‘Öteki Taraf’: Akıcı bir yerli gerilim

Cuma, 08 Aralık 2017 - 11:30

Kerem Akça, 8 Aralık 2017’de vizyona giren filmleri değerlendirdi

KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr

Kariyerindeki sinema kalitesinin günbegün üzerine koyan Özcan Deniz’in 2017 tarihli yeni eseri “Öteki Taraf”, bir ‘gerilim filmi’ denemesi. Oyuncu Deniz, yönetmen Deniz’e çelme takmadığı anlarda büyük oranda iyi çekilmiş yasal yeniden çevrime Aslı Enver ve Meryem Uzerli’nin performansları da bir özen katıyor.


 
Modern İspanyol korku-gerilim sinemasının dokusuna çalışılmış
 
Başarılı bir adam (Özcan Deniz), yeni sevgilisi Ece (Aslı Enver) ile mutlu bir hayat sürmektedir. Ancak günün birinde hırslı sevgilisi Sara (Meryem Uzerli) reddedemeyeceği bir iş teklifiyle yeniden hayatlarına dahil olur. Sevgilisi Ece’yi de yanına alarak yeni işi için şehir değiştiren adam kısa sürede Ece’nin kayboluşuyla yıkılır. Ece arkasında bir veda videosu bırakmıştır, ancak ondan kimse haber alamamaktadır. Kısa sürede Ece’nin yokluğunu Sara (Meryem Uzerli) ile doldurmaya çalışan adam, Ece’nin izlerini bulur. Evin her yerinden sesler duyan Sara, yavaş yavaş paranoya dolu bir yola sapacaktır.
 
Andrés Baiz’in “Karanlık Taraf”ta (“La Cara Oculta”, 2011) ilginç senaryosuyla dikkat çekse de çok iz bırakmış bir film değildir. Özcan Deniz, “Öteki Taraf”ta (2017) sinema kariyerinin ikinci legal yeniden çevrimine imza atmış. “Evim Sensin”deki (2012) trajik tabloya neyse ki yaklaşmamış. Aksine sinemaskop formatında İspanyol korku-gerilim sinemasının, koyu yeşilden kahverengiye uzanan renk paletini, bunlara uyumlu ışık/gölge oyunlarını yakalayabilen bir film var.
 
Deniz, kendisini geri plana atınca sinemasını geliştirmeye başladı. Tamamen yönetmenlik koltuğuna geçtiği “Sevimli Tehlikeli” (2015) Bollywood usulü bir katil aşıklar filmi gibiydi. “İkinci Şans” (2016) romantik-komedinin ilk yıllarındaki ‘screwball komedi’ tür/alt türünü hatırlatıyordu. Yeşilçay’la Deniz’in uyumu bir yana yönetmenin kendiyle dalga geçmeyi bilmesi de bir avantaja dönüştü. Bu sefer ise üç karakterli, arka planında kara film prototipleri yatan ve doğaüstüne teğet geçen bir psikolojik-gerilim filmi var.
 
Bazen çok ‘Hitchcockyen’, bazen ‘Preminger’ etkili ama esasen Akdeniz ruhlu bir gerilim filmi “Öteki Taraf”. Açıkçası Özcan Deniz, Olcay Oğuz’u da, Ahmet Teke’yi de, Ulaş Pakkan’ı da iyi kullanmış. Görüntü yönetmeninin aldığı kaydırmalı genel planlar, reji metoduna dönüşürken, hikaye kurgusuyla oynarken araya giren geçişler de bir ‘akıcılık’ katıyor.

