Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

O kadar ilgisi yok ki onu cezaevinde unuttular!

Pazar, 24 Ağustos 2014 - 05:00

Sahil Güvenlik’te sivil memur olarak çalışan bilgisayar programcısı Senay Günaydın önce casus olmakla suçlandı. Sonra örgüt üyeliğinden 4.5 yıl hapse mahkum oldu. Görev yaptığı Antalya’da tutuklanıp cezaevine kondu. Örgütün hepsi erkek ve asker olan diğer üyeleri onun varlığından ve içeride olduğundan 7 ay sonra yeni haberdar oldu!

[[HAFTAYA]]

Senay Günaydın her zamanki gibi bilgisayar programcısı olarak çalıştığı Antalya Sahil Güvenlik’teki işine geldi o gün. Bilgiyasayarının başına oturup çalışmaya başladı. Ta ki kapıya polisler dayanana kadar! Komutan, “Ben personelimi teslim etmem” demiş, ne polisleri içeri almış, ne de personeli bırakmış gerçi ama nereye kadar? Mesai saati bitimine! Akşam olunca dışarı çıktı Senay ve tutuklandı. Bir gece nezarette geçirmiş, ertesi gün “mahkemeye çıkarılacaksın” denilmiş ama doğrudan cezaevine konulmuş. Annesi temiz kıyafet bile verememiş yanına, almamışlar. Hatice Senay Günaydın, İstanbul Askeri Casusluk Davası’nın mahkum olmuş ve halen cezaevinde olduğunun yeni farkına varılan sanığı! Suçu örgüt üyesi olmak. Yalnız bu öyle bir üyelik ki ne kimsenin ondan haberi var, ne de onun diğerlerinden! Örgüt üyelerinin hiç biriyle telefonda bile konuşmamış, zaten onları tanımıyor da. Neyle suçlandığını da anlamamış!

Oğlunun psikolojisi bozuldu

Senay Günaydın, bilgisayar programcılığı dışında ODTÜ Fizik bölümü mezunu. Sahil Güvenlik’de çalışmaya İstanbul’da başlamış, Ankara’ya oradan da Antalya’ya tayin olmuş. 8 yaşında bir oğlu olan Senay, ayrıldığı eşini mahkumiyet kararı çıktıktan sonra kalp krizinden kaybetmiş. Çok düşkün olduğu babasının ölümüne alışamadan annesinin tutuklanmasıya oğlu için hayat daha da zorlaşmış. Çocuğun psikolojisi altüst olmuş. Doğahan babasının ölümünü kabullenemezken bir de annesinin onu niye terkedip eve gelmediğini, başka bir yerde kaldığını anlayamıyor, bundan ötürü onu suçluyor, çünkü annesinin istemediği takdirde orada kalmayacağını düşünüyormuş!

Bu neyin cezası

Oğlunun anlamadığı cezayı aslında annesi de anlamamış ve duruşmaları yeterince ciddiye almamış. İstanbul Askeri Casusluk davası Senay Ankara’ya tayin olduktan sonra açılmış, sorgulanmak için İstanbul’a götürülmüş, tutuksuz yargılanma kararı verilmiş ve o da davayı pek takip etmemiş. Zaten neyle suçlandığını, nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu kavrayamamış. Tek söylediği İstanbul’da çalıştığı zaman kurumun bilgisayar sisteminin güvenliğinin çok zayıf olduğu ve bunun sorun çıkarabileceği imiş ki bu konuda bir rapor hazırlayıp üstlerine sunmuş. Ciddiye alınmamış ama evrakı kayda geçirtmiş. Başına bu işlerin gelmesi konusunda tek şüphelendiği, bu raporun bazılarını rahatsız etmiş olabileceği. “Ne yaptığımı sandıklarını bilmiyorum, ama ne yapmadığımı biliyorum” diyormuş.

