Pazar Kahvesi

Pazar, 07 Ocak 2018 - 05:00

Severim külhanbey ağzını. Bayılırım. “Feriştah’ın gelse” diye başlayan o cümleler, çocukluğumuzu süsleyen ne hoş bir sokak edebiyatıydı... Ayıp değildi de.
“Feriştah’ın gelse bana gol atamaz” derken, hücumdan ziyade galiba bir savunma güvenliği ifade edilirdi.



Lügat manâsı da ona yakın. Feriştah... Yani en üstün... En güçlü... En iyi... En yetkili. Feriştah’ı gelse...
Yani, bütün imkanlarını seferber etse. Yine de vız gelir.



Kılıçdaroğlu, bu kelimeyi çok seviyor. Çok kullanıyor. Rakiplerine meydan okurken hep diyor ki:
- Feriştah’ın gelse, geri adım atmam. - Feriştah’ın gelse korkmam.
Yani “istersen, topunla tüfeğinle gel, istersen savcılarınla, hakimlerinle, polislerinle gel...
Beni susturamazsın.”



İşte ben buna bayılıyorum. Siyaset’te biraz sokak kültürü de olmalı. Kasımpaşa delikanlılığı Erdoğan’a bazen nasıl yakışıyorsa, Kağıttepe ağzı da Kılıçdaroğlu’na ayrı bir hava getiriyor...

“Feriştah’ın gelse” deyince Kılıçdaroğlu’nun meğer bir muhallebi çocuğu olmadığını, sokak kültürü almış bir halk adamı olduğunu anlıyoruz.



Baykal böyle laflar bilmezdi. Ecevit hiç bilmezdi. İsmet Paşa nereden bilecekti? Sokakta hiç çember çevirmedi ki, gençliği savaş meydanlarında geçti.

Kılıçdaroğlu çok değişik bir muhalefet lideri. Sürekli hodri meydan diyor. Sürekli alayınız çıksın karşıma diyor. Sürekli feriştahınız gelsin diyor. Hepsini sayamam... Kelime dağarcığı epey zengin... Üstelik Kemal Bey’in kayığı da var.