Uzerli ile Enver’in yalnız kaldıkları sekans antolojilere geçebilir

Deniz, eskisi gibi ‘arabesk dünyasından kopmuş bir birey’ ile ‘Kubrick’i birleştirme gibi tuhaf gülünçlüklere düşmüyor. “Öteki Taraf”ta sadece ilk 20 dakikadaki ‘karizmatik aşık’ ve son 20 dakikadaki ‘intikam alan aksiyon kahramanı’ iddiasını bir kenara bırakmalıymış. Bunun dışında kendi yüzünü göstermeden bile gerilim yaratabiliyor. Özellikle Uzerli’nin otomatik aksanına karşın rolüne iyi çalıştığı kesin. Aslı Enver’in esmer haliyle ilk karedeki kayıttan itibaren gerilimi tetiklediği, Hitchcock’vari şüpheyi ateşlediği kesin. Filmin en başarılı oyuncusu o.
 
Bu ikilinin 60-80. dakikalar arasında, ‘öteki taraf-esas ev’ arasındaki gerilim kat sayısını yükselten didişme sekansı ise kurgusundan müziğine kadar her şeyiyle Türk korku-gerilim sinemasının tarihine geçecektir. Özcan Deniz, geri çekilip iki kadını yalnız bırakınca bu sekansı her açıdan çok iyi kotarırken, genel anlamda olgun bir ‘gerilim filmi’ne imza atmış. Her türde bir derdi ve yapmak istedikleri olduğunu göstermiş.
 
Senarist-yönetmen; karakterleri iyi yazmış, ama iyi bağlayamamış. Nihayetinde ‘yasak ilişki gerilimi’ne, yani işin ucunu James M. Cain’in ‘Postacı Kapıyı İki Kere Çalar’ romanına götüren damarı fena servis etmiyor. Elbette ki üçlü gerilim bize tesir ederken, kurgu da bir ahenk, denge unsuruna dönüşüyor çokça. Yönetmenin ilk iki filmindeki ‘arabeskten pespayelik çıkarma bilinçsizliği’ asla yok burada.
 
Özcan Deniz sırasını bekleyip, sabredip atmosfer kurmayı çözmüş. Yer yer bu yıl izlediğimiz ilk film “Kaygı” (2017) kadar başarılı olmuş bu konuda. Orijinal eseri izlemeyenler için gizem duygusu filmin sonuna kadar devam ediyor. Ama çözülme aşamasında problemler devreye girebiliyor.
 
FİLMİN NOTU: 5.4


 
Künye:
 
Öteki Taraf
Yönetmen: Özcan Deniz
Oyuncular: Özcan Deniz, Meryem Uzerli, Aslı Enver, Ayten Uncuoğlu
Süre: 103 dk.
Yapım yılı: 2017

‘Suburbıcon’: Pleasantville-Blood Simple arası dolandırıcılar banliyösü
 
Coenler’in senaryosunu yazıp George Clooney’nin yönettiği “Suburbicon”, keskin ve yaratıcı bir ırkçı Amerika eleştirisi. Filmde Matt Damon kariyerinin en iyi performansıyla hayran bırakırken, Julianne Moore da iki karakterde döktürüyor.
 
1950’lerde geçen bir banliyö distopyası ya da dolandırıcılar banliyösü
 
Uygun fiyatlı evleri, bakımlı bahçeleriyle Suburbicon, ailelerin huzur içinde yaşadıkları bir mahalledir. Afro-Amerikalı bir ailenin gelişiyle rahatsız edici, ırkçı olaylar başlar. 1950’li yıllarda geçen neo-noir türündeki filmde sakin ve sıradan insanların yaşadığı Suburbicon’da oturan Gardner Lodge (Matt Damon); trajik bir olay sonrası mahallenin ihanet, aldatma, şiddet dolu gizemli bölgelerini keşfe çıkarak bir kabusun içine sürüklenecektir.
 
