PKK'nın barış şovu, tepki çekti!

a
a
Salı, 20 Ekim 2009 - 05:00

Korktuğum oldu: Öcalan, “demokratik açılım”ı başarıyla PKK’nın yürüttüğü Kürt Kurtuluş hareketi şovuna dönüştürdü; koskoca bir ülkeyi parmağında oynatıyor ve herkes seyrediyor! İmralı’da sözüm ona mahpus Öcalan, başta DTP, sonra AKP’ye istediklerini yaptırıp, bütün harekatı yönetiyor. “Barış gücü” dediği hepi topu “seçilmiş” 34 kişiye bakar mısınız? Yola çıkarken hepsinin üstünde “üniforma” var. Kamuflaj değilse de PKK’nın tören üniforması mı? Zaten karşılamayı bekleyenler de dağdan inmiş teröristleri değil, muzaffer savaşçıları bekliyor! DTP, ya da PKK, sınır kapısına yığdığı binlerce kişinin eline PKK bayrakları ve Öcalan’ın fotoğraflarını vermiş, gelin alayı karşılar gibi zılgıtlar, horonlar, alkışlarla anlı şanlı tören yapıyor. Siz “Batı’da” bu görüntüleri hazmedebilecek kaç “Türk” olduğunu sanıyorsunuz? Bu görüntüler ateşe benzin dökmektir. Bu tavırlar, olabilecek bir yumuşamayı önlemek ve sonra da “biz iyi niyetle geldik, ama Türkler bizi iyi karşılamadı, barış suya düştü” demek içindir! Zaten öncesinden başlayan tehditler neydi? Neler dediler, neler istediler? “Gelecek olanlar, “teslim olmaya” gelmiyor, ne de pişmanlık yasasından yararlanmaya. Onlar pişman olmuş teröristler değil, onlar anlı şanlı barış temscilcileri. Onları karşılayacak, öpüp koklayacak, hal hatır soracak ve bırakacaksınız, evlerine gidecekler. Böyle olursa arkası gelir. Yoksa tıpkı on sene önce olduğu gibi bir 10 bin kişi daha ölür!” Bunu söylediler mi söylemediler mi? Hem de DTP Başkanı, en aklıselim sahibi dediğimiz Ahmet Türk’ün ağzından!

AYRILSINLAR DA NASIL?

Bu ülkede gerçekten de binlerce genç öldü. Binlerce ailenin evine ateş düştü. Bu toprakları böldürmemek için insanlar oğullarını, eşlerini, babalarını feda etti. Herkes istiyor silahlar sussun, kan dökülmesin, askere yolladığımız çocuklarımızı acaba geri dönecek mi korkusuyla beklemeyelim. Hükümet cesur bir kararla sorunu çözmek için elini ateşin içine soktu. Ama iyi yönetemedi. Gelinen noktada muhalefet konuşmaya bile ikna edilememişken, Öcalan müthiş bir manevrayla zaten yaklaşan kış koşullarında zor durumda kalıp teslim olacak olan militanlarını üstelik de savaş kazanmış komutan edasıyla sokuyor ülkeye! Bu tabloya bakınca insan “bırakalım ayrılsınlar, ne bizim çocuklarımız ölsün, ne onların, canımızı da daha fazla sıkmasınlar, ama İstanbul’dan, Adana’dan, Mersin’den de gitsinler!” diyor da etle tırnak nasıl ayrılacak birbirinden? Bu gördüğümüz PKK prodüksiyonu soap operada tek umut veren, 400 kişinin gelmek istemesi ama komutanlarının 34 kişiyi yollamasıydı. Tamam dağa çıkan var da, ya inmek isteyenler? Bıraksınlar bakalım, kaç kişi kalacak oralarda?

ÜNSAL HOCA'NIN ÖĞRENCİLERİ

Arkasından ağlayan, güzel yazılar yazan, sevgiyle anan öğrencilerine baktıkça sevindim. Öyle güzel bir kalabalık vardı ki uğurlamaya gelenler arasında, salona bile giremedim. Ünsal Hoca da sevinmiştir! Dört yıllık gazetecilik eğitimimiz içinde en çok sevdiğimiz dersin hocası: Kitle İletişimi. Her eve lazım diye anlatır, yüzyüze ileteşimi beceremeyen bir milletin müstakbel gazetecilerine kitleyle iletişim kurmanın kurallarını öğretirdi. Türkiye’de bu konuya ilk ilgi duyan, uzmanlaşanlardan biri olduğu için dersi çok da ilgi çekti. Müthiş bir hitabeti ve üslubu yoktu ama anlattıkları o kadar önemliydi, güncel hayatla o kadar bağlantılıydı ki ağzının içine baktırırdı. Biz Ankara’da eğitim dünyasının içinde olanlar, bir biçimde İstanbul’a gelip dağıldık bir yerlere ve bu kentin karmaşasında bir daha görüşemedik! Uzaktan izledik birbirimizi. Sonbahar, yaprak dökümü mevsimi. Bir dost daha gitti, ne güzel ki arkasından iyi yazabildik, göz yaşı dökebildik! Çınar’ı, Defne’si Dalya’sı uzun ömürlü, sağlam olsun...