Ne delil var, ne tanık

Kızkardeşi Seval Günaydın’la konuşuyorum uzun uzun. Evinden alınan CD’ler ve video kayıtları varmış ama “Allahtan içine bir şey atmamışlar. Hepsi temiz çıktı ve geri verdiler; teslim aldık” diyor. Ancak o arada dava yürümüş, Senay’a casusluk suçu bulamayınca “örgüt üyeliği”ni yıkmışlar, 4.5 yıl hapis cezası kararı çıkmış. Binlerce sayfalık klasör, büyük bir hızla Balyoz kararını da veren Yargıtay’ 9. Daire’de onanmış ve avukatı durumdan haberdar etmiş Senay’ı. İnfaz erteletme isteyelim demiş ama nasıl? O hâlâ böyle birdenbire içeri atılacağını düşünmüyormuş. Olan bitene o kadar yabancı ki Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğunda bir an önce karar çıkıp, bu yanlışlığın düzeltileceğini düşünüyormuş. Diğer örgüt üyelerinin durumun ciddiyetini farkedip kaçak hayata geçtiğini, sadece diğer davalardan içerde olan 5 subayın çeşitli cezaevlerinde bulunduğunu kendi de aniden tutuklandıktan epey sonra farketmiş!


Senay yeni farkedildi

Balyoz ve İzmir Casusluk Davaları’nın mağdurları Anayasa Mahkemesi kararlarıyla özgürlüklerine kavuştuklarında gündeme gelen İstanbul Askeri Casusluk Davası’nın içeride hep 5 tutuklusu olduğu söylendi. Ta ki geçen hafta Senay’ın varlığından haberdar olunana kadar. Aradan 7 ay geçip hâlâ cezaevinde olup, üstelik de diğer “örgüt üyeleri”nin dışarıda kaçak olduğunu ve kendisinden kimsenin haberinin olmadığını öğrenince Senay da şaşırmış! Şu anda İstanbul Askeri casusluk davasından içeride 6 kişi, dışarıda kaçak 43 kişi var ve hepsi nefesini tutmuş Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekliyor, bu tuhaf davanın sonu için. Tuhaf çünkü var olan delillerin sahte dijital deliller olduğu 9 üniversiteden 22 hocanın raporuyla kanıtlanmış. Ortada suç yok, delil yok, örgüt yok, örgüt üyelerinin birbiriyle irtibatı yok, ama verilmiş cezalar var!

Ne tuhaf tesadüf

Artık dayanamayıp istemediğim soruyu soruyorum Senay’ın kız kardeşine. “Bir sivil kadın memurun böyle bir örgüte dahil edilme çabası bana Balyoz’daki sivil memur Güllü Salkaya’yı hatırlatıyor. Tek gerekçe olarak onun Alevi olmasını bulmuştum. Özür dileyerek sorabilir miyim, sizin için böyle bir durum var mı?” Uzun süren bir sessizlikten sonra zorlukla yanıt veriyor Seval Günaydın: “Evet var ama bundan kaynaklandığını düşünmek istemiyorum!” Ben de istemiyorum. Ama darbe planlamakla suçlanan komutanların arasına Harp Akademileri Öğrenci İşleri kayıt memuru Güllü Hanım niye sokulmuştu; darbeyi o mu yapacaktı? Tamam, İstanbul Casusluk Davası saçma sapan bir dava. Ama yine de 49 subayın içine bir sivil kadın memur niye sokuldu? Onun da Alevi olması ne tuhaf tesadüf? Birilerinin Senay Günaydın’ın oğluna annesiz geçen ayların hesabını vermesi gerekiyor. Doğahan’a aylardır anneanne ve teyzeleri bakıyor. Babasının yokluğuna alışmaya çalışırken annesinin niye yanında olmadığına bir türlü akıl erdiremiyor! Tıpkı Seval Günaydın ve “örgüt üyesi” 49 subay, nerede, nasıl, kimin için casusluk yaptıklarını anlamadıkları gibi! Hepsi, Anayasa Mahkemesi’nin, 7 aydır iş yoğunluğundan bakamadığı bu davaya bakması ve bu adaletsizliği gidermesini bekliyor.