Olsa da yesek dedirten kitap

a
a
Pazar, 21 Mart 2010 - 05:00

'İstanbul Mutfakta’ sıradan bir yemek kitabı değil. “Bir mutfakta iki şef olmaz” der, dostum Ziya, ama bu kitapta tam 30 ünlü şef var! Ve tam 130 tarif, İstanbul lezzetlerinden. Çılbır gibi hemen mutfağa girip dolaptaki yumurta ve yoğurtla yapabileceğiniz tarifler de var, humus ve pastırmalı deniz tarağı gibi daha sofistike tarifler de. Daha önce de çeşitli yemek kitaplarına imza atmış Hande Bozdoğan ve Lale Apa, 30 mutfak sihirbazından tarifleri istemişler ama bununla yetinmemişler, onları bir de yaptırıp denemişler! Tamamdır dediklerinin fotoğraflarını Ali Ağaoğlu çekmiş, kitabın tasarımından çevirisine, uzman bir ekip çalışmış, ortaya çıkan güzelliği bir de yarıştırmışlar, 136 ülkeden 6 bin kitabın içinde Jüri özel ödülünü kapmış Fransa’da! Yani bir de ödüllü bir kitap.

Vişneli yaprak sarmasına bittim
Tariflerini aldıkları şeflerin bir kısmını tanıyorum, yemeklerini tatmışımdır, Borsa’dan Mustafa Baylan, Four Seasons’dan Mehmet Gök gibi. Kimileri de arkadaşım, Deniz Alphan, Sevim Gökyıldız gibi ki onun da ödüllü bir kitabı var. Kitabın tanıtımı, sponsoru Bizim Mutfak tarafından düzenlenen büyük bir partiyle gerçekleşti ve davete şeflerin ve yemek yazarlarının büyük bir kısmı katıldı. Tabii onlar bir köşede içkilerini yudumlarken kameralar yemekle ilgisi yemekten öteye geçmeyen Cem Yılmaz’ın peşinden koştu ama şöhret böyle bir şey. Kitaptan bazı tariflerin ikram edildiği davette ben en çok vişneli yaprak sarmasına bittim! Tariflerin bir kısmını da yemeğe misafir çağırıp denemeyi düşünüyorum. Kitabı hazırlayan ve Türk mutfağını dünyaya tanıtma konusunda önemli bir adım atan herkesin de eline sağlık diyorum! Afiyet olsun.

Dersimiz Atatürk

Bunca yıl film yapılmasın ve birdenbire aynı dönemde Atatürk’ü anlatan iki film birden vizyona girsin, şaşırtıcı tabii. Can Dündar’ın Mustafa’sı, Atatürk’le ilgili film yapmak isteyenlerin ne kadar cesaretini kırdıysa bu iki film de o kadar cesaret verecek ve birbirinden farklı tema ve içeriklerde Atatürk filmleri beyaz perdeyi kaplayacaktır, görün bakın! ‘Veda’, beklenti çıtasını indirmiş, Atatürk’ü neredeyse teğet geçmiş bir dönem filmiydi. ‘Dersimiz Atatürk’ ise tam da adının çağrıştırdığı gibi 7-12 yaş çocuklarına görsel içerikli Atatürk dersi. Çocuğunu sinemaya götürmüş olan ana babalar da sıkılmadan izler, hatta benim gibi sulu gözlüyse birkaç damla yaş bile akar gözünden. Artık içinde yaşadığımız dönemin getirdiği bunalımdan mı bilmem! Film, yine kronolojik, Mustafa doğuyor, büyüyor, komutan oluyor, memleketi kurtarıyor. Devrimler yapıyor, çocukları seviyor, her şeyiyle örnek oluyor. Atatürk’le ilgili sigarası, içkisi gibi, negatif unsurlar soru şeklinde soruluyor, tarihçi dede de açıklamalar yapıyor.

Bol bol Atatürk filmi göreceğiz
Filmin amacı bir dönemin kahramanını sorgulamak değil, kahraman olarak anlatmak. Film, yapılış amacına uygun, zaten Çılgın Türkler’in yazarı, tarihçi Turgut Özakman’ın adını afişte görenler de başka bir şey beklemez herhalde. Çoğu dokümanter, film ve fotoğraflardan oluşan filmdeki drama bölümlerinde Halit Ergenç, bol makyajlı bir Atatürk olmuş. Tarihçi dede rolünde Çetin Tekindor’a sözüm yok ama kendi kişilikleriyle aralara girip birkaç söz söyleyen sanatçılar ve hele Uğur Dündar, biraz ‘naif’ kaçıyor, kibarca söylersek. Bu dönemde cesareti olan öğretmenler sınıflarındaki çocukları götürecek, ya da en azından tavsiye edecektir. Onu ötesinde artık bol bol Atatürk filmi göreceğiz gibi geliyor!

Galata platoya dönüştü!

Neredeyse her ay yeni bir dizinin gösterime girmesi ve bunların çoğunun İstanbul’da çekilmesi, Galata’yı doğal plato haline getirdi. Vaktim olup hangisine baksam Galata sokaklarında geçiyor, geçmese de bir yerinde mutlaka Galata Kulesi gözüküyor. Hele kulenin arkasında herhalde stüdyo olarak kullanılan ev, dikkatli izleyicileri gülümsetiyor. Bu evde on gün öncesine kadar ‘Aşk ve Ceza’nın yıldızı Nurgül Yeşilçay oturuyordu ve hatta ben bir reklam ajansında müşteri temsilcisi olarak aldığı para o evin kirasını ödemeye yetmez demiştim! Malum, Nurgül, ajansa geri dönmesi için o kadar taviz aldı ki artık villada oturuyor. Boşalttığı eve de yeni başlayan ‘Kalp ağrısı’ dizisinin genç oyuncusu Beste Bereket taşındı! Artık Galata Meydanı’nda kahveyi de o içiyor... Haa, sahi Gönülçelen’in ilk sahnesi de Galata Meydanı’ndaydı, hani müzisyenimizin ilk sevgilisinin intihar sahnesi, ama sanırım o meydana bakan Anemon Otel’de çekilmişti. Yıllar önce beni büyülediği gibi Galata’nın bir gün herkesi büyüleyeceğini biliyordum zaten!