Onlara OHAL değil, daha fazla açılım verin

a
a
Çarşamba, 23 Haziran 2010 - 05:00

Şu sıralarda hepimiz çok kızgınız. Kızgın iken sağlıklı karar verilemez. Oysa özellikle şimdi, soğukkanlı davranmaya en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

PKK, Türkiye’nin uluslararası konjonktürdeki sıkışıklıklarını değerlendirmiş, içerideki durumu da çok elverişli görmüş olacak ki, kendini yakma pahasına ortaya atılıverdi. Kendini yakma pahasına diyorum, zira hiçbir şey elde edemeyeceklerini çok iyi biliyorlar. Onlar için, ellerindeki militanları heba etmenin bir cezası yok ki. Kimseye hesap vermiyorlar. Tek amaçları, Türkiye’nin canını yakmak, kamuoyunu sinirlendirmek ve bizi fevri davranmaya zorlamak... Doğrusu, şu birkaç gündür yaşananları izleyince, az da olsa başarı kazandıklarını söyleyebiliriz.

OHAL’in geri gelmesi PKK’ya çok yarar sağlar

PKK yöneticilerinin kendilerine göre birçok hesapları vardır, ancak benim görebildiğim iki önemli hedefleri var.

En başta gelen hedef, halkın sinirlerini bozmak, iktidarı telaşlandırmak ve Olağanüstü Hal (OHAL) uygulamasının bölgeye geri getirilmesini sağlamak.

Düşünün, 1990’lardaki önlemlere dönülecek ve Güneydoğu askeri yönetime terk edilecek. İnsanlar bir yerden bir yere gidemeyecek. PKK’ya destek verdiğinden kuşkulanılan köyler sökülecek, kimileri yakılıp yıkılacak. İnsanlar göçe zorlanacak.

Faili meçhul cinayetler başlayacak.

Sorgusuz sualsiz insanlar tutuklanacak.

Bölgede nefes alınamayacak.

Biz bu filmi daha önce, 90’larda yaşadık. PKK eğer gücünü arttırabildiyse, işte bu uygulamalar sonucunda başarmıştır.

PKK’nın istediği, ümidi, rüyası budur.

Daha fazla kan aksın, daha fazla çatışma olsun. Eskiye dönülsün ki, asker baskısı artsın, bölge halkı öylesine bir baskı altına alınsın ki, tekrar eskisi gibi isyan etsinler. Her gün çatışma yaşansın. Bu sayede de PKK’nın bölge halkı üstündeki denetimi artsın.

Allah’tan bu oyunu ilk gören Genelkurmay Başkanı oldu. OHAL’e “şimdilik gerek bulunmadığını” söyledi, içimizi rahatlattı. Başbakan da bu konuda aynı görüşü paylaştı. Ancak PKK bu işin peşini bırakmayacaktır. Onlar vurdukça kamuoyunun çeşitli kesimlerinden “OHAL’i isteriz” çığlıkları yükselecektir. Benim korkum kamuoyu baskısıyla bu noktaya gelinmesidir.

Şimdi yine bu tuzağa mı düşeceğiz, yoksa iktidarın başlatıp, yeterince cesur davranamadığı için yürütemediği açılımı daha da genişleterek tekrar devreye mi sokacağız? PKK terörünün sadece silahla çözümleneceğine inanan savaş taraftarları bu yaklaşıma kesin karşı çıkacaklardır.

Oysa çok yanılıyorlar. Terör örgütlerini, tabanlarından ayıran tek unsur daha fazla demokrasi, daha fazla açılımdır.

Şimdi, gelin eskiyi bir yana bırakalım. Tayyip Erdoğan-Beşir Atalay ikilisinin yeterince etkili olamadıklarının hesaplaşmasını, ileride seçimlerde yaparız. Şimdi, gelin silahlı mücadele kadar açılıma asılalım. PKK’yı savaş besler, bölge halkıyla ilişkisini yoğunlaştırır. Doğru dürüst bir açılım ise, tam aksine PKK’nın elini kolunu kırar.

Gelin, oy korkusunu bir yana bırakıp ortak bir cesaret gösterelim ve üstlerine gidelim. Terörle mücadelede, başka ülkelerin yapamadıklarını biz yapalım.

Tüm suçu İsrail ve ABD’ye yükleyip, kendinizi aldatmayın

PKK’nın önümüzdeki yola kurduğu ve hepimizin içine düşmemizi istediği diğer bir tuzak da, bütün bu yaşananların tümünün “uluslararası bir komplodan” kaynaklandığına inanmamızdır.

Elle tutamadığımız, nereden çıktıklarını, nasıl hareket ettiklerini bilemediğimiz bu yabancı güçlerin, ülkemize komplo kurduğuna ve her şeyin bu uzanamadığımız yabancılar tarafından organize edildiğine inandığımız anda, çukura düşeriz.

Bu yaklaşım çok basittir.

Her şeyi “bilinen yabancı güçlere” fatura edersiniz. Sizin hiç yanlışınız yokmuş gibi davranırsınız. Kendi kendinizi sorgulamaktan kurtulursunuz.

Türkiye baş kaldırıyor. Bağımsız hareket ettiği için, buna tepki gösteren İsrail ve Amerika el ele verdiler. PKK’yı taşeron olarak kullanmaya başladılar” dediniz mi, rahatlarsınız.

Suçu başkalarına çıkardınız mı, hesap verme sorumluluğunuz da azalır. İşin ucunu kaçırırsınız. Alınacak iç önlemlere kafa patlatmak, riskler almak yerine, sırtınızı komplo teorilerine dayadınız mı, kamuoyunun dikkatini o tarafa yönlendirip, paçayı kurtaracağınızı sanırsınız.

Oysa, işte en tehlikeli tuzak budur.

Böylece, sadece içeride terörle uğraşmakla kalmaz, dışarıda da kendinize açıkça yeni düşmanlar edinmiş olursunuz.

Yeni yabancı düşmanlar yaratmayalım...

Doğrudur, PKK’yı taşeron olarak kullananlar vardır. Hatta, Amerika ve İsrail’in yanı sıra, kendimizi en yakın gördüğümüz nice Müslüman ülkeler de, dolaylı dolaysız şekilde mutlaka bu oyunun içindedirler. Ancak unutmayın ki, eğer siz bataklığı kurutamazsanız, birileri gelip mutlaka bundan yararlanmaya çalışacaktır.

Bu, asırlardan beri oynanan, uluslararası bir oyundur. Türkiye de aynı oyunu oynar. Başka müttefiklerinin karanlık işlerini kurcalar. Zira kimse bir diğerinin daha güçlü olmasını istemez.

PKK şu anda taşeronluk piyasasında görücüye çıkmış durumda.

İster Amerikalılara, ister İsrail veya başkalarına verdiği mesaj açık: “Arkadaşlar ben Türkiye’yi istediğim anda karıştırabilecek güçteyim. Ankara ile hesabı olanların katkılarına açığım. Parayı bastıran, bu kampanyaya katılabilir.” Bu gerçeği ise, sadece Türkiye değiştirebilir. Türkiye, içindeki bataklığı kurutabilirse, ortada ne taşeron, ne de PKK’yı kullanmak isteyen ülke kalır.

“Büyümemizi, güçlenmemizi, bağımsız hareket etmemizi istemeyenler, PKK’yı harekete geçirdiler” kolaycılığına düşmeyelim.

Aklımızı kullanıp, kendimizi bu durumlara sokmamayı bilelim.