Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Rüzgar düştü, heyecan bitti, şimdi iş zamanı...

Salı, 25 Mayıs 2010 - 05:00

Geçen hafta yaşananları küçümsememek gerekir. Kimselerin beklemediği bir olay gerçekleşti.
Türkiye’de aniden bir fırtına esti. Uzun süredir biriken siyah bulutlar boşaldı ve hepimiz aniden doluya tutulduk. Sel suları, Deniz Baykal’ı karşı kıyıya attı, yerine de Kemal Bey’i adeta sürükleyerek getirdi. Meğer CHP’liler Deniz Bey’in gitmesini istiyormuş, bekliyormuş da, açıkça söyleyemiyorlarmış. Son iki haftada yaşananlara baktıktan sonra, Baykal’ı kaset olayının devirmediği, sadece bu beklentiyi tetiklediği, CHP’lilerin de “fırsat bu fırsattır” der gibi Kemal Bey’in etrafında birleşiverdikleri apaçık görülüyor.
Sadece CHP değil, bu değişimin ülkenin genelinde de beklendiği anlaşılıyor.
Kemal Bey, partisini iktidara taşıyamasa dahi, Türk siyasetinin sadece Ak Parti’ye mahkum kalmayacağı ümidini yaratarak, muhalefette heyecan yarattı. Bir kesimdeki, “Bu CHP’den ne köy olur ne kasaba. Bunlara oy vereceğime Ak Parti’ye veririm, zaten başka çarem de yok” havasının dağılmasına yol açtı. İş yapan tek bir partinin ve tek bir liderin arkasına takılmak zorunluluğunun bittiği izlenimi doğdu.
İlk defa, Ak Parti’ye oy vermek istemeyenlerin, hiç değilse bir deneme olarak oylarını verebilecekleri bir isim doğdu. Düne kadar böyle bir isim yoktu.
Şimdi bu manzaraya bakıp, CHP’nin hemen tek başına iktidar olacağı gibi bir sonuca varmıyorum. Benim dikkatimi çeken, Türkiye’nin genelinde yaşanan bu değişimin yarattığı artçı depremler ve bunların yaratacağı sonuçlar.

Bugün alkışlayanlar, yarın sırtlarını dönerler
Ancak dikkat, bu bir konjonktür kurultayı idi. Özel koşulları vardı ve olağan dışı bir sonuç çıktı. Hafta sonunun rüzgarları, heyecanları da bitti.
Şimdi hesap saati geldi.
Şimdi kolların sıvanıp işe başlama dönemi başladı.
Kemal Bey’in unutmayacağını bildiğim bir hususa dikkat çekmek isterim. Eğer bu rüzgarın hep devam edeceği sanılıyorsa, CHP’nin yeni ekibi çok yanılıyor demektir. Eminim, onlar da çok iyi biliyorlardır. Bugün sırtlarını sıvazlayanlar, yarın en sert eleştirileri yapabilirler. Eğer bu duruma düşmek istenmiyorsa, partinin her ferdinin harekete geçmesi gerekir.
En başta da, Kılıçdaroğlu’nun performansı izlenecektir.
Acaba, sadece genel başkan olarak mı kalacak, yoksa CHP’yi uçuracak bir lider mi olacak?
Bu sonuca hemen varabilmek çok güç.
Kurultay konuşmasına bakıp, Parti Meclisi veya Merkez Yönetim Kurulu’na kimlerin girdiğine göre de bir yargıda bulunamayız. Her şey dönüp dolaşacak ve Kılıçdaroğlu’nun partiye vereceği havaya ve içeriğe bağlanacak.
Eğer dış politika alanında olduğu gibi cılız bir sesle, cılız görüşler ortaya atılırsa, umutlar yavaş yavaş erimeye başlar. Doğrusu ben, Kılıçdaroğlu’nun Ak Parti’den AB bayrağını kapmasını, Kürt Açılımı’nda daha ileri adımlar atmasını beklerdim.
Önemli değil, bunlar önümüzdeki dönemde de düzeltilebilir.

Şimdi susma ve kolları sıvama günü...
Şimdi, herkesin beklediği bir yanıt var.
O da, CHP’nin tüm kadrolarıyla ayaklanıp, bugünkü rüzgarı hiç değilse gelecek seçimlere kadar taşıyıp taşıyamayacağıdır.
Acaba CHP’liler, eski alışkanlıklarından kurtulamayıp, bugünden itibaren başa getirdikleri ekibi vırvırlarıyla eritmeye mi başlayacaklar?
Yoksa, bazı politikaları beğenmeseler dahi, ağızlarını kapatıp tüm güçleriyle parti için mi çalışacaklar?
Acaba, kliklere ayrılıp, Baykalcılar adıyla yeraltı çalışmasına mı girecekler?
Yoksa, her söyleneni kabullenmeseler dahi, dedikodu yapmak yerine, parti için çalışacaklar mı?
Bugünkü rüzgar, seçimlere kadarki döneme yansıtılabilirse, CHP oy oranını büyük oranda arttırabilir. Hele tüm muhalefeti etrafında toplayabilirse, sandıktan galip bile çıkabilir...
Aksi halde, Ak Parti’ye iktidar alternatifi olmaları imkansızlaşır.