Coenler’in 1986’da yazdığı senaryo günümüze nasipmiş. Açıkçası 1940’larla, 1950’lerde kara listeye yol açan McCarthy’nin etkisi, günümüzdeki Trump’tan farksız gibi. “Suburbicon”,  Amerikan tarihindeki ‘ırkçılıkla ilgili önyargılar’ı keskin bir taşlamayla hicvediyor. 1950’lerin sonunda Amerika’sının banliyö ahlakını keşfe çıkan bir ‘kara komedi distopyası’ inşa ediyor. Belki de ‘suburb’ (banliyö) ile ‘con’u (dolandırıcılık) birleştiren zeki ismiyle ‘dolandırıcılar banliyösü’ne tekabül ediyor.
 
Açıkçası aynı yıl içerisinde “Truman Show”un (1998) ikizi olarak çıkan “Yaşamın Renkleri” (“Pleasantville”, 1998), TV kültürünün kontrolü altına aldığı günümüz gençliği ve Amerikan ailesini masaya yatırmıştı. 50’lerin ‘sitcom’larına zaman yolculuğu yapılmasıyla ‘gerçekleri, tabuları ve tekrar edilen hayatları görme’ konusunda bir modern klasiğe dönüşmüştü. Coenler de o Gary Ross mamulü modelden etkilenip üzerine “Kansız” (“Blood Simple”, 1984), “Fargo” (1996) etkili ‘neo-noir’ dozu enjekte ediyor sanki. “Suburbicon”, “Kansız” omurgasıyla işleyen bir ‘banliyö makinesi’ gibi.
 
Matt Damon ‘baba’ rolünde kariyerinin en iyi performansını verirken, yan tarafa taşınan Afro-Amerikalılarla birlikte kontrolden çıkan yaşam klasik bir ‘kara film senaryosu’nu var ediyor. Açıkçası Julianne Moore’un ikiz karakterlere dönüşme becerisi onu kalıcı bir femme fatale (vamp kadın) prototipine dönüştürüyor. “Cennetten Çok Uzakta”dan (“Far From Heaven”, 2002) sonra oyuncu için ilginç bir retro anlayış bu sayede canlanıyor.


 
Cinayetin ve aile içi katliamın ‘fotokopi’ haline geldiği bir ikiyüzlülük
 
“İyi Geceler, İyi Şanslar”da (“Good Night, and Good Luck.”, 2005) McCarthy rejimini topa tutarak 1950’lere siyah-beyaz bir gazetecilik filmiyle bakan Clooney, bu kez ‘Suburbicon’ reklamıyla, 1.33:1 formatında bir açılış planlamış. Belki de technicolor’un yaygınlaştığı döneme övgünün adını koyuyor. Ardından banliyö yaşamına Elswit ile Mirione’nin el attığı ‘klasik yapı’yla bir mükemmeliyetçilik katıyor. Eisenhower dönemi, çok canlı durarak kalp atışlarımızı hızlandırıyor. Cinayetin melankolisi, ironik bir distopya tasvirine dönüşebiliyor.
 
Polis şiddetinin de, kendi kendini yeniden inşa eden aile kurumunun da, masum insanın kellesinin peşine düşüldüğü aile ahlakının da devreye girebildiği sistem çok sarsıcı. Afro-Amerikalılar çıkış arıyor. Bunun melankolik tarafı da ‘Coenler usulü bir Clooney filmi’ni doğuruyor. “Suburbicon”, Clooney’nin yönetmenlik koltuğundaki en iyi filmi.
 
Bu da Coenler’in iğneleyici bakışını anlamlı hale getiriyor. Baştan sona iyi planlanmış, karakter yaratımlarıyla Isaac’ten Monroe’ya kadar ironi depolaması yapan bir Coenesk dünya tasvir ediliyor. Her şeyden önce de bütün çatışmalar yukarıdan kameranın aldığı ‘money shot’ (prodüksiyonun görkemini gösteren üst açı) ile bitecek final sekansı için sanki.
 
Klasik cinayet, aile içi katliam melankolik ve fotokopi hale geldiği noktada Matt Damon da nefes alıyor. Coenler’in kariyerinde de yeri olan ‘kara komedi distopyası’ çarpıcı sonuçlar veriyor. Elbette “Suburbicon”, “Pleasantville”den önce çekilseydi daha kalıcı olabilirdi.


