MCC'nin kantini

Pazar, 28 Mart 2010 - 05:00

BİR UĞRAYIN
Profesyonel turizm rehberi Gazi Ünsal ile Kuzguncuk’taki Asude Lokantası’nda başlayan ve yıllardır süren dostluğumuz sırasında, soyadı adaşımın bir gün yemek işine de soyunacağını doğrusu tahmin edemezdim. Ama soyunmuş işte, hem de çok şirin bir yer yaratarak.
Birkaç yıl önce Beyoğlu’nda Galatasaray kulüp binasının arkasına düşen sokakta satın aldığı güngörmüş bir binanın giriş ve üstündeki katını iyi bir mimara teslim edip baştan aşağı yenilettikten sonra Bibliotheca adını verdiği bir mekan açmıştı.
Seminerler, İngilizce ve Türkçe dil kursları düzenlenen bu yer, giderek yabancı dil kurslarını izleyen Türkler ile Türkçe öğrenen yabancıları bir araya getiren bir MCC’ye (Multi Cultural CenterÇok Kültürlü Merkez) dönüşmekte gecikmedi. Ve bu sonunda, bu sevimli kantini açma fikri doğuverdi.
Ceyda Işık’ın yönettiği MCC Kantin giriş katında, yüksek tavanlı ufak bir salon. Yanında mutfağı var. Yemekler Hülya Bozkurt ve İffet Özsan tarafından pişiriliyor. Hem Türkçe pratiklerini ilerletmek hem de Türk mutfağını öğrenmek isteyen Amerikalı, Fransız üniversite öğrencisi gençler burada yarım zamanlı çalışıyorlar.
Bir duvarda sulu boya resimler, karşıda sıvası kazınarak tüm güzelliği ortaya çıkarılmış tuğla ve taş duvarı çevreleyen sedirli masalarla yandaki küçük masaların ahşap zeminle uyum içinde bulunduğu bu hoş ortamda, banttan klasik Batı ve Türk müziği insana huzur veriyor.
Yemekler basit ama çok lezzetli: Yumurta limon terbiyeli ıspanak çorbası, güzel gidiyor. Yoğurt ve domates sosu eşliğinde gelen mücver de hiç fena değil. Dileyen makarna söyler, ben kurutulmuş patlıcandan yapılmış etli dolmadan istedim. Ama, damağımı çok sarmadı. Buna karşın, etsiz sebze türlüsü tek kelimeyle muhteşem!
Tatlı olarak, limonlu jöle ile pişirilmiş rende havuç dilimini çok beğendim. Bol bademli irmik helvasından da bir çatal alayım, utandırmıyor. MCC’nin konukları genelde öğrenciler. Ama Gazi Bey’in rehber arkadaşları da burayı kısa zamanda benimsemişler. Akşamları neşeli sohbet ve kahkahalardan geçilmiyor yani.
Hele sempatik garson kızlarımızdan biri, işine bir süre ara verip minik bir keman konseri verdiğinde ‘sosyal kulüp’ ortamı daha da güzelleşiyor. Fiyatlarsa gerçekten kantin fiyatı: Çorba 2.5, salatalar, atıştırmalıklar ve tatlılar 3, makarnalar 5, dolmalar 7, tavuk 8 TL! (Anadolu Sokak No: 23/1 Beyoğlu-İstanbul Tel: 0212 249 82 98)

BİR TADIN
Boltaç’ın sızma Sarı Ulak’ı

Aslen Giritli, beş kuşak zeytinyağı üreticisi bir aileden gelen Sadık Boltaç’la bundan yıllar önce, ‘Ölmez Ağacın Peşinde-Türkiye’de Zeytin ve Zeytinyağı’ kitabımı hazırlarken Mersin Tarsus’ta tanışmıştım.
Bölgede nedense sofralık zeytin furyası yüzünden Gemlik tipi aslında sıcak iklimle pek bağdaşmayan zeytin ağaçlarının dikimine ağırlık verilmesini tuhaf bulduğumu ve özellikle yerli cinslerin ihmal edilmemesi gerektiğini söyleyip duruyordum. Çünkü, yerli cinsler kültür haritamızın vazgeçilmez lezzet kıvrımlarıdır.
Geçenlerde, adresime bir şişe zeytinyağı geldi. Baktım, üzerinde Tarsus-Boltaç yazıyor. Sadık Bey’le yıllardır görüşmemiştik; hayırdır inşallah dedim. Bir de ne göreyim Sarı Ulak zeytini ibaresi var şişenin üzerinde. Hah işte, yerli cinsim!
Gelgelelim, 0.8 asitli bu sızma zeytinyağının kıvamı, lezzeti nasıl? Önce renginden başlayayım, koyu sarı. Kokusu ise çok hafif meyvemsi; kıvamı güzel, damakta kalıyor.
Gırtlaktan geçince de hafif biberimsi bir iz bırakıyor. Kısacası, başarılı ve lezzetli bir sızma. Belki Türkiye’nin en iyisi değil ama her şeyden önce yüzyılların Sarı Ulak çeşidine sahip çıktığı için bence övgüye değer. Teşekkürler, Sadık Bey, Çukurova’nın yöresel değerlerini korumaya devam. (Kaleburcu Köy Yolu Üzeri No: 110 Tarsus-Mersin Tel: 0324 625 51 98)

‘Giritli Türklerin Mutfağından Ot ve Sebze Yemekleri’

Şu sıralar ortalık yemek kitaplarından geçilmiyor. Sevinilecek bir şey elbet; ata mirasımız gibi yeni yaratıcı uygulamaların yazı ve resimle desteklenmesi. Ama itiraf edilmesi gerekir ki, yeni çıkan yemek kitaplarının çoğu çalakalem yazılmış intibaını veriyor insana. Bunların yanı sıra, yılların mutfak sevgisi, birikimi ve deneyimi ile kotarılmış çalışmalar da var elbette.
Girit kökenli İzmirli Şerife ve eşi Mustafa Tunçgenç’in ‘Giritli Türklerin Mutfağından Ot ve Sebze Yemekleri” kitabı da işte bunlardan biri. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın bastığı bu kitap gerçek bir hazine. Zeytinyağı tutkusunu rahmetli anneannem Giritli Fatma Özkan hanımın yemeklerinden almış bir kişiyim ne de olsa...
Girit mutfağının özellikleri hakkında temel bilgilerin sunulduğu başlangıç bölümünden sonra, bu güzel kitap bizi otlar ve sebzeler dünyasına davet ediyor. Her birinin Latince, Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Arapça Yunanca ve Giritçe karşılıkları ve yanında resimleriyle birlikte.
Ardından salatalar, etsiz sebze ve ot yemekleri ve nihayet etli sebze ve ot yemekleri resimli tarifleri ile huzurunuza çıkıyor. Kısacası, ciddi ve özenli olduğu kadar renkli, lezzetli ve sevecen bir çalışma.
Sıra etli Girit yemeklerinde diyerek, bu mükemmel yemek kitabını bizlere sunan Tunçgenç Ailesi’ni gönülden kutluyorum. (TİB Kültür Yayınları, 17TL. Dördüncü baskı, Kasım 2009)