Şans, kader, kısmet

Çarşamba, 04 Kasım 2009 - 05:00

Bu maçın iki seçeneği vardı. Beşiktaş ya kaderine ya da kederine razı olacaktı. Kaderi Ankaragücü maçında çizilmişti. Rüştü, Nihat, İbrahim Toraman sakata çıkmış, yetmiyormuş gibi bir de Fabian Ernst’in hastalığı teknik direktör Mustafa Denizli’nin hiç de ummadığı bir onbirle sahaya çıkmasına neden olmuştu.
Wolfsburg’da Grafite iyi ki kırmızı kart görmüş, kaderine razı Beşiktaş’ın kale önü Alman ekibini piyasaya zorlamıştı sanki. İlk 15 dakika kaleci Hakan ne yaptıysa gole mani olamadı. Yumruk, kafa, kolla, ortaya varını yoğunu koydu. Misimoviç’in golünde öndeydi ve kederi ile başbaşa kaldı. Dzeko’nun başa bela driplingleri, Schafer’in bitmek tükenmek bilmeyen bindirmeleri karşısında hangi takım ambale olmaz, sorarım size.
Beşiktaş bu ağır tramvadan devre sonuna doğru kurtuldu ama, rakip kale önünde zaten şuta dayalı pozisyonları golü getirmekten uzaktı. 12 milyonluk Tabata’ya baktım bir ara ve şunu hatırladım: “Şampiyonlar Ligi maçlarını iple çekiyoru.m” Brezilyalı böyle diyordu ama, oynadığı futbol onun ipe çekilmesi gerçeğini de beraberinde getiriyordu.
Tabata’nın demeci fevkalede güzeldi. Ah bir de onu sahaya yansıtabilse. Orta saha zaten pozisyon üretmekten uzak bir de sizin onbuçuğunuz kötürüm olursa, vah ki, vah. İkinci yarı Tello, Nobre, İsmail Köybaşı değişikliğine gitti Mustafa hoca.. Oyunu karşı kaleye yıktı. Gol için ne kadar teşebbüs varsa yapıldı.
O olmadığı gibi Hakan’ın gereksiz çıkışı ile ikinci Wolfsburg golü de gelince kader ağlarını ördü. Malum slogan yine gündemdeydi. Ama ikinci yarıdaki Beşiktaş en azından bir beraberliği haketmişti. Olmadı.