Neye EVET? Neye HAYIR?

a
a
Perşembe, 09 Eylül 2010 - 05:00

EVET demesi için mezardaki mevtadan, sahnedeki “yutu”ya medet uman, HAYIR deme ihtimali olanları “darbecilik”ten “vatana ihanet”e kadar varan en ağır ithamlarla yargılayan, rüşvet olarak yaz ayında kömürden battaniyeye ne bulursa dağıtan, propaganda için oy pusulalarında EVET’e BEYAZ, HAYIR’a KAHVERENGİ’ni layık görerek cinlik taslayan ve bütün bunları demokrasi ve demokratlık adı altında yaparken “Ben görevden alıyorum, onlar geri gönderiyor, istediğimi atayamıyorum; ben yasa yapıyorum, onlar bozuyor, istediğim yasayı yapamıyorum; İMF’den yeni kurtulmuşken mali denetim istemem, bakan bunu önerebilir ama sonunda başbakanın dediği olur” diyen ve bir başbakanın ülkeyi nasıl yönetmesi gerektiğini en veciz biçimde 23 Nisan’da koltuğuna oturttuğu kız çocuğuna: “Artık o koltuğa oturdun, istediğini asar, istediğini kesersin” diye özetleyen Başbakan Tayyip Erdoğan’a YENİ ANAYASA YAPMAK İÇİN İSTEDİĞİ VİZE’yi verecek misiniz?

“Seçimden sonra YENİ ANAYASA”

12 Eylül’de oylamamız istenen, bir “Anayasa değişikliği” değildir. 12 Eylül’de oylamamız istenen “darbe anayasasının değiştirilmesi” de değildir. 12 Eylül’de bizden istenen mevcut anayasadaki YARGI DENETİMİni ortadan kaldırmak ve ondan sonra yapılacak “liberal ve demokrat” yeni anayasaya yol açmaktır! Yani totaliter ve baskıcı bir BAŞKANLIK sistemi. Mevcut Anayasa, 1981’de yüzde 90 civarında, yani neredeyse bütün seçmenlerin katılımı ve kabülüyle oylanmış bir anayasadır. Bu anayasa bir darbe sonrası yapılmış ise de o dönemden bu döneme yaklaşık 70 maddesi değiştirilmiştir. Yani bu anayasada yapılacak çocuk, kadın, gazi, pasaport, sendika ıvır kıvır zıvır yeniliklerin, hadi iyileştirmelerin, darbe anayasasını ortadan kaldırmak gibi bir nedeni, niçini yoktur, bunlar sadece boş laftır! Başbakan, bakanlarından bile sıkıldı, padişah olmak istiyor! Beni korkutan sadece başbakanın kendisi değil. Yapacakları yeni anayasa, başımıza kim gelirse gelsin, kim uygularsa uygulasın, kâbus olur. Yani CHP de gelse, Kılıçdaroğlu da gelse yapmak istedikleri anayasa baskıcı olur. Araştırmalar gösteriyor ki, eline fırsat verilen, görev verilen ve ‘yap’ denilen herkes baskı da yapar, zulüm de, yolsuzluk da. Bunlara ‘dur’ diyecek, bunları denetleyecek güvence sistemleri lazımdır. Bu da HUKUK’tur, YARGI’dır. 12 Eylül 2010’da yapılmak istenen değişikliklerin tek nedeni vardır, yargı denetimini en aza indirmek! Tehlike burada.

AKP-CHP’yle ilgisi yok

Referanduma gidiş sürecinde ne yazık ki bir yanlış yapıldı. Aslında devenin her tarafı eğri ya, neyse. Bu mesele sanki AKP-CHP arasında bir kavga imiş gibi. Alakası yok! Bu, iki partinin yarıştığı bir seçim değil. Bu iktidardaki AKP’nin ileride iktidarını daha da güçlendirmek için yapmak istediği yeni anayasaya geçiş zemini sağlama mücadelesi. CHP de buna karşı olan güçlerin içinde en örgütlü siyasi kurum olarak karşı çıktığından şimdi bazıları “Niye CHP’nin tarafında olayım” diye yanlış değerlendiriyor. Hangi tarafta olursan ol, hatta istersen AKP’li ol, bugüne kadar yaptıklarını beğenmiş ol. Mesele bundan sonraki gidişe DUR demektir. Önemli olan geleceğimizi kurtarmak, hasbelkader demokrasimizi kurtarmak! Başbakanın tavrını anlatmak için son bir örnek vereceğim: Seçim çalışması yapan CHP’li kadınlar darp edilmiş. Başbakan, elinde bir kağıt sallıyor, “Bakın bunu yapan kişi DSP’li imiş, bize ne?” diyor. Sen bu ülkenin başbakanısın, kim darp edilirse senden sorulur! Onu da mı yargı engelliyor? O kadınlar AKP’li olsaydı ortalık inlemiş miydi, inlememiş miydi? Geldiğimiz nokta burasıdır. Pazar günü “sahipsiz” kaç kişi olduğumuzu göreceğiz...