Parmaklarını kesmemeleri için yalvardı!

a
a
Salı, 07 Eylül 2010 - 15:25

Gel perşembe gel
Bir hafta boyunca perşembe gecesinin gelmesini iple çekiyordum. Salı gününden itibaren heyecanım artıyor çarşamba gecesi hemen geçsin diye çoğu zaman erkenden yatıyordum. Perşembe günü okuldan gelir gelmez ödevlerimi yapıp, gece "o" programı izlemeden uykuya dalmamak için bir iki saat kestiriyordum. "Avrupa'dan Futbol"  TRT 2'de yayınlanıyordu ve o dönemde Avrupa'da oynanan futbolu görmek için tek adresti.

Yorgan altından "yıldızları" seyretmek
Salonda yorganı üstüme çekip uyudum numarasıyla seyrediyordum Diego Armando Maradona, Ruud Gullit, Roberto Bagio, Gary Lineker gibi rüyalarıma giren yıldızları. İşte o zamanlarda gözlerimden uyku akarken aklıma ve dilime takıldı Anfield Road... Kırmızılılara o zamanlar aşık oldum delicesine.

Dualarım kabul olmuştu
Robbie Fowler, Steve McManaman ve Michael Owen kadar takımlarını hiçbir zaman yalnız yürütmemeye yemin eden taraftarları çıkarıyordu beni baştan. Günün birinde Anfield Road'da olmak ve dünya gözüyle Steven Gerrard'ı izleyebilmek için ettiğim dualar kabul olmuştu. Önce 24 Ekim 2007'de İnönü'de muhteşem bir şov eşliğinde hem Beşiktaş'ı hem de kaptan Steven Gerrard'ı izledim.

Hiç mutlu başlamadı
6 Kasım 2007'de bu sefer Anfield Road'da Beşiktaş'ı 8-0 yendikleri maçta bir yanım acırken bir yanım Steven Gerrard'ı ayakta alkışlıyordu... Liverpool gibi rotasyonun geleneksel hale geldiği bir takımın altyapısından çıkan, kaptanlık pazubantını koluna takan ve taraftarların adına yaptığı bestelerle bir albümün kolaylıkla çıkarılabileceği Steven Gerrard'ın öyküsü hiç de mutlu başlamadı aslında.

Tırmığa vurdu hayatı karardı
30 Mayıs 1980'de doğan Steven Gerrard, 9 yaşında Liverpool'un gençlik akademisinde meşin yuvarlağın peşinde koşmaya başladı. Bir sene sonra ailesiyle çıktığı tatilde sahilde oynarken gördüğü topu sert bir şutla ağlara göndermek istedi. Fakat Steven Gerrard topun bir tırmığa sıkıştırılmış olduğunu fark etmemişti. Tırmığın bir dişi ayağına saplanınca bir anda hastanede buldu kendini..

Ayak parmakları olmayacaktı!
Doktorlar Steven Gerrard'ın tetanoz olma ihtimali yüzünden korkuya kapıldı ve ayağındaki bütün parmakları kesmeyi düşündü. O sırada yarı baygın halde sedyede yatan Steven Gerrard'ın ağzından ölürüm de parmaklarımı kestirmem anlamına gelebilecek sözler döküldü.





Neyse ki korkulan olmadı ve yıllar sonra Liverpool'un kalp atışı haline gelen Steven Gerrard zorlu yolun başındaki ilk muharebeden zaferle çıkmayı başardı.

30 milyon Euroyu reddetti
2003 yılının Ekim ayında Steven Gerrard altyapısından yetiştiği takımın kaptanı oldu. 2004-2005 sezonunda Şampiyonlar Ligi'nde gol kralı olan kaptanın liginde ve Avrupa'da neredeyse kaldırmadığı kupa kalmadı. Chelsea'nin 30 milyon Euroluk teklifini reddeden Steven Gerrard, bir kez daha taraftarların gönlünde taht kurdu.

Şarkısını çalmayan DJ'yi dövdü
2005 yılında Milan'a karşı İstanbul'da 3-0 yenik durumdan maçı 3-3'le uzatmaya götüren ve penaltılarda Şampiyonlar Ligi kupasını kaldıran takımın kaptanıydı Steven Gerrard... 2008 yılında Newcastle'ı yendikleri bir maçın ardından barda sarhoş olup Phill Collins'in şarkısını çalmayan DJ Marcus'a saldırdı. Kavgada bir dişi kırılan ve gözü moraran DJ'le mahkemelik olan Steven Gerrard'ın aslında sanıldığı gibi bir makine değil içimizden biri olduğunu anlamış olduk böylece.

Onlar bizim için geldiler!
Steven Gerrard, Rio Ferdinand'ın sakatlanıp, John Terry'nin azledilmesinin ardından Milli takım kaptanlığı hayaline de kavuştu. Amatör ruhun peşinde koşanlar için bir ilah, endüstriyel futbolun bir an önce dünya üzerinden silmek istediği anlayışın günümüzde en önemli temsilcilerinden biri olma unvanını taşıyor kaptan Steven Gerrard...

Yolun açık olsun kaptan, umarım altyapıdan sana benzemek için çırpınanlar da Şampiyonlar Ligi Kupası'nı kaldırır kaldırmaz şu cümleyi kurabilirler: "Taraftarlarımız İstanbul'a gelebilmek için para biriktirdiler. Bazıları haftalığından artırdı bazıları sevgilisiyle yemeğe gitmedi kimi de tatil parasını bize burada destek vermek için sakladı. Şimdi hep birlikte mutlu olma zamanı..."