşı karşıya getirirseniz fazla elektrikle yüklenip sigortaları attırır, sonuçta yangın çıkar ve bütün eviniz yanar. Oysa günümüz yaşam koşullarına göre düzenlenmiş yeni bir ev bütün modern toplumun ihtiyaçlarına dayanmak üzere donanmıştır. Beyniniz de aynı şekilde çalışır. Aslında, birçok beyin normal şartlarda iyi şekilde yaşlanmaz. Daha genç beyinler ara sıra beklenmedik bir arıza çıkarabilir ama aşırı yüklerle başa çıkabilecek şekilde donanmıştır. Ancak daha yaşlı beyinlerin kısa devre oluşması ve güç kaybı gibi nörolojik sorunlardan kaçınmak için yenilenmeye ihtiyacı vardır. Beyin fonksiyonlarındaki düşüş kaçınılmazdır ve siz istemeden olur; fakat basit değişikliklerle beyninizin güçlü kalmasını sağlayabilirsiniz. Fiziksel aktiviteler damarlarınızın fonksiyonunu güçlendirir ve bu da beyin fonksiyonlarınızı geliştirir.

Sağlıklı yemek tarifleri: Elmalı turta

Malzemeler: - 2 küçük elma - 1 çorba kaşığı elma yağı - 1 çorba kaşığı tatlandırılmamış elma suyu veya elma şarabı, tercihen organik - 1/2 çay kaşığı tarçın - 6 ceviz yarısı, kızartılmış, ufalanmış - 1/2 fincan yağsız ya da az yağlı vanilyalı soğuk yoğurt

Yapılışı: Elmaları dörde bölün; çekirdeklerini, koçanını ve sapını atın. Sonra ince ince dilimleyin. Yapışmayan büyük bir tavayı orta ateşte ısıtın. Elmaları koyun; kararmaya başlayana kadar yaklaşık 4 dakika pişirin ve arada bir karıştırın. Elma yağı, elma suyu ve tarçını ekleyip karıştırın; 5 ila 8 dakika karıştırmaya devam edin. Tabaklarda servis yaparken üzerine ceviz ekin ve soğuk yoğurt ekleyin.

Babalar, hamileliğin bir parçası olun!

Artık bekleme salonunda sigara içip volta atan endişeli baba figürlü günler geride kaldı. Erkekler artık hamileliğin tamamlayıcı bölümünü oluşturuyorlar. İşte babalar için bağlantıyı güçlendirebilecek bazı yollar: İş yerinden babalık izninizi ayarlayın ve kullanın. Doğum öncesi doktor ziyaretlerine ve eşiniz gidiyorsa doğum derslerine katılın. Birlikte egzersiz yapın ve sağlıklı beslenin. Evi hazırlayıp çocuk için güvenli hale getirin. Alışveriş ve temizlikte yardım için bir destek ağı kurun ve önceden pişirilmiş yiyecekler ayarlayın. Hastaneye giden en iyi yolu bulmak için önceden deneme yapın ve araç koltuğunun, bebek arabasının, bebek bezinin nasıl kullanıldığını öğrenin. Ve bebek doğduktan sonra... Bebek herkesle uyuyabilir ve kontrolü ele geçirebilir. Bebekli ilk günlerde sorunların çözümünün parçası olun.

Hafıza kaybı 16 yaşında başlar!

Evet doğru okudunuz! Zihinsel gerilememiz aslında bizim fark ettiğimizden çok daha önce başlar. Hafıza kaybı 16 yaşında devreye girer ve çoğunlukla 40’lı yaşlarda etkisi artar. Bunu görebilmenin iyi bir yolu da video oyunu oynayanlar üzerinden yapılan araştırmalardır. İnsanlar, el-göz koordinasyonlarını ve video oyunlarında iyi performans gösterme kabiliyetlerini 25 yaşından sonra kaybetmeye başlarlar. Bu araştırmanın etkileyici yanı sadece çocuğunuzu video oyunlarında çok nadir yenebileceğiniz gerçeği değildir. Beyninizin son derece hızlı giderken keskin bir virajla karşılaştığında ne yapacağını bilse bile iletilmesi gereken mesajları ellerine yeteri kadar hızlı iletemez olmasıdır. Beyninizle vücudunuz arasında doğal bir bağlantı yavaşlaması oluşur.

3