Olmuyor

Pazartesi, 12 Nisan 2010 - 05:00

Mayın aramayı, taramayı bilmiyoruz. Bu kesin.

Ama mayın döşemeyi de bilmiyoruz.

Bu bir uzmanlık meselesi. Ayıp tarafı yok.

Verin anlayan birilerine, ihale edin, taşeron tutun. Böylece fidan gibi askerciklerimizin canlarını kurtarın.

***

Taksim Meydanı ve 1 Mayıs meselesini çözemiyoruz. Bu kesin.

İzin versen de vermesen de olaylar çıkıyor.

Provokatörlere polis müdahale etse bir türlü, etmese bir türlü.

Her iki halde de devlet yıpranıyor.

Sayın valim.

Madem ne Musa’ya, ne İsa’ya... Öyleyse Taksim Meydanı için izin verin bâri erkeklik sizde kalsın.

***

Bugün negatif bir günümdeyim. Ver kurtul’cular gibi laflar ediyorum.

Ne yapayım? Sıfırdan bir anayasa hazırlayamıyoruz. Bu kesin.

O kadar çok hukukçumuz olduğu halde becerip ortaya bir eser koyamıyoruz.

Derim ki:

- Onu da yabancılara ihale.

En çağdaş anayasa hangisiyse yazsınlar bize... Kaç paraysa masrafı verelim.

***

Yazık.

Bütün hatlarımız çökmüş.

Formdan düşmüşüz.

Bir darbe yapmayı bile beceremiyoruz. Bu kesin...

Hizipler anlaşamıyor... Gruplar uzlaşamıyor. Boru mu bu, yoksa lav silahı mı, hâlâ anlaşılamıyor. Araya bazen ispiyoncular giriyor, bazen köstebekler... Velhasıl olmuyor, olmuyor...

Üstelik her biri maşallah cebindeki krokiyle yakalanıyor, bazıları kendi bilgisayarına bile sahip çıkamıyor.

Nerdee o eski darbeciler?.. Nerdee o “bir gece ansızın gelebiliriz” diye hep bir ağızdan şarkı söyleyen uyumlu ve disiplinli korolar, ser verip sır vermeyen o efsane subaylar nerdee?

Onları kaybetmek, darbelerden daha da büyük felaket değil mi? Hangi birini sayayım?

 

Ertuğrul Sağlam

Sen de mi Ertuğrul?

Saha kenarında nedir o el kol hareketleri? Nedir o sürekli itiraz? Sayıları çok az centilmenlerden biriydin, ne oldu? Seni de mi kaybediyoruz? Sakın ha...

Çok iyi bir yerdesin ama başarının sırrını unutma. Öbürlerine asla benzeme. Kendine dön, haydi... Haksızlığa bile katlan. Tanıdığımız Ertuğrul’u bize geri ver.