Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Milletvekilliği mahkemeden geçiyor

Cumartesi, 25 Haziran 2011 - 05:00

Savcı tahliyenin reddini istiyor, mahkeme tutukluluğun devamına karar veriyor. Savcı tahliye istiyor, mahkeme tutukluluğun devamına karar veriyor. Yani bütün yollar aynı yere çıkıyor; Tutuklusun sen, tutuklu kal! Gerekçe müthiş: Deliller toplanamamış, suç işleme ihtimali devam ediyormuş. “Üç senedir toplayamadığınız delillerle mi insanları tutukladınız?” diye soramıyoruz. ‘Suç işleme ihtimali’ nasıl bir şey? Bütün tutuklular için nasıl bir geçerli durum? Kusura bakmayın, bu “suyumu bulandırma” masalıdır ve kuzu her koşulda kurda karşı suçludur.

[[HAFTAYA]]

Hukuk değil, siyaset hakimdir kararlara. Siyaset, karşısında muhalefet istemiyorsa, hukukun işlemesini, ileriye giden bir anayasa değişikliğini beklemek de boştur. Zaten isteseler bu durumda olunmazdı. Başbakan kendini onların yerine koysaydı, bu vekillerin çoktan TBMM’ye gitmiş olması gerekirdi. Kendisi de benzer bir biçimde milletvekilliğine uzaktan bakmamış mıydı? O dönem CHP işbirliği yapmış, “Bu hukukdışılıktır” diyerek yasaların değişip, seçimin tekrarlanıp, Erdoğan’ın yeniden seçilip TBMM’ye girmesine önayak olmuştu.

Ama AKP aynı inceliği göstermiyor. Bu durumda ne olacak? BDP’lilerin de bulunduğu blok, meclise gitmeme kararı aldı. Bir iddiaya göre CHP de benzer bir protesto yapmaya hazırlanıyor. Eğer bu yapılıp da parlamentoya gidilmese ‘iktidarın istediği bir göz, Allah verdi iki göz’ olmaz mı? Zaten onlar muhalefet istemiyordu, böylece içersi dikensiz gül bahçesi. Açıkçası ne yapılacağını bilemiyoruz, artık yorum yapmaya bile zorlanıyoruz. Bu yazıyı yazarken Balyoz Davası sanığı Engin Alan’ın tahliye edilip edilmeyeceği merakla bekleniyordu.

Engin Alan milletvekili seçildiği için belki tahliye olur ama geride kalan 200’e yakın Balyoz Davası sanığı muvazzaf ve emekli üst düzey subay, bu duruşmada tahliye edilmezse tüm adli tatili elleri kolları bağlı, tutuklu olarak geçirecek. Çünkü mahkeme bugün, adli tatil öncesi son duruşmasını yapacak.

Apartmanı bile yönetemedik

Önceki gece bir kez daha karar verdim ki bu ülkeyi yönetmek çok zor. Bilen biliyor; İstanbul’un en eski mahallelerinden birinde, yüz yıllık bir apartmanda oturuyorum. Tabii ki tamiri, tadilatı hiç bitmiyor. Kavga gürültü de! Tam altı saat sürdü önceki gece bizim apartman toplantısı! Sanırsınız, Anayasa’yı değiştiriyoruz. Alt tarafı kanalizasyon ve asansörle ilgili bir toplantı. Zaten işe başlanmış. Apartmandan iki kişi kendini feda etmiş, maddi-manevi işe sarılmış, çalışıyor. Bir kısmı “Siz yapın, arkanızdayım” diyor, ortada görünmüyor. Bir kısmı geliyor ve her şeye muhalefet ediyor! Yapıcı hiçbir katkı yok. Elini cebine atan az. Çoğunluk, daireyi kiraya verip rant elde etme peşinde.

İttifaklar sürekli değişiyor. Baştan ‘evet’ diyen, sonra ‘hayır’a dönebiliyor. Uzlaşma yerine kutuplaşmalar, karşılıklı ithamlar ve ironik laf sokuşturmalar birbirini takip ediyor. Saflar iyice netleşiyor, iş çıkmaza giriyor, başlandığından daha kötü noktadayız! Her türlü mantıksız öneri havada uçuşuyor: Herkes sadece kendi bakış açısında diretiyor. Yasalar da uygun ve uygulanabilir değil. Altı saatlik toplantıda sıkmaktan çenem ağrıyor, beynim karıncalanıyor ve inanın, ilk kez memleketi terk etmeyi düşünüyorum! Bütün suçum bu şehri, bu semti, yaşadığım evi sevmek, günümüz koşullarına daha uygun bir yaşam biçimi sağlamaya çalışmak. Eğitimli, aydın, 11 daire sahibi anlaşıp da bir evin sorunlarını çözemiyorsak, yok kardeşim, biz bu memleketin sorunlarını nasıl çözeriz! Havlu atıyorum.