Aytül Farquharson

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Organik kozmetikler sahiden organik mi?

Pazar, 09 Mayıs 2010 - 05:00

Kullandığımızda vücudumuzda hoş bir etki bırakan, güzel kokan kozmetik malzemelerinin sayısında son 10 yılda devasa bir artış var. Ancak bu kozmetik ürünlerin içerdiği kimyasallarla ilgili araştırmalar ortaya çıkmaya ve kafalarda soru işareti yaratmaya başladığından beri ‘organik’ içerikli kozmetik ürünler hızla raflardaki yerlerini almaya başladı.

Son birkaç yıldır beslenmede olduğu gibi kozmetik ürünlerde de organiğe doğru müthiş bir eğilim var. Her gün piyasaya yeni bir ürün çıkıyor. Daha doğal, daha organik ve daha etkili! Amerika bu konuda başı çekiyor ama Türkiye’de de durum izlediğim kadarıyla pek farklı değil. Pek çok organik ürün Türkiye pazarına giriş yapıyor... Peki organik ve organik olmayan kozmetik ürünlerde neyle karşı karşıyayız? Organikler yeterince organik mi?

Kremler, sabunlar, güneş losyonları... Bunları günde birkaç kez yüzümüze, vücudumuza faydalı olacağını düşündüğümüz için sürüyoruz. Oysa bu ürünlerin büyük bölümü faydalı olmak şöyle dursun, sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor!

Çünkü ağır sanayi maddeleri içeriyorlar. Mesela PG olarak bilinen propylene glycol makyaj malzemelerinde, saç bakım ürünlerinde, deodoranlarda ve after shave’lerde bulunan bir çözücü. Aynı zamanda da anti-friz ve fren sıvılarında kullanılan önemli bir malzeme. Ya PEG olarak bilinen polyethylene glycol? O da yağ sökücü!

Fırın temizleyicilerimizde ve cilt temizleyicilerimizde bulunuyor. Kullandığınız pek çok saç ürününde, kremde ve parfümde bulunan isopropylin de mobilya cilalarınızın önemli bir maddesi. Parabanlar, civa (timerisol) ve çeşitli petrokimyasalların vücuda verdiği zararlar artık kesin olarak kanıtlanmışken, üreticiler bu maddelerin az dozlarda hiçbir zarar vermediğini iddia ediyor.

Çareyi nerede arayalım? Son yıllarda bilinçli ve sağlıklı yaşamak isteyenlerimizin yöneldiği organik ürünlerde tabii.

Organik ürünler, özel yetiştirme ve üretme biçimleri nedeniyle organik olmayanlardan çok daha pahalı. Ancak bu durum bile toplam değeri 52 milyar dolara ulaşan bu endüstrinin hızla büyümeye devam etmesine engel değil. Bu rakama kozmetik ürünler de dahil tabii.

Üreticiler böyle bir piyasanın varlığının farkında ve ABD’de piyasaya organik olarak çıkarılan kozmetik ürünlerin sayısının 2005’den 2006’ya yüzde 62 oranında artmış olması da bunun en iyi kanıtlarından. Avrupa’da 2010 yılında 2 milyar Euro’ya ulaşması beklenen organik kozmetik market değeri 2009’da ABD’de 6 milyar doları buldu bile.

Peki ya organik denen her şey hakikaten organik mi veya ne kadar organik? Esasen organik ürün olarak etiketlenen pek çok ürün sentetik içerikli olabiliyor. Yapılan araştırmalar kozmetik ürünlerde kullanılan 3000 kimyasalın sadece yarısının ‘toksik etki’ testinden geçirildiğini gösteriyor. Organik kozmetik alıyoruz derken paramızı sokağa mı atıyoruz? Tabloya bakılırsa maalesef evet!

ABD’de Ziraat Bakanlığı’nın tanımına göre organik ürünler peptisid, sentetik gübre ve her türlü antibiyotikten uzak üretilen ürünler. Ya kozmetiklerde durum ne? Pek öyle değil çünkü devlet aynı yaklaşımı organik kozmetiklerde sergilemiyor. USDA yani Amerikan Ziraat Bakanlığı kozmetiklerde ziraat ürünleri kullanıldığı takdirde devreye girip kontrol gücünü uyguluyor, aksi takdirde sessiz kalıyor.