 
FİLMİN NOTU: 6.8


 
Künye:
 
Suburbicon
Yönetmen: George Clooney
Oyuncular: Matt Damon, Julianne Moore, Oscar Isaac, Noah Jupe
Süre: 107 dk.
Yapım yılı: 2017

‘Korkusuzlar’: 2000’lerin ‘Yangın Kulesi’ olabilir mi?
 
Gerçek itfaiyecileri anlatan “Korkusuz”, bu damarı ne abartılı görsel efektlerle ne de yapay melodramla sömürüyor. Aksine Miles Teller’dan Jeff Bridges’a uzanan oyuncu kadrosuyla göz dolduran, gerçekçi ve insani bir felaket filmine dönüşüyor.
 
2007’de Prescott’ta korkunç bir yangın başlar. Kısa sürede iyice yayılan yangın birçok hayatı tehdit etmektedir. Yangınla mücadele için Granite Mountain Hotshots yangın departmanında çalışan 19 itfaiyeci görevlendirilir. Herkesin kaçmaya çalıştığı mücadeleye koşar adım ilerleyen itfaiye ekibi, sevdiklerini kaybetme riski ile yüzleşmek zorunda kalacaktır.
 
Ormanların yanmasına 'çevreci' yaklaşımda bulunmak çok orijinal bir şey değil. Ama yakın zamanda gerçekleşen bir olayın çevresinde, Arizona'nın kahraman itfaiye birimine bakmak yaratıcı olabilir. Zira Miles Teller, Josh Brolin ve Jeff Bridges üzerinden ‘bir mesleğin tüm kuşaklarına bakmak’, 'felaket filmi'nin özündeki 'kesişen hayatlar' damarını anlamlandırıyor.
 
Açıkçası Joseph Kosinki, "Tron Efsanesi”nde (“TRON: Legacy”, 2010) kanıtladığı üzere iyi bir memur. Burada da görsel efektlere fazla odaklanmadan ama giriş ve kapanışta da 'yangının yakıcı izi'ni bir görkemle yansıtarak bize bir şeyleri anlatıyor. Çevreciliğin kalbinden akan kasaba tanımı bu sayede insani bir drama yöneliyor.


 
Bunun için de açıkçası Miles Teller'ın adeta yüz ifadesi ve ses tonuyla yöreden biri olması, Jeff Bridges'ın bir kez daha kendinden çıkması, Josh Brolin'in ise karikatürizelik-gerçekçilik dengesinde sahici bir role oturması 'samimiyet' sözü veriyor. Jennifer Connelly de ev hayatında bunlara ekleniyor. Açıkçası kısa gözüken Andie MacDowell, James Badge Dale ile Scott Haze'in karakterleri süreyi kısaltmak için uçurulmuş gibi. Belki hikaye mini diziye daha yatkın olabilirmiş.
 
Ama "Korkusuzlar", türdeşlerinin “Ekip 49” (“Ladder 49”, 2003) gibi demode filmlere veya yeni nesille bağ kurma adına anlamsız görüntü erozyonlarına kaydığı yeni milenyumda tutarlı durmasıyla dikkat çekebiliyor. Bu çağın "Yangın Kulesi” (“The Towering Inferno”, 1974) olma şansını eline geçiriyor. Ne abartılı görsel efektler, ne melodramın dip noktası devreye giriyor, her şey bir ahenkle servis edilip ‘dram’a yarıyor.


 
FİLMİN NOTU: 5.5


 
Künye:
 
Korkusuzlar (Only the Brave)
Yönetmen: Joseph Kosinski
Oyuncular: Miles Teller, Jennifer Connelly, Josh Brolin, Jeff Bridges
Süre: 134 dk.
Yapım yılı: 2017

‘Delil.com’: Hollywood’da yeniden çevrime malzeme olabilir
 
Philippe Lacheu imzalı “Delil.com”, tuvalet komedisine eklediği dolandırıcı interaktif şirketle dikkat çekiyor. Belki de Amerikan yeniden çevrimine dönüşecek ticari bir Fransız filmini duyuruyor.
 