Tüketici sendikası başkanı Urvashi Rangan “Tonla sentetik içeriği olan ürünlerin organik etiketiyle piyasaya sürüldüğü biliniyor. Hatta içinde tek bir organik madde bulunmayan kozmetik ürünlerin bile piyasaya organik olarak sürüldüğünü görüyoruz” diyor. Buna üretici şirketler de dahil. Organik sertifikası olmayan üreticiler kendilerini organik üretici olarak piyasaya sunabiliyor.

Özellikle dikkat etmemiz gereken sentetik ürünlerden bazıları:
DEA, MEA, TEA: Bu maddeler özellikle kanserojen olarak böbreklere ve karacigere zarar verebiliyor. Alerjik reaksiyonlara neden olup saç kurumasına, gözlerde iritasyona da neden oluyor.

PETROLATUM: Mineral yağ jeli, sıvı vazelin, parafinum, liquidum ve bebek yağı olarak da bilinen bu madde ışığa karşı hassasiyet, deride çatlama ve kuruma dolayısıyla erken yaşlanmaya neden olurken, vücuttan toksinlerin atılmasına engel olarak ciltte akne oluşmasına neden olabiliyor.

IMIDAZOLIDINYL UREA ve DMDM HYDANTOIN: Cilt bakımı, saç ürünleri, deodoranlarda ve tırnak cilalarında bulunan bu kimyasal koruyucular eklem ağrılarına, alerjilere, depresyon ve baş ağrılarına, göğüs ağrılarına, kronik yorgunluğa, baş dönmesi, uykusuzluk ve astıma neden olabiliyor. Daha da korkutucusu vücudun bağışıklık sitemini zayıflatarak kansere yol açabiliyor.

ALKOL veya ISOPROPYL: Saç ürünlerinde, vücut şampuanlarında, el kremlerinde, after-shave losyonlarında, parfümlerde bulunabilen bu kimyasal, zehirli bir çözücü ve yapı bozucu. Mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, sıcak basması, depresyona neden olduğu biliniyor. Bundan başka saçta ve deride kuruluk, çatlamaya ve neticede bakteri üremesine neden olabiliyor.

SODYUM LAURYL SULFAT (SLS), SODYUM LAURETH SULFAT (SLES), AMMONYUM LAURYL SULFAT veya SODYUM MYRETH SULFAT: Şampuanlarda ve diğer saç ürünlerinde, diş macunu ve vücut şampuanlarında bulunan bu maddeler güçlü bir deterjandan başka bir şey değil. Gözlerde iritasyona neden olurken özellikle çocuklarda ciddi boyutlarda göz bozukluklarına, döküntülere, saç dökülmesine, ağız ülserine neden olabiliyor. Bir takım başka maddelerle birleştiğinde kanserojen olan nitrosaminleri oluşturuyor. Çok kolayca deriye nüfus eden bu maddeler kalbe, akciğerlere, karaciğere ve beyne depolanabiliyor.

PVP/VA Kopolymer: Petrol bazlı bir içerik. PABA olarak da bilinen bu madde güneş yağlarında, saç spreylerinde bulunuyor. Bu maddeyi içeren güneş yağlarının emdiği enerjinin cilt kanseri olasılığını arttırdığı düşünülüyor.

Methyl, propyl, butyl ve ethyl parabenler: Ürünlerin raf ömrünü uzatmak için kullanılan bu içerikler ciddi boyutlarda toksik özellik gösteriyor.

Sentetik renk vericiler: FD7C veya D4C olarak etiketlenen bu maddeler ciddi boyutlarda kanserojen.

Talc: Bebek pudralarında ve bazı prezervatiflerde bulunan bu madde güçlü bir kanserojen. Cinsel bölgeye temas etmesi halinde yumurtalık kanseri riskini arttırıyor. Ayrıca akciğerlere yerleşerek türlü nefes yolu bozukluklarına neden olabiliyor.

Bütün bu bilgilerden sonra durumun ne kadar zor olduğunun siz de farkındasınız. Bunların bulunmadığı bir ürün bulup da kullanmak neredeyse imkansız. Benim size naçizane tavsiyem Amerikan tüketici sendikasının söylediklerini tekrarlamak olacak: Üzerinde USDA damgası olmayan hiçbir ürünün organik veya doğal olduğuna inanmayın.

Ayrıca yukarda saydığımız zararlı maddelerin neler olduğu listeleyip cüzdanınızda taşıyın ve etiketleri tarayın. Bu kimyasallardan gördüğünüz anda da aldığınız ürünü rafa bırakın!