Greg (Philippe Lacheau) ve ortağı Augustin (Julien Arruti), Alibi.com adlı bir şirket kurar. Arkadaşları Mehdi (Tarek Boudali) de onlarla birlikte çalışmaya başlar. Kurdukları şirket paralı kişilerin iş seyahatlerinde çapkınlık ilişkilerini düzenlemekte ve onların özel hayatlarının gizliliğini korumaktadır. Özel hayatlarındaki gizliliğin korunmasını isteyen müşterileri bu hizmetler için oldukça büyük paralar ödemektedir. Greg’in işleri harika gitmektedir ve sonunda büyük aşkını da bulmuştur. Ta ki kız arkadaşı onu müstakbel kayınpederi ve kayınvalidesi ile tanıştırana dek…


 
‘Babysitting’ serisiyle bilinen Philippe Lacheau’nun üçüncü yönetmenlik denemesinde ‘Amerikan Pastası’ (‘American Pie’) esintileri de taşıyan bir tuvalet komedisi izliyoruz. Aslında işin özü bir ‘interaktif’ tarafa da uzanıyor. İnsanlara sahte üretim yapmak, birilerini kandırmak için ant içmek üzerine kurulu ‘dolandırıcılık komedisi’ bir taraftan akarken, diğer taraftan da Elodie Fontan’ın güzelliği ile ‘seks/tuvalet komedisi’ servis ediliyor.
 
Açıkçası Nathalie Baye-Didier Bourdon ikilisinin vahşi cinselliğe, fantezilere kayması eğlence kat sayısını arttırıyor. Bu bağlamda Lacheau’nun ortak senaryo, reji ve başrolle birlikte üzerine aldığı sorumluluk, samimi bir ekipten destek alıyor. “Delil.com” (2017) da bu kaynaktan bizi farklı ufuklara değil de ‘eğlenceli bir komedi filmi’ne taşıyor. İster istemez Fransa’nın “Amerikan Pastası”na (“American Pie”, 1999) interaktif damar eklemesiyle eğleniyoruz. Alanında yaratıcı senaryo Hollywood’un ilgisini de çekebilir.


 
FİLMİN NOTU: 5.5


 
Künye:
 
Delil.com (Alibi.com)
Yönetmen: Philippe Lacheau                                           
Oyuncular: Philippe Lacheau, Elodie Fontan, Nathalie Baye, Didier Bourdon
Süre: 90 dk.
Yapım yılı: 2017

‘On Adım’: Leone’ye Türk işi saygı duruşu filmi
 
Hem yönetip hem oynadığı “Taş Yastık” ile bilinen Fatih Hacıosmanoğlu’nun ikinci filmi “On Adım”, sinemaskopta Leone fetişizmi yapan bir yapıt. Ama ‘meta-western’ formülü için ne kadar ‘profesyonel’ olduğu tartışılır.
 
Tina (Diane Caldwell) yeni sinema filmi için İstanbul’a gelen Amerikalı bir yönetmendir. Uzun yıllardır görmediği Hakan’ı bu sayede görme şansına kavuşacaktır. Fakat olaylar hiç de beklediği gibi gelişmez. Filminin başrol oyuncusu projeden ayrılır, sonrasında yapımcısı kızı yüzüstü bırakır. Tam da bu dönemde, yolları bohem bir kafede bulaşık yıkayarak hayatta kalmaya çalışan Ayvaz (Fatih Hacıosmanoğlu) ile kesişir. Tina ve Tina’nın sadık asistanı İlhan ve Ayvaz kendilerini bir gece bir Ege köyünde bulurlar. Film çekimi için ise Tina kararlıdır.


 
Fatih Hacıosmanoğlu kendini Tarantino zannediyor olabilir. Ama esmerlik, eline silah almak ve gangster gibi yürümek bu anlama gelmiyor. Senarist-yönetmen, “Taş Yastık”ta (2008) kendine özgü düello sahneleri çekerken amatörlüğünü hissettirmişti. O ‘çöp (trash) film’in ardından “On Adım” (2015) biraz toparlamış. En azından açık alanda spagetti western göndermeleri var. Ama başrolde profesyonel oyuncular, kamera arkasında gerçek bir yönetmen olmayınca bu hedef de boş bir prodüksiyon kalitesine dönüşmekle kalıyor.
 
Açıkçası “On Adım”a yapaylık katan iç mekan sahnelerinin dışına çıkınca biraz olsun dirilebiliyoruz. Ama bu açık alan yolculuğu dahi tür sinemasında ‘çaylak bir yönetmenin kıvranışları’nı duyuruyor. ‘Doğaçlamanın doğaçlaması’ bir mizansenle yüzleşiyoruz. Sadece ‘İkiz Tepeler’ (‘Twin Peaks’) göndermesi olsun diye Diane Caldwell gibi bir video oyuncusundan katkı beklemek ise çok garip. Zira ‘meta-western’ (western içinde western) formülü belli bir düzeydeki ‘Türk işi meta-film’ denemelerini, “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni”ni (1990), “Pek Yakında”yı (2014) mumla aratıyor.


           
FİLMİN NOTU: 3.5



Künye:
 
On Adım
Yönetmen: Fatih Hacıosmanoğlu
Oyuncular: Fatih Hacıosmanoğlu, Diane Caldwell, Burak Üzümkesici, Zeliha Gürsoy
Süre: 120 dk.
Yapım yılı: 2015

Kerem Akça’nın vizyon filmleri için yıldız tablosu:
 
KUTSAL GEYİĞİN ÖLÜMÜ (THE KILLING OF A SACRED DEER): 8.6
SOYGUN (GOOD TIME): 7.5
UMUDUN ÖTEKİ YÜZÜ: 7.3
PADDINGTON: 6.7
BUĞDAY: 6.7
THOR: RAGNAROK: 6.7
KÖRFEZ: 6.6
KARDAN ADAM (THE SNOWMAN): 6.4
DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET (MURDER ON THE ORIENT EXPRESS): 6
İŞE YARAR BİR ŞEY: 5.8
AYLA: 5.7
AİLE ARASINDA: 5.6
KARE (THE SQUARE): 5.6
MUCİZE (WONDER): 5.6
İÇİMDEKİ GÜNEŞ (UN BEAU SOLEIL INTERIEUR): 4.2
TESTERE: JIGSAW EFSANESİ: 4.5
YOL ARKADAŞIM: 4.3
ADALET BİRLİĞİ (JUSTICE LEAGUE): 3.8
BEGINNER: 3.8
JUPİTER’İN UYDUSU (JUPITER HOLDJA): 3.6
YOL AYRIMI: 3.6
AYAZ: 3.5
KETENPERE: 3.3
MUTLULUK ZAMANI: 3.3
YARINI YOK (24 HOURS TO LIVE): 3.1
GEÇMİŞTEKİ SIR: 2.9
SARI SICAK: 2.7
KARDEŞİM BENİM 2: 3
SEN KİMİNLE DANS EDİYORSUN: 2.9
 
BUNLAR DA VAR

*TAFF’ın BKM’nin “Deliha”sı cevabı gibi duran yerli komedi “Maide’nin Altın Günü”, Ezgi Mola’nın başrol performansına güveniyor.

*Jackie Chan ile Pierce Brosnan’ı yüzleştiren aksiyon filmi “İntikam”, “Casino Royale” ve “Altın Göz”le bildiğimiz Martin Campbell imzalı.